Allah
(c.c)'a ve Rasûlüne (s.a.v) iman
edenlere gelince;
Bunların en basit ferdinden en üstün vasıflı olanına kadar
herkes Kur'an ehlidir.
Allah'ın Rasûlü
(s.a.v) buyurmaktadır:
"Şüphesiz
insanlar içinde Allah
(c.c) ehli olanlar
vardır"
dediğinde, etrafındakiler,
"kimdir onlar?" diye sordular. Cevaben buyurdu ki:
"Allah
(c.c) ehli,
Allah
(c.c)'ın has kulu olanlar sadece Kur'an ehli olanlardır"
Kur'an ehli olan bu müminler; Allah
(c.c)'ı herşeyin Rabbi, halikı ve mâliki olarak bilirler.
Hâlıkın mahlûkun zıddı olduğu hâlıkın mahlûka hulul etmiyeceğine (yerleşmeyeceğine) hâlık ile mahlûkun birleşmiyeceğine ve
hâlıkın vücudunun aynı zamanda, mahlûkun vücudu olmayacağına kesinlikle
(bilerek) inanırlar.
Yüce Allah hıristiyanları,
yalnızca Allah
(c.c)'ın mahlûkta
(hulul ettiğine)
vücud bulduğuna ve İsa (a.s.) ile birleştiğine
inandıkları için kafir saymıştır.
Allah
(c.c)'ın
bütün mahlûklara hulul ettiğini
(vücud bulduğunu)
ve her mahlûk ile birleştiğini iddia edenler
nasıl olur da Müslüman olarak kabul edilebilirler?
(nasıl müslüman kalırlar?)
O yegane kitap olan Kur'an'ın
bağlıları (mü'minler), Allah
(c.c)'ın, kendisine ve Rasûlüne itaati emrettiğini, gene kendisine ve Rasûlüne isyan edilmesini yasakladığını bilir ve inanırlar.
Gene bu müminler
Yüce Allah'ın fesat çıkaranları sevmediğini,
kullarının küfrüne razı olmadığını ve insanlara
yalnız Allah
(c.c)'a
kulluk edip emirlerine itaat edilmesi lâzım geldiğini bilir ve böyle inanırlar.
Fatiha suresinde işaret buyurulduğu gibi, bütün
bunları yapabilmek için:
"Ancak sana
itaatla
(ibadet) kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz"
(Fatiha: 1/5) diyerek, yalnız Allah
(c.c)'tan yardım istenmesi lâzım geldiğini idrak ederler.
Bir insanın kendi
imkân ve
gücü, kudreti
oranında, iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak,
başlıca kulluk görevleri arasındadır.
Allah
(c.c)'a ve Rasulüne savaş açmış
küfür ve nifak ehliyle, Allah
(c.c)'ın emri galip gelsin diye
cihad etmek
(savaşmak), Allah
(c.c)'a itaatla
kulluk,
ibadet
görevlerinin en Önemlisidir.
Müminler Allah
(c.c)'ın dinini
idame ettirmek
(yaymak için)
gayretle
canla başla
ve şevkle
çalışır didinirler. Bunu yaparken de Allah
(c.c)'ın kendilerine yardım etmesini niyaz eder yalvarırlar. Böylece
ellerinde olmadan, bilmeden yapmış oldukları günahlarının affını temin etmeye
hak kazanırlar. Elbette ki günahlarından ötürü başlarına gelecek
felâketleri,
belaları da defetmiş olurlar.
Nasıl ki insan, acıktığı zaman açlığını yemek yemekle izale eder ve gelecekteki açlığı o yemekle defederse; nasıl ki soğuğu elbiseyle defederse;
(Allah
(c.c)'ın taleblerinden birini
yapmakla da bir kötü iş defedilmiş olur.)
İşte aynı şekilde, her bir matlub
ile bir mekruh defedilir. (İstenilerek yapılan her (iyi)
bir şey ile, vukuu istenmeyen
(kötü)
bir şey önlenir.)
(İstenilerek yapılan her iyi iş,
istenmeyen kötü işlerden birini yapmaktan alıkoyar insanı.)
Nasıl ki, Allah'ın Rasûlüne
(s.a.v)
sordular:
"Ey Allah'ın Rasulü!
Haber ver bize; birtakım ilaçlarla hastalıkları iyileştiriyoruz, bazı dualarla
ve koruma usulleriyle kendimizi koruyoruz. Bu yaptıklarımız gerçekten Allah
(c.c)'ın bizim için çizdiği kaderden herhangi birini önler mi?"
Allah'ın Rasulü cevap verdi:
"Bütün
saydıklarınız da Allah
(c.c)'ın
yazmış olduğu kaderden cüzlerdir"
(Tirmizi,
Kader: 12; Tıbb: 21.)
Bir hadisi şerifte Allah'ın Rasûlü
(s.a.v) şöyle buyurdu:
"Tedbir
alınarak yapılmış olan dua ile başınıza gelecek bela yerle gök arasında
karşılaşır ve biri diğerine ilaç olur, üstün gelir"
(Hakim.)
İşte bütün bunlar Allah
(c.c)'a ve Rasûlüne (s.a.v) iman eden ve sadece Allah
(c.c)'a itaatla kulluk eden müminlerin halidir ve
saydıklarımızın hepsi de "ibadet" kelimesinin ifade ettiği mana içinde en
önemli yerlere sahiptir.