Aşağıdaki ayetler bu konuya
biraz daha açıklık getirmektedir:
"Muhakkak ki, namaz
fuhuş
(aşırılıktan),
münkerden
(kötülüklerden) ve gerçekleri unutmaktan kurtarır insanı"
(Ankebut: 29/45)
Dikkat edilirse, "fuhuş",
yani aşırılık
münkerden (kötülüklerden)
bir cüz olduğu halde ayrıca ifade edilmiştir.
"Muhakkak Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder; fuhuş; münker ve isyandan meneder"
(Nahl: 90)
Akrabaya vermek adalet ve ihsana; fuhuş ve isyan münkere
(kötülüğe) dahil olduğu halde,
Yüce Allah bunları ayrı ayrı
zikretmiştir.
Ve yine:
"Onlar ki kitaba yönelirler
ve sımsıkı sarılırlar ve namazı ikame ederler..."
(A'raf: 7/169)
ayeti kerimesinde de böyledir.
"Namaz", kitaba yönelmenin ve ona
sımsıkı sarılmanın ta kendisi olduğu halde, yönelmeye ilave olarak eklenmiştir.
Allah
(c.c) kendi Rasûllerinin
hallerini anlatırken de aynı tavır görülmektedir:
"Muhakkak onlar (nebi
ve Rasuller) hayırlı işlere süratle koşuyorlardı; rağbet ve rehbetle
(korku ve ümitle) bize yalvarıyorlardı"
(Enbiya: 21/90)
Halbuki, "rağbet"
(korku) ve "rehbetle"
(umut) dua etmek, hayra dahildir; fakat yine de hayra ilâve edilerek zikredilmiştir. Bu şekildeki ayetler Kur'an-ı Kerim'de pek çoktur.
Kur'an-ı Kerim'de bu tarz ifadeler, bazen biri
diğerinin cüzü (parçası)
olduğu halde, özel olarak zikredilerek manayı
pekiştirmek için ve onun genel ve özel anlamı ile de ifadesi arzulandığı için
ilk kullanımın üzerine ek olarak zikredilir.
Bazen de, yalnız ve diğeri ile beraber
zikredildiğinde kelimenin bu manaya delâleti çeşitli olur. Yalnız olduğu zaman
genel manayı, başkasıyla birlikte olduğu zaman özel manayı ifade eder.
Mesela,"Fakir" ve "miskin"
kelimeleri gibi.Bunların
her biri
yalnız olarak zikredildikleri (ifade
edildiği) zaman,
diğerinin manasını da yüklenirler
(Yani bir manada genel
anlam kazanır)
"Sadakalar kendini Allah
yoluna adamış fakirler içindir"
(Bakara: 2/273)
Buradaki "fakir" kelimesi
aynı zamanda "miskin" kelimesini de içine alarak genelleşmektedir.
Bir başka örnek:
"Yemini bozmanın kefareti
ailenize yedirmekte olduğunuz ortalama yemekten on miskini de doyurmanızdır"
(Maide: 5/89)
Burada geçen "miskin"
kelimesi de, aynı zamanda "fakir" kelimesini de içine alarak genelleşmektedir.
"Sadakalar ancak fakirler ve
miskinler içindir..." (Tevbe: 9/60)
Bu ayette olduğu gibi, iki deyim
ayrı ayrı kullanıldığı zaman
manaları
özelleşir ve iki
mana ifade etmiş olurlar.
"Fakir",
asli (gerekli)
ihtiyacından artırıp zekat veremeyecek durumda olana, "miskin" ise hiç
bir şeyi olmayana denir.
Denildi ki; genel manalının üzerine atfedilen özel manalı kelime, ikisi birlikte zikredildikleri zaman genel manalıya dahil olmaz; belki şu izahını yaptığımız şekilde olur:
"Kim Allah'a, meleklerine, resullerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa Allah o gibi kafirlere düşmandır".
(Bakara: 98)
(Burada genel manalı olan melâike kelimesine, özel manalı olan Cebrail ve Mikail kelimeleri atfedilmiştir. Eğer genel manalının üzerine atfedilen özel manalı kelime o genel manalıya dahil olmaz ise, Cebrail'in de Mikâil'in de melek olmamaları lazım gelir.)
"Hatırla o zamanı ki biz Rasullerden misaklarını almıştık. Sen'den de, Nuh'dan da, İbrahim'den de, Musa ile Meryem'in oğlu isa'dan da. Evet biz onlardan öyle bir sağlam misak
(ahid) aldık".
(Ahzab: 7)
(Burada genel manalı olan Rasuller kelimesine; özel manalı olan isimler atfedilmiştir
(ilave edilmiştir). Eğer genel manaların üzerine atfedilen özel manalı kelime, o genel manalıya dahil olmaz ise, isimleri geçen Rasullerin Rasul olmamaları icab ederdi ki, durum bunun tam aksinedir.)
Özel manalının genel manalı ile birlikte zikredilmesi çeşitli sebeblerden dolayı olur.
