Şöyle ki; kulların
ihtiyaçlarını Allah
(c.c)'a onlar sunuyor ve Allah
(c.c) ancak kullarına onların vasıtasıyla
hidayet ediyor ve rızık veriyor...
Halk onlardan, onlar da Allah
(c.c)'tan istiyorlar.Tıpkı, hükümdar nezdindeki vasıtaların hükümdara halktan daha yakın oldukları
için, halkın taleplerini bizzat melikten istememek için, edeben onlardan
istemeleri gibi.
Yahut da, vasıtalar hükümdara ihtiyaç sahibinden
daha yakın olduğu için, vasıtalardan istek ve talepte bulunmayı daha faydalı
buluyor. (Elbette
ki halk isteklerini doğrudan doğruya hükümdardan istememek için, onun
yakınlarını araya koyar.
İşte her kim bu şekil üzere, Allah
(c.c)'la
kulları arasında vasıtaların varlığını kabul ve itikat ederse, o kimse kâfir ve
müşrik olur.
Böyle bir kimsenin
Şer'an tevbe etmesini istemek vacib olur. Tevbe ederlerse kurtulur,
etmezlerse katledilirler. Çünkü; bu teşbihçiler, Hâlık'ı mahlûka, Allah
(c.c)'ı
insanlara benzetmiş ve böylelikle Allah
(c.c)'a şirk
koşmuş olurlar.
Kur'an-ı Kerim'de bunları reddeden ayetler, bu
risaleye sığmayacak kadar çoktur.
(Meselâ şöyle olmaktadır:
Halk, kralın yakınlarından neden şefaat
istemektedir? Şunun için...
Kral veya hükümdar, halkın ne istediklerini topyekün bilemeyecektir elbette...
Onun yanındaki memurlar ve hususi yakınları, halkla, kendisinden daha fazla içli
dışlıdırlar. Yani, makam olarak halka daha yakındırlar. Halk hükümdarı ulaşılamıyacak
kadar büyük kabul ettiği için, bu vasıtaları araya koymak zorunda kalırlar.
Çünkü, kendileri bildirmedikçe, kral durumlarını bilememektedir. İşte burası
mühim bir noktadır. Allah
(c.c)'ı
da (hâşâ) bir kral gibi bilgisiz kabul etmiş olmak ne büyük bir şirktir. Allah
(c.c) herşeyi
gören, işiten ve vasıtasız olarak bilen kudrettir. Onun için kulunun durumunu
aracılardan daha iyi bilmektedir. Aksini kabul ve iddia etmek Allah
(c.c)'a
(hâşâ) eksiklik izafe etmek olur ki, işte bu yukarıda da belirtildiği gibi en
büyük şirk olur.)