Beyan olunur ki, Tirmizi'nin de
rivayet ettiği gibi; zikrin en
gerçek ve
efdali:
"Lâ ilahe illallah" dır
Tirmizi'nin ve diğer
muhaddislerin zikrettiği
hadis-i şerif
şöyledir:
"Zikrin
en efdali "la ilahe illallah", duanın en faziletlisi ise "Elhamdülillah" dır"
(İbn Mace Edeb: 55; Tirmizi Deavat:
8.)
Muvatta ve diğer hadis
kitaplarında Ubeydullah oğlu Talha'dan rivayet edildiğine göre, Allah'ın Rasulü
şöyle
(s.a.v)
buyurmuştur:
"Benim
ve benden evvel gelen
Rasûllerin
söylediklerinin en faziletlisi:
"Lâ ilahe illallahu
vahdehu lâ şerike lehu lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve huve alâ külli şey'in
kadîr"dir." ("Allah
(c.c)'tan başka ibadete
layık
hiç bir ilâh
yoktur. O (birdir)
tektir ve
(eşi) şeriki yoktur. Mülk ve hamd
O'nundur. O her şeye kadirdir.") (Malik, Muvatta,
Kurlen: 20.)
Her kim zan ve iddia
ederse ki bu, avam halkın zikridir, havasın (ileri sûfilerin) zikri müfred
isimdir. Halbuki bu zamir ismidir. Yani, zikir yalnız "Allah"
kelimesinden ibarettir
derse, bunu söyleyenler, sapıtmış,
fahiş bir hataya düşmüş
ve yoldan çıkmış
olurlar.
Bazılarının, Allahu Teâlâ'nın:
"Sen, "Allah"
(o kitabı indirdi) de, sonra onları bırak,
bâtıl
dedikodularında
oynaya dursunlar"
(En'am: 6/91)
ayetini
alıp da
iddialarına delil getirmeleri,
bunların en
açık ve
büyük yanılgılarıdır.
Çünkü ayetteki "Allah"
ismi, istifhamın, yani sorunun ve acabanın cevabındaki emirde zikredilmiştir. Ki
ayetin evveli:
"Musa'nın nur ve insanlara hidayet
olarak getirdiği kitabı kim indirdi?"
şeklindedir. Ayetin arka
kısmında da "Allah de" denmektedir. Böylece yurakıdaki soruya cevap
verilmiş olmaktadır. Yani,
"Musa aleyhisselâmın getirdiği kitabı Allah
indirdi de"
denmektedir.
Tek olarak
"Allah" demek değildir bu. "Allah" ismi (müpteba)
başlangıç, haberi de sorunun
delalet ettiği cümledir. Mesela:
Sana kim geldi? diye sorulduğu
zaman, cevaben Zeyd denildiği gibi...
Sonra tek bir isim, ister şahıs
zamiri, isterse gayb zamiri olsun, tam bir kelam ve mana ifade eden bir cümle
değildir. Yani, "Allah Allah Allah", "hu hu hu" kelimeleri tam bir anlam ifade eden
kelime değildir.
Bu çeşit tek kelime ne iman, ne küfür, ne emir, ne nehiy ifade
etmez.
Bu tarz
(çeşit)
zikri,
selefden ve
ashabdan hiç bir
kimse yapmamış ve Allah'ın
Rasûlü
(s.a.v)
de
yapılmasını söylememiş,
meşru kılmamıştır.
Bir tek özel ya da sıfat isimini zikretmek, kalbde
bir
(marifet)
bilgi meydana getirmez ve kişiyi faydalı biri yapacak hale sokmaz.
Sadece kalbe mutlak bir tasavvur verir
ve
bir kımıldama meydana
getirir ki, bu tasavvurun
üzerine ne menfi ve ne de müspet hiçbir fikir bina
edilmez.
(Yani, Allah, Allah, Hu, Hu, deyince, hiçbir mana kasdedilmiş olmaz. Fakat, "Lâ ilahe illallah" deyince,
"Allah (c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh olmadığı" ifade edilmiş olur.)
Bizatihi mana ifade etmez, kalbe bir bilgi ve
marifet kazandırmaz ise, böyle bir zikir faydasız ve boşuna yapılmış olur.
