Satım Akdi ve Diğer Akitler - Külliyat - Islamhukuku - 32. Sayfa
SATIM AKDİ VE DİĞER AKİTLER
Fıkıhta akitlerin en önemlisi beyi' (satım) dır. Beyi', "malı mal karşılığında
değişmek" diye tarif edilmesine bakılınca âdeta bir akit cinsi durumunda olup
ıvaz (bedel, karşılık) mukabilinde bir şey verilmesini ifade eden bütün akitleri
için almaktadır ve aşağı - yukarı Romalıların "do ut des" dediklerine tekabül
etmektedir; asıl bey'i, sarfı, mukayazayı* hatta selemi içine almaktadır. İkrara
dayanan sulh beyi' hükmünde olduğu gibi (Mec. 1548), ıvaz şartıyla hibe de
neticede beyi' hükmündedir (Mec. 1022). İcâre bile menfaati satmak (beyi')
demektir (Mec. 405).
Peşin para ile veresiye mal almaktan ibaret olan "selem", normal satım akdinden
titizlikle ayrılmıştır. Çünkü fıkıhta şahsî kredi (itibar) için tanınmış tek yol
budur. Bedel peşin olarak verilir. Misliyattan olması zarûrî bulunan mebî,**
belli müddet sona erince teslim olunur. Fıkıhta "ipotek" usûlü bulunmadığından,
çiftçi arâzîsini elinden çıkarmaksızın ihtiyaç duyduğu parayı ancak bu şekilde
tedârik edebilir.
Rehnedilen şeyin teslimi şartına bağlı bulunan rehin usûlü bu neticeyi hâsıl
etmediği gibi müstakrız (borç alan) mebîi istiğlâl usûlüyle* kiralamadıkça beyi'
bi'l-vefâ da hâsıl edemez. (Mec. 118, 119). İstiğlâl şeklinde ise borç alan,
kira bedelinin tayini hususunda borç verenin (dâyin) keyfine terkedilmiş olur.
Hangi şekil altında olursa olsun faiz karşılığında borç vermek İslâm'da
yasaklanmış olduğundan, eğer İslâm hukuku "darlık vaktinde genişlik gösterilmek
gerekeceği" fıkhî kaidesine (Mec. 17) göre selem gibi bir kolaylık yolu
göstermemiş olsaydı kredi tamamen yok olur ve muâmelât normal yürümezdi.8
Diğer akitlerde zikre değer bir hususiyet yoktur. Şirket hemen hemen Romalıların
icra ettiği yoldadır. Yalnız İslâm müctehidleri, mudârebe (commandite) şirketi
ismiyle farklı ve husûsi bir mukavele ortaya koydular ki, bu "bir taraftan
sermaye diğer taraftan iş olmak üzere" bir nevi şirkettir (Mec. 1404).
Müctehidler şirketin anonim şeklini kabul etmedikleri gibi ortaklar arasında
tekâfül (zincirleme kefâlet: solidarité) bulunmasını da kabul etmemişlerdir.*
Aksine akdin hukuku, akdi yapan ortağa aittir (Mec. 1377). Bundan başka herhangi
bir ortağın şirketi dilediği zaman feshedip çekilebileceği yukarıda söylenmişti.
Müzâraa (zıraat ortaklığı: métayage) ve müsâkat (meyva ziraatı ortakçılığı:
jardinage) gibi zirâate ait mukaveleler dikkatle göz önüne alınmış ve hükümleri
itina ile belirlenmiştir.
Avrupa Kanunlarında akitler, bedelin (ivaz) tayin edilip edilemediğine göre "kat'î"
ve "tesâdüfî" kısımlarına ayrılır. Akit yapılırken iki tarafın verecekleri
ivâzın tayin ve tesbiti mümkün ise akit kat'îdir (contrat commutatif) ve bunda
gabin davası söz konusu olabilir. Eğer ivaz, vukubulacağı şüpheli bir hâdiseye
bağlı ise akit tesadüfe bağladır (c. aleatoire). Meselâ sigortada sigortacının
tazmînatı vermesi, tehlike ve kazânın vukubulması şartına bağlıdır. Kezâ muayyen
bir malını, hayatı boyunca, muayyen zamanlarda verilecek îrat karşılığında
satmakta da ödenecek miktar, satanın yaşayacağı müddete tâbidir. Bu nevi
akitlerde gabin (aldanmış olma) dâvası yürümez.
İslâm Hukuku'nda tesadüfe bağlı muâmeleler faiz gibi telâkkî edilerek kesinlikle
yasaklanmıştır. Bu ise denizcilikte kullanılan istıkrâza (contrat á la grosse)
hattâ sigortaya engel olmuştur. Avrupalılara pek tabiî görünen ve bir hizmete
karşılık mükâfat sayılan bir çok akit ribâ korkusu ile yasaklanmıştır. Hubûbat
ve misliyât ile kıymetli madenler satışında çok grift bir takım hükümlerin kabul
edilmesi işte bu sebebe bağlıdır. Bir Müslüman sermaye sahibi ancak mudarebe
şirketi akdiyle sermayesinin mükâfatını alabilir.*
* Nakit kabilinden olmayan bir malı (aynı) diğer bir mal ile değiştirmektir (tırampa).
** Miktar ve değeri ölçü, tartı, sayı gibi bir şeyle tayin ve takdir edilebilen
mallara "misliyât" denir; yağ, bal, şeker, yumurta gibi. "Mebî", satılan şey
demektir.
* Beyi' bi'l-vefâ -daha önce de geçtiği üzere- Mecelle'nin 118. maddesinde şöyle
tarif edilmektedir: Bir kimsenin bir malı, diğerine, bedeli geri ödendiğinde
geri vermek üzere -şu kadar kuruşa- satmaktır. Bu beyi'de, satın alan mebîi
başkasına satamaz, fakat bundan istifade eder. İstiğlâl usûlüyle beyi' ise 119.
maddede tarif edilmiştir: "Bâyi (satan) bir malı, kendisi kiralamak üzere -beyi'
bi'l-vefâ usûlüyle- satmaktır. Fıkıhta ipotek usûlünün bulunmadığı ifadesi
yanıltıcıdır. Tapu ve tescil bulunmadığı çağlarda taşınmaz teslim edilmedikçe
rehin (ipotek) gerçekleşemiyordu. Tapu usûlü bulunduktan sonra "tapuya kayıt"
teslim sayılmış ve fıkıhta ipotek mümkün hale gelmiştir.
8. Eski Fransa Hukuku da "intérets moratoires" denilen usûle izin vermiş olduğu
için, İslâm hukuku kadar sıkı olmamakla beraber, ödünç verme hususunda bir
kolaylık olmak üzere, tahsis edilmiş gelir (rente constituée) usûlünü îcad etmiş
idi. İşte İslâm Hukuku'nda selem bu rolü oynamaktadır.
* Son çağın müctehidleri bu nevi şirketlerin İslâm'a aykırı olmadığını tesbit ve
bunları kabul etmişlerdir.
* Fıkıhta bulunmayan kanûnî şirketlerin İslâm hukuku bünyesine rahatlıkla
girebileceği çağdaş İslâm hukuk bilginlerince ifade edilmiştir. Tapu ve tescil
işleminin gelişmesi ipoteği de caiz hale getirmiştir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi