"Kulluk" "Abidlik" bir
ikinci manaya gelir ki:
Bu mana Özeldir, lokaldir. Belli Ölçüleri vardır. Böyle
bir kulluğa herkes, bütün insanlar sahip olamaz. Böyle bir "abidlik", bu çeşit bir
"kulluk" insan için en bulunmaz bir nimettir.
(Allah (c.c)'ın vermiş olduğu bütün kaabiliyetleri ve o kaabiliyetlerle ulaşılacak her türlü ihtiyaç maddesini,
Allah (c.c)'ın dediği biçimde kullanmak manasına gelen bu tür kulluk, sadece Kur'an
ayetlerine bağlanmakla mümkün olur.)
Burada "abd", "abid" manasınadır.
- O zaman Allah
(c.c)'a ibadet
(kulluk) eden ve O'ndan başkasına ibadet etmeyen;
(Rasûlü vasıtasıyla gönderdiği Kur'an'dan başka kitap kabul etmeyen,
kabul ettiği Kur'an'ın bütün prensiplerini elinden geldiğince yerine getirmeye
çalışan)
- Allah
(c.c)'ın ve
peygamberin emirlerine itaat eden;
- Allah
(c.c)'ın mü'min ve muttaki kullarını kendine dost, fasık ve kâfirleri de kendine düşman edinceye kadar çalışan insanın
abdiyeti...
(Allah (c.c)'ın dostlarını dost,
düşmanlarını düşman bilen bir İbadettir bu üstün kulluk makamı)...
(Böyle bir kulluk sadece Allah
(c.c)'a ait kılınır. Her türlü hükümdarlık hakkı Allah (c.c)'a aittir böylesi
bir kullukta)
Bu çeşit kulluk (ibadet) Allah'ın "ulûhiyetine" karşılık yapılan bir kulluktur.
İşte bundan dolayıdır ki, tevhidin mana ve medlulü
"Lâ ilahe illâllah" (Allah
(c.c)'tan
başka ibadete layık ilah yoktur)
hitabıyla ifade edilmiştir.
Allah
(c.c)'ın rububiyetini ikrar edip, O'na ibadet ve kulluk etmeyen veya O'nunla birlikte başka bir ilâha da ibadet ve kulluk eden böyle değildir.
(Yalnız O'na itaatla kulluk
etmek, O'ndan başka hüküm ve marifet sahibi, kudret merkezi kabul etmemek bu
ikinci tür yüce "ulûhiyette"
kulluktur ki, bu tiplerden başkası imkanı yok bu tür kulluğun ifade ettiği mana
içine giremezler.)
Bunlar Allah
(c.c)''ın herşeyin Rabbi, terbiye edeni, tekâmül ettireni ve Hâlık'ı olduğuna inanır; fakat
ulûhiyetine; yani "kulluk (ibadet) edilmeye lâyık tek ilâh ve mabud" olduğuna inanmaz ve başkalarına kulluk eder.
(Bir insan Allah (c.c)'ın herşeyin
Rabbi, yaratıcısı,
terbiye edicisi, geliştireni olduğuna inanır, fakat O'nu yegane itaat ve ibadet
edilecek kudret (varlık) bilmez, başkalarının sözlerine ve emirlerine de itaat
ederse, ikinci tür "ulûhiyette" kulluk makamına giremez. )
"İlah",
kâmil (tam
ve yüce, tecezzi / bölünme parçalanma kabul etmez) bir
muhabbet (sevgi)
ve tazimle
(saygıyla),
iclâl
(yüceltme) ve ikramla, korku
ve ümitle ve benzeri
ihtiramlarla
(hürmetlerle)
kalbin titreyerek yöneldiği, beğendiği
tabi olduğu (bağlandığı)
kudrettir (varlıktır).
İşte bu ibadet ve kulluk, Allah
(c.c)'ın sevdiği ve razı
olduğu bir ibadettir. (Böylesi
bir kulluğa "abidlik" demektedir İslam dini.)
Allahu Teâla seçkin kullarını da bu ibadetle
vasıflandırmıştır;
Rasûl ve nebilerini de bu maksadı hasıl ettirmek için
göndermiştir.
Abd, yaratık ve mahlûk manasına alındığı
zaman, inkâr edenler de iman edenler de müsavidir (birbiriyle
eşittir).
Bu manada mü'min ve münkir müşterektir
(aynı statü içindedir).
Hepsi de Allah
(c.c)'ın mahlûku ve abdidir (kuludur).
Abdin ve kulun bu iki manası arasındaki fark ile:
Allah
(c.c)'ın sevdiği ve
razı olduğu, ibadetine, dinine ve şer'i emirlerine dahil olan ve O'nun ehlini
(bu işleri mükemmel bir biçimde yerine
getiren insanları) kendisine dost ve
veli edineceği, onlara cennetle ikramda bulunacağı dînî hakikatlerle;
mü'minin, kâfirin, sadıkın ve facirin müşterek ve
müsavi olduğu ve kevnî hakikatler
(varlıklar alemindeki
gerçeklere bağlılık)
arasındaki fark anlaşılır.
Her kim ki,
sadece
kevnî hakikatler ile iktifa edip
(varlıklar
alemindeki müşahhas gerçeklerle yetinir),
dînî hakikatlere tâbi olmaz
(aldırış etmezse)
ise, mel'un
(lanete
uğramış) İblis ve
alemlerin Rabbine küfreden kâfirlerin tâbilerinden olur.