Bazen genel manalının diğer fertlerinde bulunmayan onun bir özelliği olduğu için, yukarıdaki ayeti kerimede isimleri geçen Rasûllerin diğer rasullerden ayrı bir özelliği olduğu için "Rasuller"
kelimesinden sonra teker teker isimleri zikredilmiştir. (Onlar da diğer Rasûl ve nebiler gibidir ama, kendilerine ait
özellikleri de vardır, manasında bir zikir.)
Bazen de
umumi
(genel) mana
taşıyan
kelimede, hududları belli mutlak bir vasıf vardır, sağa sola çekilecek yönü
yoktur. Onun için genel olmasına rağmen özel bir mahiyette kabul edilir:
"O takva sahipleri ki, onlar
gaybe inanırlar, namazlarını en iyi bir biçimde, hakkını vererek yerine
getirirler, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah'ın istediği yerlerde
kullanılmak üzere dağıtırlar. Onlar sana indirilene de, senden evvelki Rasuller
vasıtasıyla indirilenlere de inanırlar"
(Bakara: 2/3-4)
Yukardaki ayette geçen
"Gayba inanırlar"
deyimi, inanılması gereken bütün "gayb"
kavramını kapsar (içine alır). Çünkü genel manalı bir deyimdir. Fakat bu deyimde
aynı zamanda özümleme ve dolayısı ile de
icmal ve
mutlaklık vardır.
"Sana indirilene ve senden
evvelki Rasûllere indirilene" cümlesinin,
"gayb" manası içine girdiğine dair bir delalet yoktur. Onun için de
ayrıca zikredilmiştir. Bu ayetin kastı şöyle de olabilir:
"Haber verilene inanırlar, ki
işte bu gaybdir"... "Gayb" ile
haber vermeye de inanırlar, ki bu da:
"Sana ve senden evvelki
Rasullere indirilene" cümlesidir.
Şu ayetler de aynı
babdandır (durumdadır):
"Sana vahyedilen kitabı tilavet et"
(Ankebut: 45)
"Bir de kitaba sımsıkı sarılanlar ve namaza
dosdoğru kalkanlar." (Araf: 170)
Kitabı tilavet etmek
(okumak); ona uymak
ve onunla amel etmektir
(emir almak ve alınan emirleri yerine getirmek, uygulamak demektir).
İbni Mes'ud'un Bakara 121. ayeti kerime ile ilgili olarak şöyle dediği gibi:
"Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu hakiki bir tilavetle okurlar"
(Bakara: 121)
İbni Mesud yukarda
zikredilen ayeti şöyle açıklamıştır:
"Kitabın helal
kıldığını helal, haram ettiğini de haram sayarlar. Geniş anlamlar taşıyan,
açıklanması zor müteşabih ayetlere olduğu gibi inanırlar,
(muhkem)
hüküm ayetleriyle ise hayatlarını tanzim ederler, onlarla amel ederler"
Böylece "kitaba ittiba etmek"
(kitaba
uymak),aynı
zamanda, namazı ve diğer bütün ibadetleri de içine alan bir hadisedir.
Fakat yukarıdaki ayeti kerimede, namaz kelimesi
meziyetinden dolayı
(özelliği itibariyle)
ayrıca özel olarak zikredilmiştir.
Yüce Allah'ın Musa'ya (a.s.)
hitabı da böyledir:
"Hiç şüphe yok ki, Yüce Allah
Ben'im, ben! Ben'den başka itaat edilecek hiç bir ilah yoktur. Öyleyse bana
itaatla ibadet et; Ben'i hatırlamak ve emirlerimi anlamak için namaz kıl!"(Taha:
20/14)
O'nu hatırlamak için, emir
tekrarı yapmak için namaz kılmak, ibadetlerin en faziletlilerinden biri olmasına
rağmen, namaz ayrıca zikredilmiştir.
Aşağıda zikredeceğimiz ayeti
kerimeler de aynı mahiyettedir:
"Ey iman edenler! Allah'tan
korkun ve her zaman doğruyu söyleyicilerden olun!"
(Ahzab: 7/70)
"Ey iman edenler! Allah'dan korkun
O'na yaklaşmaya yol arayın"
(Maide: 35)
"Ey iman edenler! Allah'tan
korkun Allah'a sadakatle itaat eden kullarının yanında, onlarla birlik olun!"
(Tevbe: 9/120)
Bu ayetlerde zikredilen, doğru
söz, rızasını kazanarak yakınlaşma ve sadıklarla birlikte bulunma gibi haller,
Allah
(c.c)'tan korkmanın ta kendisidir.
(korkunun tamamındandır.)
"O'na kulluk et, O'na
güvenerek tevekkül et!" (Hud: 11/123)
Bu ayeti kerime de, aynı espiri
içindedir.
Çünkü,"tevekkül"; "istiâneden" (yardım istemekten)
niyaz etmekten ibarettir.
Bu ise Allah
(c.c)'a
ibadetin ta kendisidir. Fakat ibadet eden kimse tevekkülü özel olarak kasdetsin
diye ayrıca zikredilmiştir.
Zira o tevekkül; bütün
ibadet çeşitlerini yapabilme üzerine yapılan yardımdır.
Zira Allah
(c.c)'a,
ancak
istekle, niyazla
O'nun yardımıyla ibadet edilir.