Islam Hukuku - 43. Sayfa - Islamhukuku
CEZÂ BAHSİ
Fıkhın ukubât (ceza) kısmı şimdi bir dereceye kadar târihî olaylar sırasına
geçmiştir.* Bir kere Avrupa Devletlerinin eline geçmiş İslâm ülkelerinde
tabiatıyle bunların uygulanmasına imkân kalmamıştır. Osmanlı memleketlerinde de
cezaî muâmelelere, Fransa Kanunu'ndan alınmış bulunan ceza kanununa göre
nizâmiye mahkemelerinde bakılmaktadır.
Ceza hükümlerinde bir dereceye kadar diğer eski milletlerin cezalarının
vasıfları görülmektedir. Eski Araplarda bir kimse öldürülürse akrabaları,
katilden veya katilin yakınlarından intikam alırlardı.21 Bu ise iki kabîle
arasında ardı arkası gelmez bir savaş demekti. Bu savaş ancak ölenin diyeti
verilerek sulh yapıldığı zaman son bulurdu. Diyet teâmül ile on deve olmak üzere
tesbit edilmişti. Hz. Peygamberden bir nesil önce, dedesi Abdulmuttalib
zamanında yüz deveye çıkarıldı.
İslâm Hukuku ilk ileri adım olarak şahsî intikam yerine şer'î kısas, kuvvet
yerine düzen getirmiştir. Fakat burada durmuştur. Taammüden öldüreni kısas
yoluyla öldürmeye, maktûlün vârislerinin hakkı vardır. Şu kadar var ki vârisler
diyet kabul ederse kısas düşer. Hatta vârislerden biri -diyeti kabul ederek-
diğerlerini de buna mecbur edebilir.22 öldürmenin hata, şibh-i amd gibi diğer
nevilerinde diyet kabûlü mecburidir. Bu diyet üç yılda, üç taksit ile ödenir.
Diyetlerin miktarı belli ve muayyendir.
Katlin, öldürmede kullanılan âlete göre belirlenmesi usûlü İslâm Hukuku'nda da
vardır.
Bir kadının diyeti, erkek diyetinin yarısıdır. Zimmî ve müste'menlerin diyeti
Müslümanlarınkine eşittir. Fakat Şafiîlere göre normal diyetin üçte biri,
Mâlikîlere göre ise yarısı kadardır. Katlin şekli şâhid (beyyine) veya âkılenin
ikrârı ile sabit olursa âkılesi diyeti üç yılda öder.23
Kasâme usûlü de İslâm Hukukunda vardır. Katil bilinmiyorsa, ceza cesedin
bulunduğu arâzî sahiplerine uygulanır; yani içlerinden seçilen elli kişiye, o
kadar adam bulunmazsa bulunanlara elli defa "kendileri öldürmediklerine ve
öldüreni de bilmediklerine" yemin ettirildikten sonra diyet hepsinden alınır.
Geçmiş din ve kanunlarda olduğu gibi yaralardan, bir tarifeye göre diyet veya
erş (tazmînat) alınması usûlü de İslâm Hukuku'nda mevcuttur. Kezâ yaralar
kısımlara ayrılarak ağırlık ve hafiflikleri, yaralıya tesirleri bakımından
herbirine başka başka cezalar tatbik edilir.
* Kitabın neşir tarihi: (1331/1915).
21. Tarihçilere göre bu, beşinci batına kadar uzamakta idi.
22. Bu durum Atina Kanunu'nun tamamen zıddıdır. Mezkûr kanuna göre sulh için
vârislerin ittifak etmeleri şarttır.
23. Bir kimsenin âkilesi kabîlesidir; yani akrabasıdır. Akrabası kâfi olmazsa
babadan akrabalık (asabeler) derecelerine göre diğer aile ve kabilelerin en
yakın olanları eklenir. Azad edilmiş kölenin âkılesi âzad edenin kabîlesidir.
Bir zanaat mensupları (korporasyon) arasında yardımlaşma anlaşması olursa her
birinin âkılesi diğerleridir. Mevle'l-muvâlâtın âkılesi mevlâ-yı âlâdır. Çocuk,
akıl hastası ve kadın âkıleye dahil olmaz. Âkılesi olmayanın diyetini hazine
öder.
İslami Okul Okulların En Önemlisi