Islam Hukuku - 45. Sayfa - Islamhukuku
ADLİYE TEŞKİLATI VE MUHAKEME USÛLÜ
Adliye teşkilâtı ve muhâkeme usûlü çok sadedir. Bütün İslâm ülkelerinde
muhâkeme, "kadı" denilen tek hakim tarafından icrâ edilir. Kadı, ihtiyaç duyarsa
meseleyi başka âlimden sorabilir (istiftâ eder). Fakat vereceği hükmün
sorumluluğu daima kendisine aittir. Kadı halife tarafından tayin edilir. Meşrû
(kanûnî) usûlüne uygun olarak hükme bağlanan dâvâya tekrar bakmak câiz değildir.
Muhâkeme usûlü hukukî ve cezaî işlerde birdir. Dâvâlı, hakim tarafından
mahkemeye davet olunur, gelmediği takdirde celbnâme gönderilir, şahsen gelmeye
mecburdur. Muhâkeme, sözlü ve açık olarak cereyan eder ve delil (beyyine)
getirilir. Mazereti olmaksızın dâvâlı gelmezse hakim ona bir vekil tayin ederek,
onun yüzüne karşı dâvâcının delîlini dinler ve sübût bulursa hükmeder. Kadı
muhâkeme esnasında düzeni korur, bozanları cezalandırır.
Hükmün başlıca sebepleri ikrâr, delil (beyyine) ve yemindir. Yalnız yazı ve
mühür ile hükmolunmaz. Sened inkâr olunursa tatbik ve yazı yazdırma (istiktâb,
Mec. 1610) usûlü vardır. Senedin muhtevası hakkında şahid de dinlenir. Şâhid
adedi iki erkek veya bir erkek ile iki kadındır. Had cezalarında kadınlar şahid
olamaz. Bir erkek tarafından edilen şahidlik, İmam Şafiîye göre dâvâcının yemini
ile tamamlanabilir. İnkâr eden taraf yemin etmek istemezse dâvâcıya yemin teklif
edilir.
Yalan şahidlikte bulunan kimseye tazîr cezası verilir* ve zarar ziyanı tazmin
eder.
Yemin kul haklarında ve hatta kısas cezalarında kabul olunur. Fakat içki almak,
iffete iftirâ etmek (kazf) ve hırsızlık gibi hadlerde uygulanmaz. Kasâmede elli
kişiye yemin ettirildiği yukarıda görülmüştü. Orta çağda diğer milletlerde
uygulanan "mânevî tecrübe", "ilâhî muhakeme" gibi usullere İslâm'da asla
müracaat edilmemiştir. Yalnız karı-koca arasında lânetleşme (mülâane) usûlü
kabul edilmiştir.25
İslâm Hukukuna dâir yukarıda açıklanan mesele ve hükümler bir örnekten
ibârettir.
Şunu da ilâve edelim ki zamanımızda, Müslümanlar arasında muâmeleler daima ve
her yerde nazariyâta (kitaplarda yazılı olanlara) uygun değildir. Bir çok
cihetlerde İslâmî hükümler değişmiş veya âdetler ile tamamlanmıştır. Cezayir
kabileleri gibi bazıları kendi örfü-âdetlerine uymayan hükümleri terketmişlerdir.
Kadınları mirastan mahrum etmeleri gibi.
Bununla beraber şer'î hükümlerin (dinî-hukûkî kaide ve talîmatın) çoğu hâlâ Ebû-Hanîfe,
Mâlik, Şafiî, İbn-i Hanbel hazretlerinin veya talebelerinin ictihad ettikleri
şekilde yürütülmektedir.*
* Miktarının tayini ulu'l-emre bırakılan cezalara "tazîr" denir.
25. Mülâane kocanın karısına zina isnad etmesi veya doğan çocuk benden değildir
demesi üzerine kadının isteği ile hakim huzurunda yapılır. Önce koca dört defa
"Allah şahiddir ki ben sözümde doğruyum" dedikten sonra "eğer yalancı isem..."
diyerek Allah'ın lânet ve gadabını kendisine davet eder. Sonra kadın dört defa
"Allah şahiddir ki kocam yalancıdır" der ve beşinci olarak da "eğer doğru
ise..." diyerek kendisine ilâhî lânet ve gadabı davet eder. Bundan sonra hakim
onları ayırır.
* İslâm Hukuku sahasında geniş bilgi için Mukayeseli İslâm Hukuku veya bunun
özeti olan Anahatlarıyle İslâm Hukuku isimli kitaplarımıza bakılabilir. H.K.
İslami Okul Okulların En Önemlisi