Kalb, bizzat iki cihetten (yönden, bakımdan) Allah
(c.c)'a muhtaçtır:
Birincisi, İbadet cihetindendir ki, bu
insanın
yaratılışının
gayesidir ve insan
ibadet yapsın diye
yaratılmıştır.
İkincisi ise, istiâne (yardım isteme) ve
tevekkül
(her işinde Allah
(c.c)'ı vekili
tutma)
cihetindendir ki;
Çünkü
o, illet-i failedir
(Allah
(c.c)
bütün faaliyetlerin tek çıkış kaynağıdır).
Allah (c.c)
yapan ve yaratandır.
Kalp, kendisini yaratıp terbiye
eden Allah (c.c)'a
ibadet edilmediği takdirde salah bulmaz,
felah görmez
(rahata kavuşmaz), nimetlenmez, sevinç ve neşe duymaz, tad ve lezzet almaz, hoşnut olmaz, sükunet
bulamaz ve asla tatmin olmaz.
(Ancak, yalnız Rabbine ibadet ve O'na sevgi ve tevekkül ile sükun bulur, tatmin
olur).
Allah
(c.c)'a
ibadetin meydana gelmesi için de, O'na sevgi duymak ve yalnız O'ndan yardım
istemek şarttır.
İnsan isterse bütün zevklerin
sahibi olmaya kudret göstersin ve bütün mahlukatın zevklerini tatsın, kalp yine
de Allah
(c.c)'ın dışında
mutmain
(tatmin) olmaz,
sükûnet bulmaz (sakinleşmez).
Zira,
Mabud'u (ibadet mercii),
Mahbub'u
(sevgili) ve
Matlub'u
(taleb edilecek) olması itibariyle, fıtratı icabı kalb
bizzat Allah (c.c)'a,
yani Rabbine muhtaçtır.
Bundan dolayı,ancak ibadet ile kalbde
ferah, sürür,
huzur, lezzet,
tat,
nimet, sükûn ve itminan hasıl olur.
Bu da ancak Allah
(c.c)'ın kendisine
yardım etmesiyle meydana gelir.
Allah
(c.c)
yardım etmediği takdirde, hiç
kimse böyle bir
Sevinç ve itminanı
insanın kalbine sokamaz. Böyle bir işe kimsenin gücü yetmez. Onun için insanoğlu
her zaman:
"Yalnız sana ibadet eder ve
yalnız senden yardım isteriz" ayetinin
hakikatına muhtaçdır.
Eğer bir kimseye sevdiği, arzuladığı, iştahlandığı
ve istediği her şeyi elde etmesi için, yardım edilse ve Allah
(c.c)'a ibadet
etmek üzere kendisine yardım edilmese; o kimsenin ancak, elem, hasret ve azaba
duçar olmasına yardım edilmiş olur.
Dünya elemlerinden ve geçim sıkıntılarından, ancak ihlâs
ile (samimi bir
biçimde) Allah
(c.c)'ı sevmek
insanı kurtarabilir.
Arzuladığı dünya nimetlerine
ulaşamayan insanın içine düştüğü azabdan ve hüsrandan kurtulması ancak Allah
(c.c) sevgisiyle
ve O'na ibadet etmesiyle mümkündür.
Allah
(c.c) sevgisini
her sevginin üstüne koyan, her sevgiden daha yüce sayanlar dünya zevklerinden
ulaşamadıklarına hasretlik duymaz ve kahrolmaz.
Öyle ki,
Bir insanın
Allah
(c.c) muradının gayesi, maksudunun nihayeti ve kasdı evvel ile de sevgilisi olacak; Allah
(c.c)'tan başka
bütün sevdiklerini de, ancak O'nun için sevecek; hiçbir şeyi şahsı (nefsi) adına
sevmeyip, yalnız Allah
(c.c) için sevecek.
(ki bir insan mümin olsun).
Bir kimsede bu hal hasıl olmadığı sürece
"Lâ ilâhe ilallah"
(Allah
(c.c)'tan başka
ibadete layık hiç bir ilah yoktur) demenin bir manası kalmaz. Çükü kendi adına, Allah
(c.c)'ı hesaba
koymadan severse insanoğlu, böyle bir sevgiden tevhit, kulluk ve
Allah'a sevgi
tahakkuk etmez. (doğmaz).
Onda, tevhid ve iman eksikliği var demektir. Hatta, elem, hasret ve azabda da o nisbettedir.
Eğer
insan
bu matlubu
(arzu ettiği bir şeyi)
elde etmek üzere çalışsa; fakat, elde edilmesi için Allah
(c.c)'tan
yardım istemese, O'na tevekkül edip, O'na
boyun eğip,
muhtaçlık
göstermese (belirtilmezse),
böyle bir çalışma boşuna
bir gayretten öteye geçmez
(boşuna yapılmış olur).
Çünkü Allah (c.c)'ın
yardımı olmadıkça
netice hasıl olmaz,
hiçbir şeye ulaşılamaz. Zira her zaman Allah
(c.c)'ın dilediği
şey olur, dilemediği ise olmaz.
Allah
(c.c):
Matlub (taleb
edilen,istenecek
merci),
Mahbub (sevilen,sevgili),
Murad (istenen, irade edilen) ve
Mabud (ibadet edilen, itaat edilen), olduğu için, kul O'na her zaman
muhtaçtır.
Allah
(c.c), arzu
edilen, her zaman yardımı istenen, güvenilip
tevekkül olunan (dayanılan)
bir
mabud (kudret)
olması bakımından, kul her zaman için O'na muhtaçtır.
Çünkü, O, kendisinden başka
mabud (ibadet edilen, itaat edilen) bulunmayan (yegane) bir tek ilahdır.
Çünkü, O, kendisinden başka
yetiştirip büyüteni olmayan yegane Rab'dır.
Onun için Allah
(c.c)'a kulluk
bu iki
şeyle tamamlanır. (İbadet
ve istiâne)...