Islam Hukuku - 6. Sayfa - Islamhukuku
İSLÂM HUKUK SİSTEMİNİN EN ÖNEMLİ PRENSİPLERİ
Husûsî Hukuk Bölümünde
Medenî Hukuk
1. Borçlar mevzuunda: İslâm Hukuku, başkasına zarar veren her fiilin onu yapan
veya sebep olanın mesuliyetini gerekli kılmasını ve hata ile de meydana gelse
bunların, zararı tazmine borçlu olmasını kabul etmiştir. Eğer kasten yapılırsa
bu takdirde mezkûr fiil, failin cezalandırılmasını da gerektirmektedir. Bu
prensibi, şöyle diyen nebevî hadis ifade etmektedir: "Ne doğrudan, ne de
karşılık olarak zarar vardır."2 Bu, İslâm Hukukunun gerekli kıldığı ve kaynağı
ya tek taraflı irade veya -Akrabanın nafakası ve vakıf gibi- şâriin iradesi
(kanun) olan diğer borçlardan ayrıdır.
Bütün borçlar kaza müeyyidesiyle teminat altına alınmıştır. Hakimin, halife de
olsa bütün insanları, borçlarını yerine getirmeleri için zorlama konusunda
sınırsız derecede geniş salahiyeti vardır. İslâm tarihinde kadıların, halife ve
hükümdarlar aleyhinde verdikleri hükümlerin birçok ve meşhur örnekleri vardır.
2. Akitler mevzuunda: İslâm Hukuku akitler mevzuunda şu prensipleri kabul ve
tespit etmiştir:
a) Bir şahsın ikrarı nasıl kendi hukukuna münhasır kalıyorsa, tıpkı bunun gibi
kanuna uygun bir akit de ancak bu akdi yapanı bağlar. Akdi yapanın borcu, vâris
ve kendisine vasiyyet edilen (mûsâ leh) gibi haleflerine intikal etmez.3 Bu
prensibi de el-Mâide suresinin başındaki şu ayet ifade ve ihtiva etmektedir: "Ey
iman edenler! Akitlere riayet ediniz."
b) Amme nizamı ve ahlâka aykırı olmayan akdî şartlar serbesttir ve akdi
yapanları bağlar (ilzam eder). Bu prensibi ihtiva eden hadis-i şerif şudur:
"Haramı helâl veya helâli haram kılan bir şart olmadıkça mü'minler şartlarına
bağlıdırlar."4
c) Bütün akitler rızaya dayanır; yani hiç bir şekil ve merasim şartı
bulunmaksızın sadece tarafların anlaşmalarıyla gerçekleşen serbest ve karşılıklı
rıza ile akit tamam olur. Öyle ki evlilik akdinin bile tamamiyeti için iki şahid
huzurunda, teklif ve kabul şeklinde, erkek ve kadının karşılıklı rızaları
kâfidir. Romalılarda bütün akitler, Avrupa'da ise bir kısmı tamamen şeklî olup,
akdi yapanların icra ettikleri bir takım garip merasim ve hareketlere bağlı idi
ve yalnız karşılıklı rıza kâfi değildi. Akitlerin şeklîliği, Roma'nın mirası
olarak Avrupa hukukunda onsekizinci asrın sonlarına kadar devam etmiş, ancak
bundan sonra yapılan yeni kanunlarda akitlerin rızaya bağlılığı kabul
edilmiştir.
d) İslâm Hukuku akitlerin kuruluş ve ifasında hüsnüniyeti gerekli kılmış, akdi
yapanlardan herbirinin, hernevi hile, aldatma, yanılma ve iğfali karşısında
diğerine (zarar görene) -karşılıklı rıza prensibini bozduğu için- akdi feshetme
imkân ve muhayyerliği vermiştir.
e) Akit sözleşmesinin sükût ettiği her noktada, akdin meydana getireceği hak ve
borçların sınırını tayin mevzuunda örfü-âdeti bir esas olarak kabul etmiştir.
Meselâ bir kira akdinde kiralanan şeyi kullanma usûlü, kira bedelinin ödenme
şekli gibi hususlarda halkın örfüne tâbî olunur.
Kendi konusunda özel bir şer'î nass'a aykırı olmadıkça her sahada örfü-âdetin,
çok geniş sınırlı, hukukî bir geçerliği vardır. Meselâ kumar yoluyla
borçlanmanın örfü-âdet haline gelmiş olması bunun meşru olması için kâfi
değildir; çünkü bu mevzudaki nass'a (âyete) aykırıdır.5
2. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. I., s. 313; Mecelle, madde: 19.
3. Bundan maksat ilerde, miras bahsinde de ifade edileceği üzere borcun, mûrisin
bıraktığı terikeden ödeneceğidir. İslâm hukukunda mirası red kaidesi olmadığı
gibi, vârisin kendi malından mûrisin borçlarını ödeme mecburiyeti de yoktur.
4. et-Tirmîzî, K. el-Ahkâm, bâb: 17; el-Buhârî, K. el-İcâre, bâb: 14; Ebû Dâvûd,
K. el-Akdıye, bâb: 12.
5. El-Mâide: 5/90.
İslami Okul Okulların En Önemlisi