|
Büyük imamların
(Müçtehitlerin),
bazı hadisleri tatbik mevkiine koymamalarına sebep olan bu on husus açık olarak
ortadadır.
Birçok hadisler de vardır ki
alimlerin onlarla niçin amel etmediklerine biz muttali olamamışızdır. Çünkü ilmin elde ediliş yolları son derece geniş olduğu gibi biz de, âlimlerin gönüllerindeki sebepleri ve malumatı bilgi dağarcığımızda toplamış olamayız.
Âlim,
istinat ettiği (dayandığı) delili bazan açıklar, bazan da açıklamaz. Açıkladığı takdirde bu bize bazen ulaşabilir, bazen de ulaşamaz. Ulaştığı zaman, onun istidlal tarzını anladığımız olduğu gibi, anlayamadığımızda olur;
bu delil ve istidlal haddi zatında doğru olsun olmasın durum böyledir.
Hulasa: Biz bunu böylece kabul ve kaydettikten sonra deriz ki:
Sahih bir hadise dayanmak suretiyle delili ortada olan ve bir kısım fıkıh âlimleri tarafından da kabul edilen bir görüşü; kendince bu delili reddedebilecek bir şeyi olan, fakat bu şeyi (delili) bizce meçhul bulunan bir âlimin söz ve görüşü karşısında terkedemeyiz. Çünkü delilini bilmediğimiz ikinci âlimin ilmi ne kadar çok olursa olsun, onun yanılması ihtimali, şer'î delillere hatanın yol bulması ihtimalinden daha çoktur. Zira
şer'i deliller
/ Kitap ve sünnet delilleri, Allah'ın bütün kullarına kesin buyruk ve hücceti olduğu halde âlimin görüşü böyle değildir.
Şer'î delil
/ Kitap ve sünnet delili kendisi gibi bir delille çelişip karşılaşmadıkça hatalı olamayacağı halde, âlimin görüşü böyle değildir.
"Hadisle amel etmeyen âlimin elbet dayandığı bir delil vardır"
sözüne istinat ederek
(dayanarak)
hadislerle amel etmemek caiz olsaydı elimizde, bu kabil hiçbir delil kalmazdı.
Şu halde bizim maksadımız, hadisler
-böyle bir ihtimalle- terkedilir demek değil, din âlimlerinin
(müçtehitlerin)
bazı hadislerle amel etmemelerinde mazur olabileceklerini anlatmaktır. Onlar bunda mazur oldukları gibi, biz de onların delilsiz terklerini terkederek hadisle amel etmekte mazur oluruz.
Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
"İşte onlar bir ümmetti (gelip) geçti.
Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandığınız ise sizindir. Onların
yapmış olduklarından sizler sorumlu tutulmazsınız."
(el-Bakara, 2/134),
"Ey iman edenler! Allaha itaat edin. Rasulüne ve
sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa
düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman etmişseniz onu Allah’a ve
Rasulüne götürün. Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha iyidir."
(en-Nisâ, 4/59)
Bir kimsenin görüş ve sözüne dayanarak Rasûlullah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in hadisine muhalefet, hiçbir kimsenin haddi ve hakkı değildir.
Nitekim İbn Abbas (r.a.), kendisine bir şey soran kişiye Rasûlüllah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in hadisiyle
cevap vermesi üzerine o adam:
"Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) şöyle
diyorlar" deyince, şu cevabı vermiştir:
"Üzerinize gökten taş yağmasından korkarım; ben Allah Rasûlü
(sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu diyorum, siz Ebu
Bekir ve Ömer'in (r.a.) sözünden bahsediyorsunuz."
|