Gerçekten
insanoğlu; Allah (c.c)'ın neleri sevdiğini neleri sevmediğini, nelerden razı
olup, neleri istemediğini, neleri emredip, nelerden yasakladığını, dostlarına
hangi nimeti, düşmanlarına hangi (azabı)
cezayı hazırladığını kendi
başına bilemez.
Yine insanlar, Allah (c.c)'a
layık olan güzel isimleri ve yüce sıfatları idrak edemezler
ki, bunları akılla ve kendi kendine anlamak ve
seçmekten aciz
kalırlar.
İşte bütün bunlar ve
benzerlerini bilebilmek için insanın Allah (c.c) ile kendisi arasında bir vasıtaya
ihtiyaçları vardır. Ve bu vasıta da Allah'ın seçip görevlendirdiği Rasûllerdir.
Ancak bunlar aracılığı ile Allah'ın istekleri bilinebilir.
Bu aracı Rasullere
iman edenler,
onlara tâbi olanlar
ve
hidayete erenlerdir. (onları takip edenler doğru yola ulaşanlardır). Allah
(c.c) bunlara katında yüce
makamlar verir, derecelerini yükseltir ve ahirette de nimet ve şeref bahşeder.
Rasûl ve nebilerine
muhalefet edenler (karşı
olanlar) ise, melun lanetliler,
Allah (c.c)'ın
yolundan sapanlar ve azıtanlardır.
Yüce Allah mealen buyuruyor:
"Ey adem oğulları! Eğer size
aranızdan ayetlerimi tebliğ eden nebi ve Rasuller gelirse, artık kim onlara
muhalefetten sakınır ve nefsini islah ederse, onlar için bir korku yoktur ve
onlar mahzun da olmayacaklardır. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onları
kibirlerine yedirmeyenler ise, onlar ateşin dostudurlar ve onlar o ateşte ebedi
kalıcıdırlar"
(A'raf: 7/35-36)
"Artık ne zaman benden size
doğru yola götürücü bir kitapla Rasul gelirse de kim benim doğru yoluma uyarsa,
o kimse sapıtmaz ve bedbaht olmaz. Kim de benim doğru yolumu kabul etmezse, onun
da hakkı dar bir geçimdir. Ve biz onu kıyamet gününde gözleri kör olarak
hasrederiz. O, "Rabbim! Beni neden kör hasrettin, halbuki ben görüyordum" der.
Allah da ona şöyle cevap verir: Sana ayetlerimiz geldiğinde sen onları görmedin
ve unuttun. İşte bugün de sen görülmeyip unutuluyorsun!"
(Taha: 20/123-127)
İbni Abbas:
"Kur'an-ı
Kerim'i içindekileri anlayarak okuyan; ve ayetlere uygun hareket (amel) eden
kimseyi Yüce Allah (c.c)
bu dünyada sapıtmamayı,
(ahirette)
öbür dünyada da bedbaht etmemeyi vaad etti ve
kefaleti (garanti) altına aldı" demektedir.
Cehennem ehlinden Yüce Allah
şöyle haber veriyor:
"Öfkesinin
şiddetinden neredeyse patlayıp parçalanacak.
Her gün cehenneme atıldıkça,
muhafızları onlara sorarlar: "Size azab ile sakındırıcı bir nebi gelmedi mi?"
Onlar cevap verir: "Evet! Gerçek o ki. Bize azabla sakındırıcı ve korkutucu nebi
gelmiştir. Fakat biz onu yalanlayarak dinlemedik. Allah seninle hiçbir şey
indirmemiştir. Sen ancak büyük bir sapıklık içindesin demiştik"
(Mülk: 67/8-9)
"O kafirler, ayrı ayrı
bölükler halinde cehenneme sürüldü. Nihayet oraya geldikleri zaman onun kapıları
açıldı. Cehennemin muhafızları onlara "Size aranızdan Rabbinizin ayetlerini
karşınızda okuyacak, sizi bu günlere gelmekle korkutacak nebiler gelmedi mi?"
diye sorarlar. Onlar "Evet, geldi" diyerek cevap verirler. Öyleyse azab hükmü
kafirlerin üzerine bir hak oldu"
(Zümer: 39/71)
"Biz elçileri müjde vericiler ve
uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde
kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da
olmayacaklardır. Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azab
dokunacaktır."
