Sahih bir Hadis-i şerifde buyurulmaktadır:
"Üç şey vardır ki, bunlar her kimde bulunursa o kimse imanın lezzetini
(halâvetini ve tadını)
tatmıştır.
O
bulunanlardan birisi, Allah ve Rasulünün
kendisine
başka her şeyden daha sevgili olması;
İkincisi, bir kimseyi Allah için, Allah razı olsun diye sevmesi;
Üçüncüsü,
Yüce Allah bir kimseyi küfürden kurtardıktan sonra bir daha küfre dönmeyi ateşe
atılmak gibi (kötü
ve kerih)
telakki etmesi ve iğrenç bulması"
(Buhari, İman:
9-14; İkrah: 1; Müslim, İman: 67; Tirmizi, İman: 10; Nesai, İman: 3; İbni Mace,
Fiten: 23.)
Allah'ın Rasûlü (s.a.v) üç şey kendisinde bulunan
kimsenin imanın tadını tadacağını haber veriyor. Çünkü, bir şeyde halavetin
(lezzetin) bulunması, ona muhabbet duyulmasına bağlıdır
(Bir insanın bir şeyden
lezzet alabilmesi için, o şeyi çok sevmesi, muhabbet duyması gerekmektedir).
Bir kimse bir şeyi severse veya bir şeye iştahlanırsa, o zaman o kimse için o şeyde lezzet ve murad
hasıl olur (o
şeyden büyük lezzet alır).
İnsan o sevdiği şeyde,
tad, lezzet, halavet ve sürûru bulur.
Lezzet, mülayim (iyi, uygun, faydalı) olan sevgili veya kendisine iştahlanılana kavuşmanın peşinden hasıl olan bir şeydir.
Felsefe ve tıb ehlinden bazı kişilerin dediği gibi:
"Lezzet mülayime (iyiye, uyguna, faydalıya) kavuşmaktır: Yani, idrak etmektir." diyen kimse, bu hususta çok fahiş bir yanılma içine yuvarlanmış olur. Çünkü, idrak sevgi ile lezzetin arasında olan bir haldir. Meselâ, insan, bir yemeğe iştahlanırsa ve onu yerse, lezzet alır. Bir kimse, bir şeye bakmayı arzular da ona bakarsa yine lezzet duyar. Nazara ittiba
eden lezzet, bizzat nazar ve bakma değildir
(Sadece bakmış olmak için bakmak insana lezzet vermez).
Demek ki o bir şeyi görmek değil, görmenin peşinden duyulan hazdır (lezzettir).
Allahu Teâla Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
"Cennette canların isteyeceği (iştahlanacağı)
ve gözlerin lezzetleneceği her şey var.." (Zuhruf:
43/71)
Böylece, nefis için hasıl olan bütün lezzet ve elemler, ferah ve hüzündendir. Bunlar da, sevileni (mahbubu)
veya sevilmeyeni (mekruhu) şuurlu bir şekilde anlamaktır. Fakat
anlamanın bizzat kendisi,
idrak etmek,
ferahlık ve hüzün değildir.
Netice; Ferahlanma ve lezzetlenmeyi içine alan imanın
halaveti ki, bunu imanın lezzetini tadan mü'min bulur,bu kulun, Allah (c.c)'a muhabbetinin kemaline ittiba
eder (tabi olur) ve O'na bağlanır.
Bu hal üç şeyle
meydana gelir:
1 - Muhabbeti kemâle erdirmek;
2 - Onu tarif etmek ve
3 - Zıddını def etmek.
Muhabbetin kemale ermesi: Allah (c.c) ve Rasûlünün
(s.a.v) muhabbetinin, onlardan başka herşeyden üstün olmasıdır: Allah (c.c) ve Rasûlünü
(s.a.v) normal bir sevgiyle sevmek yeterli değildir. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Allah
(c.c) ve Rasûlünün (s.a.v) sevgisi herşeyden ve her sevgiden daha üstün olacak.
Muhabbetin tarifi: Sevdiğini ancak Allah
(c.c) için sevmek ve
Muhabbetin zıddını defetmektir,
imanın
zıddı olan küfürden,
ateşe atılmaktan nefret edildiği gibi nefret edip tiksinmektir.