Bu anlamdaki kullukta, ister
sadık olsun isterse fasık, ister mümin olsun isterse de kafir, ister cennet ehli
olsun isterse de cehennem, bütün insanlar Allah (c.c)'ın "kulu"
ve "abdi" dir.
Zira Allahu Teâla bütün insanların Rabbi ve
Mâlikidir. (insanların
yaratıcısı ve tedbirleriyle kuşatıcısıdır.)
Hiç kimse O'nun kudreti ve meşîeti (dilemesi) dışına çıkamaz.
(O'nun tespit ettiği tabii kanunların
dışına hiç kimse çıkamaz.) İstese de istemese de, O'nun koyduğu tabiat (doğa)
kanunlarına uymak zorundadır. Hiç kimse O'nun kudretinin ve isteklerinin dışına
çıkamaz. İster Allah (c.c)'a verdiği iman sözünden dönen fasık, isterse verdiği bu
söze sadık olsun, kimse Allah (c.c)'ın hükümlerini değiştiremez. İnsanlar ister
istesinler ister istemesinler
Allah
(c.c)'ın iradesi
muhakkak tahakkuk eder.
(Allah (c.c)'ın istediği şey
mutlaka olur.) Allah (c.c) istemediği taktirde kimsenin istekleri sonuca
ulaşamaz.
Allahu Teâla şöyle buyurur:
"Onlar Allah'ın dininden
başkasını mı arıyorlar? Boşuna! Göklerde ve yerde her ne varsa, isteseler de
istemeseler de O'na çevrilip götürüleceklerdir" (Al-i
İmran: 3/83)
Demek ki Allahu Teâla bütün alemlerin Rabbi, halkedicisi
(yaratıcısı), rızık vereni, öldürücüsü ve dirilticisidir.
Kalbleri
(temayülleri) istediği yöne
çeviren ve işlerinde ortaksız yetki ve tasarruf sahibi yegane kudret Allahü
Teala'dır...
Hiç
kimsenin Allah'tan başka Rabb'i ve Mâlik'i yoktur.
Herşeyin Hâlık'ı
(yaratanı),
Müdebbir'i (yarattıkları
için kanun koyanı)
ve Muharrik'i (hareket
ettireni)
yalnız O'dur.
İnsanlar ister kabul etsinler
isterlerse etmesinler, ister bilsinler isterlerse de bilmesinler, sonuç
değişmez, gerçek asla bozulmaz.
İnsanlardan ancak iman ehli olanlar
(Allah (c.c)'a, Rasûlüne
(s.a.v), Rasûl
aracılığı ile indirilen Kitab'a inananlar)
bunları bilirler. Bildikleri için iman ederler;
Allah (c.c)'ın
rahmetini umarak, azabından korkarak, O'na şükredip kulluk ederler.
Bu gerçekleri bilmeyen veya Allah
(c.c)'a karşı
kibirlenerek inkâr edenler böyle değildir.
Kendilerini bir kudret sahibi
sandıkları için gerçekleri reddedenler çok kötü bir durum içindedirler.
Bunlar Allah
(c.c)'ın yegâne Hâlık ve Rab olduğunu bildikleri halde bu bilgilerini ikrar etmez
(açıklamaz,
itiraf etmez)
ve O'na boyun eğmezler. Kabullendikleri halde ve bildikleri halde kibirlerinden dolayı hakikati ikrar etmemeleri böylelerine büyük zarar getirir.
Zira Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
"Kalpleri ve vicdanları
bunların tam doğru olduğuna kanaat getirdiği halde, büyüklenmeleri
ve zülm etme temayülleri sebebiyle gerçekleri
inkar ettiler. O ard niyetli bozguncuların halleri bak nice oldu!"
(Neml: 27/14)
Bir başka ayeti celile:
"Kendilerine kitap
verdiklerimiz, rasul ve nebilerimizi öz oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle
olduğu halde bazı bilginler gerçeği halktan, sade insanlardan saklarlar, bile
bile insanlarla hakkın arasına girer, gerçeği örteder"
(Bakara: 2/146)
İşte o gözünün nuru ayetlerden
biri daha:
"Onlar senin doğru
söylediğini biliyorlar. Ama gene de o zalimler, Allah'ın ayetlerini inatla inkar
ediyorlar"
(En'am: 6/83)
Kul, Allahu Teâla'nın gerçekten Rabbi ve Hâlık'ı olduğunu ve kendisinin Allah
(c.c)karşısında fakir ve muhtaç bulunduğunu bildiği zaman, Allah
(c.c)'ın Rubûbiyetine
ait ubudiyeti ve kulluğu bilir ve
idrak eder.
İşte bu kul yalnız Rabbinden ister, O'ndan istimdat
dilenir (medet umar), O'na boyun eğer ve yalnız O'na yönelir
(O'na alçak gönüllülük tavrı içinde yalvarır)
ve tevekkül eder.