Şeriat ise, bizatihi
(tek başına) manalar
ifade eden zikirleri meşru saymıştır.
Başka kelimelerle destekli
değil, (sadece) bizzat kendisi bir
mana ifade etmesi lazımdır,
fayda verecek zikirlerin.
Şüphesiz, bu çeşit tek isim, "Allah, Allah; Hu, Hu"
zikrine devam edenlerin bazısı çeşitli "ilhada" (dinsizliğe), çeşitli
"ittihada" (vahdet-i vücuda, Allah (c.c) ile mahlûkatı birleştiren, ikisini aynı şey sayan
itikada) düştüler. Ki, bazı şeyhlerin söylediği rivayet edilen:
"
Nefyi
(yok)
ile isbat arasında ölmekten
korkuyorum" sözleri bu kabilden sözlerdir. Yani, "La ilahe illallah"
derken, "la ilahe", ( (ibadete layık) hiçbir ilah yoktur)
deyip, "illallah"
(ancak (ibadete layık) Allah vardır) demeden ölürsem, kafir olarak ölüp giderim
diye korkarım denmek istenmektedir. Bir başka deyimle işte bu korkudan dolayı,
sadece "Allah"
"Allah"
derim denmeye getiriliyor.
İşte
böyle bir te'vil sakattır.
Zira bu sözün korkunç bir hata olduğu apaçıktır. Ve asla böyle bir söze iltifat ve itibar edilemez.
Çünkü ameller, hareketler niyetlere göre olmaktadır.
Allah'ın Rasûlü
(s.a.v) bir sahih
hadisde can çekişmekte olan bir kişiye:
"Lâ ilahe illallah" kelâmı
şerifini telkin etmeyi emretmiş ve:
"Bir
kimsenin son sözü "La ilahe illallah" olursa, cennete girer"
buyurmuştur. (Müslim,
İman: 53-154.)
Eğer bu mübarek cümle zikredilmesi mahzurlu bir
cümle olsaydı; o, söylerken her an ölmesi beklenen bir kimseye telkin edilmez,
kötü bir şekilde ölmesine meydan verilmez ve bu kelâmın yerine müfred bir isim
telkin edilirdi.
Özetle:
yalnızca (münferid)
tek isim olarak, "Allah, Allah; Hu,
Hu; Hay, Hay, diye zikretmek sünnetten çok uzak, bid'atın en içinde ve şeytanın
dalâletine (sapıklığına) en yakın
düşen bir faaliyettir:
Çünkü bir kimse, "ya hu, ya hu"; veya
"hu, hu" (Ey O, Ey O; veya O, O,) dediği zaman, bu zamir (O zamiri)
ancak kalpten geçen anlama,
manaya göre şekil alır. Yani kalbinde tasavvur
ettiği şeye ait
(uygun) olur. Kalp ise, bazen
iyi düşünür, bazen ise kötü...
Füsus sahibi Muhyiddin-i Arabî bir kitap yazarak
adını "Kitabu'l-Hu" koymuştur!...
Bunlardan bazısı Âli İmran süresindeki yedinci ayet
olan "Ve mâ yâ'lemu te'vilehu illallah"ın manasını "Lehu"
isminin tevilini
Allah
(c.c)'tan başka kimse bilmez şeklinde tefsir etmiştir. Halbuki ayetteki "hu",
yukarıda geçen müteşabih ayetlere ait olan zamirdir.
Ayetin manası ise, "O müteşabih ayetlerin tevilini
(gerçek manasını) Allah
(c.c)'tan başka kimse bilmez"
şeklindedir. Her ne
kadar bütün müslümanlar, hatta
aklı başında bütün insanlar
böyle bir iddianın
apaçık bir bâtıl olduğunda ittifak etmiş iseler de, yine de bunlardan birisine
şöyle dedim:
"Eğer
bu, sizin dediğiniz gibi olsaydı,ayeti kerimede "Te'vilehu" diye bitişik
yazılmaz da; "Te'vile-hu" diye münferid
(ayrı) yazılırdı.
