Anlatmak isteğimiz espri
anlaşıldığına göre, artık
mahlûkun kemali Allah
(c.c)'a olan
kulluğunu gerçekleştirmesindedir, esprisi
anlaşılmış olmaktadır.
İnsan
Allah
(c.c)'a, kulluğunu ne kadar artırırsa, o nisbette kemali artar ve derecesi
yükselir.
Herhangi bir kimse
mahlûkun herhangi bir vecihle kulluktan çıkacağını sanırsa veya kulluktan
çıkmanın daha yüksek bir kemâl olduğuna inanırsa,
(kulluk dışında bir yücelik, bir
üstünlük ararsa, kulluk yapmadan da bir takım dereceler kazanacağına inanırsa)
o kimse mahlûkatın en cahili ve en sapığıdır.
Bütün mahlûkâtın
(yaratıkların)
Allah
(c.c)'ın
kulu olduğunu bildiren o kadar açık seçik ayeti kerimeler vardır ki, bunlar
saymakla bitmez.
Herkesin Allah
(c.c)'a kul olduğu anlaşıldıktan sonra, malumdur ki, insanlar bu hususda
diğer yaratıklardan
ve
birbirlerinden
çok farklı derecelere
ayrılırlar ve fazilet dereceleri birbirinden farklıdır.
(İyilikleri, üstünlükleri birbirine
benzemez.)
Birbirlerinden farklı faziletlere sahip olmaları
bizzat imanlarıyla alâkalıdır.
Bu
hususda
(vasıfda) insanlar, genel olarak topluluk, halk ve seçkinler olarak ikiye
ayrılırlar. Yani,
hâss
(hususi) ve
âmm
(umumi) olarak vasıflanırlar.
Bundan dolayıdır ki, Rabbin ulûhiyetinde
(Allah indinde)
onlar için genellik (âmm) ve özellik (Hâss) vardır (iki
değerlendiriş vardır).
Gene bundan dolayı, bu ümmette
şirk, karıncanın izinden daha gizli bir mahiyet taşır.