(En'am: 6/48-49)
"Nuh'a ve ondan sonraki nebi
ve Rasullere vahyettiğimiz ve İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve evlatları İsa,
Eyyub, Yunus, Harun ve Süleyman'a vahyettiğimiz ve Davud'a Zebur'u verdiğimiz
gibi, ey Muhammed hiç şüphesiz
sana da vahyettik biz. Gönderdiğimiz nebi ve Rasullerin
hikayelerini gerçek olarak sana bildirdik. Yine nebi ve Rasuller
yolladık ki, onların hayatlarından sana bir haber vermedik. Allah Musa ile de
hitap ederek konuştu. Biz nebi ve Rasullerimizi rahmet müjdecileri ve azab
habercileri olarak gönderdik. Ta ki bu elçilerimizden sonra, insanların Allah'a
karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak galibdir, yegane hüküm ve hikmet
sahibidir"
(Nisa:
4/163-165)
Bu ayetlerin benzeri Kur'an-ı Kerim'de pek çoktur.
Ve bu husus, müslüman, yahudi ve hıristiyanlar gibi bütün din ehlinin üzerinde
ittifak ettikleri esaslardandır.
Böylece bütün dinlerin salikleri Allah
(c.c) ile kulları
arasında Allah
(c.c)'ın emir ve
yasaklarını tebliğ edici
nebi ve rasulleri aracı olarak kabul ederler. Böyle bir vasıtayı hiç kimse inkar
etmez
herhangi bir semavi dine bağlı
olarak.
Yüce Allah buyurur:
"Allah, melekler ve insanlar
arasından (peygamberler)
elçiler seçti, gönderdi" (Hacc: 75)
Bütün dinler ehlinin ittifakı ile bu vasıtaları kim
inkâr ederse kafir olur.
Yüce Allah'ın Mekke'de indirdiği
:
En'am,
Â'raf ve başında Elif lam ra, Hâ mim, Tâ sîn gibi harfler bulunan ve benzeri
sureler Allah
(c.c)'a, Peygamberlere ve ahirete iman gibi İslâm'ın temel esaslarını
beyan ve ihtiva ederler.
Yüce Allah bu surelerde
(Peygamberlerini)
elçilerini yalancı sayan kafirlerin hallerini ve onları nasıl helak eylediğini,
elçilerine ve onlara iman edenlere nasıl yardımcı olduğunu beyan buyurmuştur...
İşte bu konudaki ayetlerden
mealen bir kaçı:
"Andolsun ki peygamber
olarak gönderilen kullarımız hakkında geçmiş bir sözümüz vardır: Muhakkak onlar
muzafferdirler. Muhakkak bizim ordumuz, herhalükârda galip olacaklardır":
(Saffât:
37/171-173)
"Muhakkak ki biz, (peygamberlerimizi)
elçilerimizi ve iman edenleri
hem dünya hayatında hem de meleklerin şahid olacağı kıyamet gününde muzaffer
kılacağız" (Mü'min: 51)
Yüce Allah'ın da buyurduğu gibi,
bu vasıtalara (nebi ve rasullere)
uyulur ve kayıtsız şartsız onlara itaat edilir:
"Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izni ile kendisine
itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik."
(Nisa:
4/64)
"Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş
olur." (Nisa:
4/80)
"De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana tâbi olunuz,
Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın."
(Âli İmran:
3/31)
"İşte peygambere iman edenler, onu tazim
edenler,
ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen Nur'a (Kur'an'a) tâbi olanlar;
onlar selamete erenlerin ta kendileridir." (Araf:
7/157)
"Andolsun ki, Allah'ın
Rasulünde sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça
zikredenler için çok güzel örnekler vardır"
(Ahzab: 33/21)