|
Sadr'ın İsyanı Şîî müslümanların sayıp sevdiği Sadr ailesinden,
zalimin kılıcından kurtulmuş bir genç kalmış; Mukteda es-Sadr; o henüz fetva
mercii olacak kadar alim/yetişmiş değil, ama yeterince bilgisi, şuuru, duygusu,
hamaseti ve gayreti var. Kendisine inananlarla birlikte ABD'nin işgaline baş
kaldırmış, olanca gücüyle mücadele ediyor. Yaralanıyor, hastahaneye
kaldırılırken, "Bu bir şahıs hareketi değildir, bu Iraklılar başta olmak üzere
ümmetin davasıdır, bana bir şey olsa bile Irak işgalden kurtuluncaya kadar
mücadeleye devam edin" diyor. Sadr, fetva mercii olan büyük alimlere de saygılı,
onlara rağmen bir şey yaptığı kanaatinde değil,böyle bir niyeti de yok.
Necef'teki büyük mescidi ve Hz. Ali'nin türbesini teslim etmek zorunda
kaldığında "ancak merci Sistânî'ye teslim ederim" diyor. Karşılıklı davalara
bir bakalım. Bir yanda ABD ve onun uyduları; kendilerinin ve İsrail'in
lehine, müslümanların aleyhine olduğu bilinen BOD projesini uygulamak için adım
adım ilerliyor; bugün Irak'ı işgal etti, yarın İran, Suriye, Sudan... diyebilir.
Niçin bu ülkeleri işgal ediyor da başkalarını değil? Çünkü onun projesine karşı
çıkanlar, çıkma kabiliyeti taşıyanlar bunlardır. Diğer tarafta ülkesinin ve
kutsal mekanlarının/makamlarının yabancılar tarafından işgal edilmesine, maddi
ve manevi değerlerinin talan edilmesine karşı çıkan, "Irak'ı bırakın veya
yardımcı olun Iraklılar yönetsinler, bu ülke için iyi olanı onlar tespit ve
tatbik etsinler, siz çekilin, yardımcı olmak istiyorsanız bunu da yalnızca siz
değil, bütün dünya (Birleşmiş Milletler) yapsın" diyenler; bunların da etkili
hareket olarak başlarında Sadr ve milisleri var. "Hareketin başında Sadr olsa da
İran'da, Lübnan'da ve daha başka bazı İslam ülkelerinde çeşitli vesilelerle
konuşan şîî ve sünnî alimler ile kanaat önderleri de Sadr'ın desteklenmesi
gerektiğini açıkça ifade ediyorlar. Lübnan'da yaşayan merci H. Fazlullah, geçen
Cuma hutbesinde, "ABD işgaline baş kaldıranların hareketlerini desteklemek
farzdır, buna karşı çıkmak caiz olmadığı gibi tarafsız kalmak da caiz değildir"
diyordu. El-Cezire'de, ABD, Lübnan ve Irak'tan farklı gurupların
temsilcilerinin katıldığı bir tartışmayı dinledim. ABD'den katılan kişi,
"ABD'nin güdümünde oluşan geçici yönetimi benimsememekle beraber, tek çıkış
yolunun seçimler olduğunu, bunu da ancak mevcut yönetimle yapabileceklerini
ileri sürerek beklemek gerektiği tezini savunuyordu. Buna karşı Sadr yanlısı
temsilci ise mevcut yönetimim ABD'nin emrinde olduğunu, oluşumunda birçok
sakatlığın ve temsil eksikliğinin bulunduğunu, sağlıklı bir seçim için bu
yönetimin uygun bulunmadığını, ayrıca o zamana kadar İsrail ve ABD'nin Irak'ta
telafi edilemez zararlı faaliyetlerde bulunduklarını ileri sürüyordu. Bu zatın
farklı bir çözüm yolu teklifi de vardı: BM'in yardımı ile Irak'kın içinde ve
dışında yaşayan bütün gurupların temsilcilerini ihtiva eden bir kurucu meclis
kuralım, krizden çıkışı bu meclis yürütsün diyordu. Peki bu ikinci teklife
ABD ve uydu yönetim niçin razı olmuyor? Çünkü yalnızca Iraklıların menfaatini
düşünen, sömürgecilerden bağımsız bir yönetim işlerine gelmiyor, meş'um
emellerine engel teşkil ediyor. ABD Irak'ı işgal etmek için bir sürü bahane
ileri sürdü, bunların hepsi fos çıktı, şimdi de demokrasiden, insan haklarından,
barış ve huzurdan bahsediyor; bunlar da sahte, asıl amacı belli. Öyle ise bütün
iman ve vicdan sahiplerine, işgalciye -bir şekilde- karşı çıkmak ve ülkesini
savunanları desteklemek vacip oluyor.
|