Birinci gruba girenlerin
fenası:
Bunların fenası, Allah (c.c)'tan
başka hiç bir şeyi istememektir. Başkalarını
(irade etmekten)
istemekten kurtulmaktır. O kadar
ki, bunlar sadece Allah (c.c)'ı sever ve yalnız O'na kulluk eder. Sadece
O'na tevekkül eder
(O'nu kendine vekil tayin eder) ve güvenir. Allah (c.c)'tan başka hiçbir şeyden
istimdat
(yardım ve destek)
dilemez. Bu, Ebu Yezid'in ifade ettiği
ve kastettiği manadır.
O şöyle ifade etmiştir bu
manayı:
"O'nun irade ettiği şeyden başka hiçbir şeyi
murad etmiyorum."
Yani,
mahbubun
razı olduğu muradını
(sevgili Allah (c.c)'ın) murad
ettiğinden başka hiçbir isteği yok). Elbette ki, böyle bir murad, dinin
emrettiği, istediği muraddır.
(Bu da dînî iradeyi murad etmekten başka bir şey değildir)
Böyle bir istek sahibi kimse, dinin istediklerini ister, istemediklerini ise
reddeder.
Kulu yücelten, kemâle erdiren
şey; Allah'ın irade ettiği, dilediği, istediği, razı olduğu ve sevdiği
şeyden başkasını istememek, dilememek, sevmemek ve O'nun razı olduğundan başka
hiçbir şeye razı olmamaktır.
Bu da Allah'ın farz ve müstehab
olarak emrettiği
şeylerden başkası değildir. Melekler, Rasuller ve salih kullar gibi, Allah
(c.c)'ın sevdiklerinden başka hiçbir şeyi sevmez.
Böyle bir hal, Yüce Allah'ın
anlattığı şu haldir:
"O gün ki ne mal bir fayda
verir, ne de oğullar. Ancak Allah'a selim bir kalple gitmek müstesna"
(Şuara: 26/88-89)
Diyorlar ki:
"Selim bir kalp Allah'tan
başka şeylerden selim olan bir kalpdir".
Yani, Allah'a kulluktan başka
veya Allah'ın iradesinden başka her şeyden selim olmak, kurtulmuş olmak.
Mana birdir. Bu manaya, ister
"Fena" ismi verilsin, isterse verilmesin.
(Bu manayı
"Fena"
kelimesiyle izah et, istersen de
başka başka kelimelerle), netice değişmez.
Çünkü, bu mana: İslam dininin
hem evveli hem de sonu, hem bâtını
ve hem de zahiridir.