Islam Hukuku - 29. Sayfa - Islamhukuku
Giriş
İslâm Hukuk âlimlerinin (müctehidlerin) asıl kaynakları Kitap ile Sünnetten
ibarettir. Fakat bu kaynaklar, nazarî kaideleri içine alan bir ilim dalı
şeklinde olmadığı için İslâm müctehidleri şer'î delillerden (kaynaklardan)
hükümlerin nasıl çıkarılacağı ve bu deliller ile hükümlerin durumundan bahseden
bir ilim vücuda getirmişlerdir ki bu da "Fıkıh Usûlü" ilmidir.
İşte işin hakikati bundan ibaret olduğu halde İslâm müctehidlerinin Roma
hukukundan çok şeyler aldığını iddia edenler bulunmuştur. Bu iddia dış görünüş
ile yetinenler için ileri sürülebilirse de mesele derinleştirilince bunun pek
temelsiz olduğu ortaya çıkar. Müslümanların Bizans İmparatorluğu ile
münasebetlere girişmiş bulunması sebebiyle, Jüstinyen tarafından Roma Hukuku'na
dair neşredilen mecmualardan İslâm âlimleri elbette haberdar olmuşlardır. Zaten
Suriye, Romalıların idaresi altında iken Roma Hukuku'na dair bir takım hülâsalar
yazılmış, bu hülâsalar buranın, Müslümanlar tarafından fethedilmesinden sonra,
Hristiyan ahali arasındaki muhakemelerde bir müddet daha esas olmuştu. Fakat bu
durum İslâm hukukçularının Roma Hukuku'ndan iktibasta bulunmuş olmalarını
gerektirmez.
Gerçi dış görünüşleriyle İslâm Müctehidlerinin bazı nazariyeleri Roma Hukuk
düşüncesindeki nazariyeler ile benzerlik gösteriyorsa da aralarında büyük
farklar vardır.
Roma Hukuku aslında formalisttir; her şeyi bir şekle bağlar, onun hususiyet (originalité)
ve kuvveti bundandır.1 İslâm Hukuku'nun hususiyeti ise aksine şekle önem
vermemesidir. Akitlerde itibar mâna ve maksatlaradır; cümle kuruluşu, kelime ve
şekillerine değildir. Her şey iki tarafın rızasına, hal ve karînelerin
delâletine, hakimin takdirine bırakılmıştır. Hatta esaret, diyet (kan bedeli),
hudûd (şer'î cezalar) ve kısaslar, veraset hükümleri ile -esasları dinî
kaidelere dayanan- bazı hükümler müstesna olmak üzere İslâm hukuku ile bugünkü
Avrupa kanunları arasında büyük bir fark yoktur.
İslâm müctehidleri tesis ettikleri binayı kurmak için elbette önceki teamülleri,
eski millî hukuku nazar-ı itibara almışlardır.2
Fakat bunların çoğu Kitab ve Sünnet ile ta'dil edilmiş ve değiştirilmiştir.
İbrahim, Musa ve İsa (a.s.) şeriatlarından da bazı hükümler girmiştir.* Bununla
beraber Garb, Site Hukuku yoluyla İslâm Hukuku'nun kuruluşunda bir tesir icra
edememiştir.
Biz burada İslâm Hukuku'nun teferruatına inmeyecek, yalnız onun özellik ve
farklılığını gösterecek bazı örnekler vermekle yetineceğiz.
1. Roma Hukuku'na göre bir akdin tamam olması için (in'ikadı) iki tarafın razı
olması kâfi değildir, bir takım şekil ve merasimin de yerine getirilmesi
gerekir. Meselâ mülk edinmenin sebeplerinden biri olan "mansipasiyo"da, temellük
eden, bazı muayyen sözleri söyler ve ortada bulunan mala elini kor, bir bakır
parçasını terazinin bir kefesine vurur. Bu usûlün bazı iyi tarafları varsa da
mahzurları daha çoktur. Zamanla bu mahzurların çoğalması üzerine biri karşılıklı
rızaya, diğeri de merasime ait iki nevi akit meydana gelmiş, sonra bunlar da
nevilere ayrılmıştır.
2. İslâm'dan önce Araplar arasında mevcut teâmüller Hind-Avrupaî sülalesinden
gelen kavimlerin teâmüllerine çok benzemektedir. Her yerde ailenin bir ibtidâî
şekli zannedilen maderşâhîlik (matriyarka) bir tarafa, eski Araplarda mevcut
olan mutlak bir baba hakimiyeti, karşılıklı bir evlât edinme şeklindeki "muvâlât
akdi", borç için kölelik, kan bedelinde kabilenin; alacaklı, borçlu sıfatıyle
tekâfülü bunun örnekleridir. Telkînde ölünün anasının ismiyle hitabedilmesi,
büyücülerin istediklerini hep analarının ismiyle çağırmaları eski
mâderşâhîlikten kalma izlerdir.
* Bunlar, Kitab ve Sünnetin neshetmediği, bu kaynaklara aykırı da olmayan
hükümlerdir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi