İhlâsa erdirilmiş ve iyiye,
doğruya
yönelenlerin imamı Halil İbrahim (a.s); Rasûl olarak gönderildiği zaman, bütün
yeryüzünü müşriklerin dini kaplamıştı.
Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
"Hatırlayın ki bir vakit
İbrahim'i Rabbi bir takım kelimelerle (emir ve yasaklarla) imtihan etti.
İbrahim o kelimeleri tamamen yerine getirdi. Allah: "Ben seni insanlara imam
yapacağım" buyurdu. İbrahim: "Benim zürriyetimi de imam yap" diye yalvardı.
Allah: "Senin zürriyetinden olan zalimler benim ahdime
(imametime) asla
nail olamaz" buyurdu."
(Bakara: 124)
buyurdu.
Görülüyor ki,
Allahu Teâla'nın
imameti ve ahdi zalime ait değildir. Demek ki Allah
(c.c)
zalimin
imam
(önder) olmasını istememektedir.
Zulmün en ileri derecesi ise,
evvelce de belirttiğimiz gibi, şirktir. Yani, Allah'ın mahlûkatından
herhangi birine, Allah
(c.c)'a
güvenildiği gibi güvenilmektir. Mahlûktan
imdad dilenmek, belaları defedeceğine inanmaktır.
Kısacası Allah
(c.c)'ın
elinde (ellerinde)
olan işleri mahlûkattan
beklemektir.
Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
"Gerçekten İbrahim hak dine yönelen, Allah'a
itaat üzere bulunan bir ümmetti (imam idi) ve o hiçbir zaman müşriklerden
olmamıştı." (Nahl:
16/120)
Ümmet kelimesinin asli manası;
kendisine tabi olunan ve hayır öğretici kimse anlamına gelmektedir.
Kıdve kelimesinin, kendisine uyulan kimse demek olduğu gibi.
Yüce Allah İbrahim'in (a.s.)
zürriyetine peygamberlik ve kitap ihsan etti. Kendisinden sonra gelen bütün nebi
ve Rasulleri onun soyundan getirdi.
Yine, Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
"Sonra ey Rasûlüm! Sana şöyle vahyettik: Doğru
yola yönelerek İbrahim'in milletine (dinine, İslâm'a) uy! O hiçbir zaman
müşriklerden olmadı." (Nahl:
16/123)
"Gerçekten İbrahim'e insanların en yakını,
zamanında ona bağlı olanlarla, şu Rasûl
(Hz. Muhammed) ve ona, iman edenlerdir. Allah mü'minlerin yardımcısıdır."
(Âli İmran:
3/68)
"İbrahim ne bir yahudi, ne de hıristiyandı. Fakat
Allah'ı bir tanıyan gerçek bir müslümandı ve müşriklerden de değildi;"
(Âli İmran:
3/67)
"Yahudi ve hıristiyanlar müslümanlara şöyle
dediler: "Yahudi veya hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız" Habibim sen de ki:
"Hayır biz hak yol İbrahim'in milletindeniz
(dinindeniz). O hiçbir zaman müşriklerden olmadı". Ey müminler şöyle
deyin: "Biz Allah'a ve bize indirilen
(Kur'an'a); İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilenlere,
İsa'ya ve isa'ya verilenlere ve Rableri tarafından bütün nebilere verilen
kitaplara iman ettik, onların hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ancak
Allah'a boyun eğen müslümanlarız."
(Bakara:
2/135-136)
Allah'ın Rasûlü (s.a.v) sahih bir hadisde şöyle
buyurmuştur:
"Hiç
şüphesiz, İbrahim insanların en hayırlısıdır!"
(Müslim, Fedail:
150.)
İbrahim (a.s.) Rasûlullah'tan
(s.a.v.) sonra
Rasûllerin en efdalidir
en ileri gelen kuldur. Çünkü o "Halilullah" tır. Yani, Allah'ın
dostu.
Yine sahih bir hadisde şöyle buyurulmuştur:
"Şüphesiz Allah İbrahim'i
dost edindiği gibi beni de dost edindi."
(Müslim)
Başka bir hadisde şöyle buyuruluyor:
"Eğer
yeryüzü ehlinden bir dost edinseydim, Ebu Bekir'i dost edinirdim. Fakat
(kendisini kastederek) aradaşınız Allah'ın Halili
ve dostudur"
(Tirmizi,
Menakıb: 14; İbn Mace, Mukaddime: 11; Ahmed: 11.)
Ebu Bekir (r.a.) hakkında
söylenen bir başka sahih hadiste de şöyle buyurulmaktadır:
"Mescid-i
saadete açılan hiçbir kapı bıkarılmadı,
hepsi kapatıldı. Ancak Ebu Bekir'in kapısı açık bırakıldı"
(Buhari, Menakıb: 45; Müslim, Fedail: 2.)
Diğer bir hadis-i şerifde şöyle buyuruldu:
"Dikkat
ediniz ki, sizden evvelki bir çok kimseler kabirleri
mescidler, yani secde yeri ediniyorlardı. Dikkat
ediniz ve kabirleri mescid
edinmeyiniz. Ben sizi bundan mutlaka menediyorum"
(Müslim, Cenaiz: 97.)
Bütün bunlar sahih
hadiselerdendir. Yine sahih hadislerde beyan edildiğine göre, Allah'ın Rasulü,
yukarıdaki kabirleri mescid edinme hakkındaki sözlerini ve diğerlerini ölümünden
birkaç gün önce söylemişlerdir.
Onun için bu hadisler,
Rasûl-ü
Ekrem'in risaletini tamamlayan hadislerdir. Çünkü burada Allah dostluğunun
hakikatinin tamamı vardır. O dostluk ki, aslı, Allah
(c.c)'ın
kula sevgisi, kulun da Allah
(c.c)'a
sevgisidir.
Bu hususa "Cehmiyye"
fırkası
(ekolü) itiraz etmiştir.
Yine bu hadislerde;
Müşriklere
benziyenlere red olarak, Allah
(c.c)'ın
tevhidinin
(birliğinin) hakikati ve O'ndan başka kimseye kulluk (ibadet) etmeme
gerçeği vardır.
Ayrıca bu hadislerde;
Ebu Bekr sıddîkın
(r.a.) hakkını ayaklar altına almaya çalışan "Rafizîlere"
de red vardır. O Rafizîler
ki, kıble ehli olan Ali'ye (r.a.) ve diğer bir kısım büyük insanlara
ibadet etmekle en büyük müşriklerden olmuşlardır.