Kur'an'da Allah Teala şöyle
buyurmaktadır mealen:
"Hem Rabbinin ismini zikret,
hem de yalnız O'nu yücelt" (Müzemmil: 73/8)
"Yüce
Rabbinin ismini tesbih (tenzih) et."
(A'la: 87/1)
""Temizlenen (zekat vererek malını temizleyen)
ve rabbinin ismini zikredip de namaz kılan şüphesiz felaha ermiştir."
(A'la: 87/14)
"Azim olan Rabbinin ismini
tesbih et" (Vakıa: 56/74)
Bunların benzeri ayeti kerimelerde emredilen
zikirlerin tek isim olarak (Allah, Allah) gibi yapılması iktiza etmez (gerekmez).
Çünkü,
Allah Rasulü'nün sünnetinde sabit olmuştur ki:
"Azim olan Rabbinin ismini tesbih et" (Vakıa: 7) ayeti kerimesi nazil olduğu
zaman, Allah'ın Rasûlü (s.a.v) şöyle
buyurmuştur:
"Bunu secdenizde yapınız"
(Ebu Davud ve Ahmed) diye
emir buyurmuştur.
Bunun üzerine müslümanlar için rükuda:
"Sübhane
rabbiye'l-azim" (azim olan Rabbimi tesbih ve tenzih ederim)
secdede:
"Sübhane
rabbiye'l-a'lâ" (Yüce olan Rabbimi tesbih ederim.) diye zikir ve tesbih eylemek
sünnet kılınmıştır.
Sahih olan rivayete göre
Allah'ın Rasûlü
(s.a.v)
rükûunda aynen
(yukarda zikrettiğimiz tesbihi söylüyordu)
"sübhane
rabbiye'l-a'lâ" diyordu. Bunda bütün müslümanlar ittifak etmişlerdir.
Hülâsa;
(Demek ki), yüce olan Rabbin ismini tesbih
etmek ve Allah (c.c)'ın ismini zikretmek emri tek isim olarak, "Allah Allah"
şeklinde değil de, tam bir mana ifade eden cümle halinde (yüce rabbimin ismini
tesbih ederim) şeklinde tatbik olunmuş ve sünnet kılınmıştır.
Nasıl ki bir sahih hadis-i
şerifde de Allah'ın Rasûlü şöyle buyurmaktadır:
"Kur'an-ı Kerimden sonra en faziletli kelâm:
"Sübhanallah,
vel-hamdülülah ve lâilahe illallahu vallahu ekber (Allah'ı tesbih ve tenzih
ederim. Hamd Allah'a mahsustur. Allah
(c.c)'tan başka ibadete layık hiç bir ilâh yoktur. Allah her şeyden
büyüktür) kelâmıdır."
(Buhari, iman:
19; Müslim, Edeb: 12; Tirmizi, Deavat: 127; İbn Mace, Edeb: 56; Ahmed:
5/10-11-20-21.)
Diğer bir sahih hadis-i şerifde şöyle
buyrulmaktadır:
"İki kelime
vardır ki, dilde hafif, fakat mizanda, keyfiyette ağır ve Rahman'a göre
sevgilidir. Bunlar: Sübhanallahu ve bihamdihi, sübhanallahilazim"
(Buhari,
Deavat: 65; Tevhid: 58; Müslim, Deavat: 31; Tirmizi, Deavat: 59; İbn Mace, Edeb:
56; Ahmed: 2/232.)
Başka bir sahih hadisde şöyle buyurulmuştur:
"Her
kim günde yüz defa;
"Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu, lehü'l-mülkü ve
lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir" (Allah
(c.c)'tan başka ibadete
layık hiç bir ilâh yoktur, O
birdir, şeriki yoktur; mülk O'nun, hamd O'nundur; O herşeye kadirdir.) derse;
Allah o kimseyi o gün şeytanın şerrinden emin kılar, ta akşamlayıncaya kadar,
kendi gibi veya kendinden fazla söyleyenden başka hiç kimse o adamdan daha
faziletli olamaz."
(Buhari, Deavat: 54; Bedil-Halk: 10;
Müslim, Zikir: 28; Tirmizi, Deavat: 61.)
Başka bir hadisde
de şöyle buyurulmuştur:
"Her kim
günde yüz kere:
"Subhanallahi ve bihamdihi sübhanallahilazim" (hamd ile Allah'ı
tesbih ve tenzih ederim; azim olan Allah noksanlardan münezzehdir) derse o
kimselerin hataları silinir isterse deniz köpüğü kadar olsun".
(Buhari ve
Müslim)
Malik'in
(Allah
(c.c) ondan
razı olsun) "Muvatta" isimli
hadis kitabında rivayet edilen bir hadisi şerifde Allah'ın Resulü (s.a.v)
şöyle buyurmaktadır:
"Ben ve benden önceki nebilerin söylediği en faziletli
kelâm:
Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu, lehü'l-mülkü ve
lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şeyin kadir"
kelamıdır"
İbni Mace'nin ve diğerlerinin
sahih hadis kitaplarında
Allah'ın Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Zikrin en efdali ve
faziletlisi "lâ ilahe illallah"; duanın en faziletlisi "Elhamdülillah" dır."
Zikir ve dua konusunda bunlara
benzer
hadis-i şerifler çoktur.
Kur'an-ı Kerim'de de birçok ayet-i kerime zikir ve duayı
talim ve beyan buyurur. Fakat hiç birinde bir tek ismin zikredilmesi gerektiği
söylenmemiş böyle bir şey emredilmemiştir. Emredilen bütün zikirler ya cümle
halinde, veya tek başına bir anlam taşıyan
(mana ifade eden) kelâmlardır.
Müslümanlara namazlarında,
ezanlarında, bayramlarında bir tek ismin zikredilmesi emredilmemiştir. Hepsi,
söylenmesi gerek bütün kelamlar, (ancak ve
ancak tam mana ifade eden cümlelerdir)
mutlaka bir anlamı tam olarak ifade etmelidir.
Mesela müezzin;
"Allahu ekber Allahu
ekber, eşhedü enlâ lâ ilahe illallahu ve eşhedu enne Muhammeden Rasûlüllah"
demektedir.
Namazda ise;
"Allahu ekber, sübhane rabbiye'l-azîm, sübhane
rabbiye'l-alâ, semiallahu li-menhamide, rabbena leke'l-hamd, ettehiyyatü lillahi",
ve hac
yapmakta olanın;
"lebbeyk Allahumme lebbeyk" ve
diğer ibadetlerimizdeki bütün zikirler hep bir mana ifade eden cümleler
halindedir. Allah
(c.c) böyle
emretmiştir. Hiçbirinde, tek bir ismin veya zamirin zikredilmesi
emredilmemiştir.
Hülâsa, maksadımız,
anlatmak istediğimiz
şudur:
Allah
(c.c)'ı zikretmede
şüphesiz meşru kılman kelimeler tam mana ifade eden kelimelerdir. Buna kelam
ismi verilir. (Kelâm, en az iki kelimeden ibaret cümlelerdir.)
Bu çeşit zikir;
(kalpleri takviye eder ve kalbin
sahibine iyi işler yaptırır).
Kalblere fayda verir, onunla sevab ve ecir hasıl olur.
(Böylece insana sevap ve mükafat kazandırır).
Kalbleri Allah
(c.c)'a, marifetine,
muhabbetine ve haşyetine çeker,cezbeder.
(büyüklüğü karşısında boyun eğmeye zorlar).
Bu çeşit zikir ile daha nice yüksek
arzular ve büyük maksatlar hasıl olur.
(Bu çeşit zikirde burada sayıp
dökmeye imkan bulamadığımız nice faydalar vardır.)
Bu isterse "Allah, Allah" gibi tek isim, isterse
"hu, hu" gibi zamir olsun,
(üstün önderlerin)
hassların ve ariflerin zikri olduğu şöyle dursun, bu
çeşit (tek isim veya zamirle yapılan)
zikirlerin
hiçbir aslı esası
yoktur.
Tam aksine bu çeşit zikir, çeşitli dalâlet ve bid'atlara vesile ve vahdet-i vücud ve
ilhâd (zındık) ehlinin fasit hallerine ve tasavvurlarına,
niyetlerine
bir vasıtadır. Bunlar hakkındaki fikirlerimiz başka
yerlerde beyan edilmiştir. (bu
kitabın başka satırlarında ifade edilmiştir.)