|
Hadisin, zayıf, mensûh veya müevvel (başka bir mânası kastedilmiş) olduğuna delâlet eden bir başka delille karşılaştığına, başkası inanmadığı halde muayyen bir müctehid inanmış olur. Bazan belli bir hadis değil de onun içine girdiği nevi çatışmış sayılır. Bazan da gerçekte böyle bir karşılaşma ve çatışma
(muâraza) olmadığı halde müctehid böyle sanmış olur.
Nitekim Küfe medresesi mensuplarının sahih hadisle zâhir-i Kur'an'ı (Kur'an-ı Kerim'in lâfzından anlaşılan mânayı) karşılaşmış görmeleri bu kabildendir. Onlar Kur'an-ı Kerim'in umumî manalı (âmm) ve benzeri âyetlerini hadisin nassına takdim ve tercih ederler. Bazan
da aslında zahir olmayan zahir (lâfzından anlaşılır) sayılmıştır. Çünkü sözlerin
mânaya delâletlerinin pek çok çeşitleri vardır. İşte bu sebeple onlar, "şâhid ve
yeminle hüküm" konusundâki hadisi kabul etmemişlerdir.
Halbuki başkalarına göre Kur'an-ı Kerim'de, bir şâhid ve yeminle hüküm vermeyi meneden açık bir âyet yoktur. Eğer böyle bir âyet bulunsaydı, yine başkalarına göre bir çatışma olmayacak, sünnet âyeti tefsir etmiş olacaktı.
Bu kaide ile ilgili olarak imam Şafiî'nin dedikleri malumdur.
İmam Ahmed b. Hanbel'in de, sünnetin tefsirine lüzum olmadığını, Kur'an âyetlerinin zahir mânalarının herşeye kâfi geldiğini iddia edenlere reddiye olmak üzere yazdığı meşhur bir risalesi vardır. Bu risalede ileri sürdüğü delilleri buraya almamıza yer bakımından imkân yoktur.
Bazı hadislerle amel etmemelerinin onuncu sebebi içinde şunlar da vardır:
a - Kur'an-ı Kerim'in âmm bir âyetini tahsis eden, mutlakını
kayıtlayan veya hüküm ve mânasına ilâvede bulunan sünnetleri (hadisleri)
kabul etmemek.
b - Buna inananların şöyle demeleri:
Mutlak bir âyeti kayıtlamak
gibi, nass ürerine yapılan ilave nassın hükmünü nashetmek, (yürürlükten
kaldırmak) demektir. Amm olan bir ayeti tahsis etmek (özelleştirmek) te keza amm
hükmünü
nesih
(yürürlükten kaldırmak) tir.
Onuncu sebebin diğer örnekleri:
a - Medine fakihlerinin bir kısmı, Medineli ashab ve tâbilerinin tatbikatını göz önüne alarak, ona aykırı görünen hadisle amel etmezler.
"Bu aykırılık üzerinde ittifak, habere tercih edilmesi gereken bir delildir." derler.
(hadise uymamak konusundaki
ittifaklarını bir hüccet sayarak hadise tercih ederler.)
Alış-verişte
"meclis (aktin yapıldığı yer) muhayyerliği" ile ilgili hadise muhalefetleri işte bu prensibe dayanmaktadır. Halbuki diğer birçok fakihe göre Medineliler bu meselede ittifak değil, ihtilaf etmişlerdir; zaten ihtilaf değil de ittifak bile etmiş olsalardı, başkaları bunlara muhalefet edince muteber delilin, haber ve sünnet olması gerekirdi.
b - Her iki şehir, (mektep) mensubu birçok kişi, bazı hadislerle
kıyas-ı celi'nin çatıştığı görüşünde bulunarak hadisle amel etmemiştir. Zira onlara göre genel kaideler (birçok âyet ve hadisten çıkarılmış umumî hükümler), bir habere bakılarak bozulamaz.
İşte, hadisle amel etmemelerine sebep olan bunlar ve bunlara benzeyen bir çok muâraza (karşılaşma ve çelişmeler) vardır. Bu
muârazaları (karşılaşma ve çelişmeleri) tesbitte isabetler olabileceği gibi hatalar da olmuştur.
|