|
Müctehidin, elindeki hadisin araştırdığı,
incelemekle uğraştığı
hükme delâlet ettiğini bilmemesi. Bunun da çeşitli sebepleri vardır:
1. Hadisteki hükümle ilgili kelime garîb (müctehide
göre mânası ihtimalli ve kapalı) olur.
Meselâ:
Bazı hadîslerdeki:
"Müzâbene
(Muayyen bir hisse üzerine anlaşıp ekip, biçme.),
Muhâkale (İki kişi arasında görmeyerek, meselâ bohcalanmış
elbiselerini değiştirmesi.),
Muhabere (Savrulmuş samandan arınmış buğdayı,
başaktaki buğdayın değiştirilmesi.),
Mülâmese
(Mulamese biribirinin elbisesini görmek, sadece
yoklamak suretiyle satmak.),
Münâbeze (Hile yapmak, aldatmak.),
Ğarar..." gibi kelimeler bu kısma örnektir.
Alimler
bu kelimelerin
mânasını açıklama konusunda çeşitli
fikirler
(görüşler) ileri sürmüştür.
Şu merfû hadis de bunun örneklerindendir:
"Iğlâk halinde yapılan boşama ve
köle azâd
etmenin hükmü yoktur."
Zira bazı âlimler bu hadisteki "ığlâk" kelimesini
"zorlamak = ikrah" mânasında anlamışlardır. (Bu mâna doğruysa) buna
muhalefet edenler mezkûr mânayı bilememişlerdir.
2. Müctehid hadisteki bir kelimeyi kendi zamanında ve memleketinin
lügat ve
örfünde kullanılan mânada alır. Halbuki onu Rasûlüllah
(sallallahu aleyhi ve sellem) başka bir mânada kullanmıştır. Fakat
Müçtehid, kelimenin lûğat mânasını almanın kaide olduğunu düşünerek muhalif mâna üzerinde yürür.
(kelimenin sözlük mânâsından anladığı üzere hareket eder.)
Nitekim bazı âlimler, "Nebiz" içmeye ruhsat veren bazı nakilleri
(haberleri)
duyunca, bunu kendi
sözlüklerinde
kullandıkları mânâda
alarak sarhoş eden içki
türlerinden
biri sanmışlardı. Halbuki birçok hadislerde bu kelimenin mânası açıklanmıştı.
Buna göre: Nebîz: "Suyu
tatlandırmak için, içine (hurma, kuru üzüm
v.s.) atılan ve köpük atmadan, sarhoş edecek bir hale gelmeden içilen şerbet
demekti."
Bunun gibi bazıları da hamr kelimesini kendi lûğatlarında kullanılan mânada alarak özellikle
"Köpük atıp sarhoş edici hâle gelmiş üzüm suyu" sanmışlardı. Halbuki hamrın, sarhoşluk veren bütün içkilere şamil bir kelime olduğu birçok sahih hadisde açıklanmıştır.
3. Bazan kelime müşterek (eş
sesli, eş anlamlı)
veya mücmel (mânası zor anlaşılan)
( "Söyleyen açıklamadıkça anlaşılmayan"
diye de tarif edilir.)
yahut hakikat ve mecaz mânaları arasında muhtemel
(çok ihtimalli, çok yönlü)
olur. Müctehid kelimeyi
kendince en yakın mânasıyle alır da maksud
(maksat) diğer mâna olabilir.
Nitekim sahabeden bir cemaat orucun yeni farz olduğu sırada
Kur'andaki:
"beyaz ip ve siyah ip" tâbirlerini (bunlardan maksat fecir olduğu halde) maddi ip mânasında anlamışlardı.
Bazıları da "Yüz ve ellerinizi mesnediniz..." âyetindeki
"Elleriniz=ey diyeküm" tâbirini, omuza kadar eller mânasına almışlardı.
(anlamışlardı)
Bazan da bunun sebebi, sözün mânaya delâletinin hafi (gizli) olmasıdır. Çünkü sözlerin kastedilen mânalara delâlet şekil ve yolları sayılmıyacak kadar çoktur, insanlar sözleri anlama konusunda Allah Ta-âlâ hazretlerinin vergi ve lütfune göre çeşitli derecelerde bulunurlar.
Sonra bir kimse sözü genel olarak
bilir,
anlar da, muayyen bir olay veya şeyin o genel hükme girip girmediğini
bilemez,
anlayamaz.
Bazan önce anladığı halde sonra unutabilir...
Bu konu Allah'tan başkasının
ihata edemeyeceği, zaptedemiyeceği kadar genişlik arzeder.
Bazan da adam yanılarak söze, Rasûlullah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in gönderildiği Arapçanın ihtiva etmediği bir mâna verir...
|