Cenab-ı Hakk buyuruyor:
"Allah, o Allah'dır ki,
kendinden başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. O, geriye ve ileriye doğru
sonu olmayan diridir. Zatıyla ve kemaliyle kaimdir. O'nu uyuklama hali yakalamaz
ve asla uyumaz O. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi de ortaksız olarak O'nun.
O'nun izni olmadıkça nezdinde şefaat edecek olan da kimmiş? O herkesin önünde ve
ardında ne olduğunu kesin kes bilir. O'nun ilminden yalnız kendisinin
dilediğinden başka hiçbir şeyi kabil değil kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri
ve yeri kuşatmıştır. Bunların varlığı O'na ağır gelmez. O çok yüce ve büyüktür"
(Bakara: 2/255)
"Önlerindekini de
arkalarındakini de hep O bilir. Bunlar Allah'ın rızasına kavuşmuş olan kimseden
başkasına şefaat edemezler. Bunlar O'nun korkusundan tiril tiril titreyenlerdir"
(Enbiya: 21/28)
"Ey
Rasulüm! Onlara de ki: Allah'ı bırakıp da, O'nun
yerine koyduklarınız efendilerinize istediğiniz kadar yalvarın. Onların güçleri
ne yerde ne de gökte hayır ve şer yapmaya, bir zerre miktarı bile yetmez.
Onların buralarda hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, Allah'ın da bunlardan hiçbir
yardımcısı yoktur. O'nun nezdinde, ahirette O'nun izin verdiği kimselerden
başka hiçbir şefaatçinin aracılığı fayda vermez. Nihayet ona izin çıktığı ve
korku giderildiği zaman, birbirlerine: "Rabbimiz ne buyurur?" derler. O şefaat
ediciler de: "Hakkı söyledi" derler.O Allah çok yüce ve çok büyüktür"
(Sebe: 34/22-23)
Bütün bu ayetlerden
anlaşılıyor ki;
Allah (c.c)'tan başka hiç
kimsede ne verilecek bir mülk ne de herhangi bir başka şey var. Halbuki,
istimdat
istenecek,
(dua edilecek)
dilenilecek kimsede mülk ve
istenen şeylerin hepsi olmalıdır.
- Her yaratılmış şey ortaksız
olarak sadece Allah
(c.c)'ın
olduğuna göre, O'ndan başkası kimseye herhangi bir şey veremez.
- Böyle olduğuna göre, elbette
ki, hiç kimse O'nun yardımcısı da olamaz.
- Allah
(c.c)'ın
izni olmadıkça, kimse kimseye şefaat edemez.
Hükümdarların durumu böyle
değildir elbette.
Hükümdara aracılık yapacak kadar yakın olan bir kimsede,
verebileceği bir miktar mülk vardır. Bazen de mülkde hükümdarlarla ortaktırlar.
Mülkün idare edilmesinde hükümdarın yardımcısı, hatta hükümdarın dayandığı
kuvvettirler zaman zaman...
Bu şefaatçılar (Hükümdarın yakınları ve
yardımcıları),
hükümdarın huzurunda, ne hükümdardan ve de bir
başkasından izin almadan
aracılık
şefaatçilik yaparlar.
Hükümdar bu
(aracılara) şefaatçılara bazen ihtiyacı olduğu için şefaatlarını
kabul eder, bazen korktuğu için, bazen de, hükümdara daha evvelce yapmış
oldukları bir iyiliğin ve ihsanın karşılığı, mükâfat ve borç olarak kabul eder.
Hatta hükümdar karısının ve çocuğunun şefaatini bile
kabul eder. Çünkü, hükümdar karısına ve çocuğuna, muhtaçtır. O kadar ki, karısı
ve çocuğu kendisinden yüz çevirse bundan zarar görür.
Hükümdar kölesinin dahi şefaatini kabul eder. Çünkü,
eğer kabul etmezse kendisine sadakatle itaat etmeyeceğinden ve zararına
çalışacağından korkar.
Hükümdar kölesinin şefaatini bile kabul eder zaman zaman. Çünkü bazı
isteklerinin yerine getirmediği kölesinin kendisine
sadakatle itaat etmeyeceğinden, zararına
çalışacağından,
iyi hizmet vermeyeceğinden ve
hatta kötülük yapacağından korkar.
Kulların bir kısmının diğer bir kısım nezdindeki
şefaatinin hemen hepsi bu cinstendir. Kullardan biri diğerinin şefaatini,
mutlaka ya bir şeye tamah gösterdiğinden, ya da bir şeyden korktuğundan kabul
eder.
Halbuki, Allahu Teâlâ ne bir kimseden menfaat bekler, ne tamah sahibidir,
ne kimseye muhtaçtır ve ne de bir kimseden korkar. O mutlak zengin ve mutlak güç
sahibidir.
Bütün bunları anlatışımızdaki
sebep şudur:
Allah hiçbir kula diğer
bir kuldan herhangi bir şey istemesini emretmemiştir.
Ancak o istediği şeyde, kendisi
için bir maslahat bahis konusu ise, böylesi bir istek yapmaya da engel bir hal
yoktur. Bu maslahatın da, ya "vacib" ya "müstehap" olması
lazımdır.
Yüce Allah
kuldan bundan başkasını dilemez.
(kulun bundan başkası için kimseden bir şey istemesini hoş görmez).
(Hele sadece kendisinin gücü
dahilindeki ortaksız sahibi olduğu şeylerin bir kuldan istenmesini hiçbir
şekilde izin vermez.)
Hem Cenab-ı Hakk, mahlûktan bundan başkasını
istemeyi nasıl emreder?
Kaldı ki Cenab-ı Hakk Zaruret olmaksızın,
mecbur olmadıkça, (hayati bir
konu olmadıkça), hiç kimsenin bir başkasından bir şey istemesini haram kılmıştır.
Yüce Allah buyuruyor:
"O gün onların hepsini bir
araya toplayacağız. Sonra mülk ve hükümde Allah'a ortak koşanlara: "Siz de,
ortak koştuklarınız da durunuz durduğunuz yerde" diyeceğiz. Onları birbirinden
tamamen ayırmışızdır. Bize hükümde ortak koştukları (ilahları) onlara: "Siz
dünyada bize tapmıyor ve itaat etmiyordunuz ki" diyerek, onları yalanlayacak"
(Yunus: 10/28)
"Haberiniz olsun ki, göklerde
ve yerde her ne varsa şüphe yok ki Allah'ındır. Allah'tan başkasına itaat
edenler dahi, gerçekte, Allah'tan gayri itaat ettiklerine itaat etmiş
olmuyorlar. Onlar ancak kendi boş zanlarına uymuş oluyorlar ve yalan söylemiş
oluyorlar" (Yunus: 10/66)