(O'nun verdiklerine ve vereceklerine gönüllü bir biçimde razı olur).
Fakat, Allah
(c.c)'ın emirlerine
bazen itaat ve bazen de isyan eder; bazen Allah
(c.c)'a kulluk
(ibadet) eder, bazen de şeytana, ve sair putlara kulluk ve ibadette bulunursa
(emirleri kendilerini rab ilan edenlerden alırsa) bu şekildeki kulluk cennet ve cehennem ehlini birbirinden ayırır ve böyle bir kulluk ile kişi mü'minler safına dahil olamaz.
Çünkü Allah'ımız şöyle
buyuruyor:
"Onların çoğu Allah'a hüküm
ve kararda ortak koştuğu halde, kendilerini mümin sayarlar. Halbuki ise böyle
ortak koşucular Allah'a iman etmiş değillerdir"
(Yusuf: 12/106)
Gerçekten de yaratıp rızk verici
olarak kabul
(ikrar)
ettikleri halde gene de Allah
(c.c)'tan başkasına
ibadet, itaat
ve kulluk etmektedirler insanların bir çoğu.
İşte ayet:
"Andolsun ki, o müşriklere
"şu gökleri ve bu yeri kim yarattı" diye soracak olsan, onlar; "muhakkak ki
Allah'dır" diye cevap vereceklerdir"
"De ki: "Kimin o arz ve ondaki bütün varlıklar,
biliyor musunuz?" Onlar; "Allah'ındır" diyeceklerdir. Öyleyse "onları düşünüp
Allah'ın kudretini idrak edemiyor musunuz?" diye sor. Yine onlara de ki: "O yedi
göğün sahibi kim? O çok büyük arşın rabbi kim? Onlar; Allah'dır" diyecekler. O
halde de ki: "Bunları bildiğiniz halde, bütün varlıkların sahibi olan Allah'tan
niçin korkmuyorsunuz? Yine de ki: "Herşeyin mülkiyeti ve bütün hazinlerini
elinde tutan kimdir? kimdir hiçbir şeye ihtiyacı olmayan? Korunmaya muhtaç
olmayan? Eğer biliyorsanız bana bildirin" Onlar yine şöyle cevap verecekler: "Allah'dır"
O halde onlara söyle. "Bunları biliyorsunuz da, neden aldatılıyor ve Allah'a
ortaklar koşuyorsunuz?"
(Mü'minun: 23/84-88)
Hakikatten ve onu müşahededen bahseden bir çok kimse, bu kevnî hakikati (herşeyi yaratan, herşeyin Rabbi ve sahibinin ancak Allah
(c.c) olduğu hakikatini), müşahede ediyorlar ki, bu kevnî hakikati bilmekte ve müşahede etmekte (yukarıda geçen ayetlerde olduğu gibi), mü'min-kâfir, sadık-facir
müşterektir.
(Gerçekten de, varlıklar
aleminin sahibini bilmek hususunda bütün insanlar birbirinin aynıdır.)
Hatta o kadar ki; bu hakikati iblis ve
ona bağlı
cehennem ehlinin hepsi de
bilip
itiraf etmektedirler.
Nitekim iblis demektedir ki:
"Ey
Rabbim! O halde insanların tekrar diriltilecekleri
güne kadar bana mühlet ver!"
Yine iblis şöyle demişti:
"İblis; "Rabbim" dedi. Beni azdırmandan ötürü
andolsun ki ben de insanları günahlarla süsleyeceğim ve onların hepsini de
azdıracağım" (Hicr: 15/39)
Ve gene iblis:
"Öyleyse yüceliğine yemin
ederim ki, onların hepsini azdıracağım"
(Sad: 38/89)
Yine iblis:
"Şu benden üstün saydığını
gördün mü? Nesi varmış onun da benden üstün tuttun onu? Yemin ederim ki, bana
kıyamet zamanına kadar izin verirsen, onun soyundan gelecek olanları çok azı
müstesna olarak kötülükte peşimden sürükleyeceğim"
(İsra: 17/62)
Allah
(c.c)'ın herşeyle birlikte kendisinin de Rabbi ve Hâlık'ı olduğunu ikrar eden İblis'in, yukarıdaki ve daha bir çok yerdeki hitapları hep kevnî
(varlıklar alemindeki)
hakikatleri
kabul ve
itiraf eden belgelerdir.
Cehennem ehli de bu hakikati itiraf ederler,
kabul ederler ve şöyle derler:
"Ey Rabbimiz" Aldanmışlığımız
bize hakim olmuştu. Onun için doğru yolda olanlardan ayrılmış olduk"
Gene cehennem ehli şöyle der:
"Rabblerinin huzurunda suçlu
suçlu durdukları zaman sen onları bir görsen! Allah huzurunda duran o cehennem
ehline: "Size bildirdiklerim hak değilmi imiş. Emirlerimi yerine getirmediğiniz
tadirde sizin için vaadettiğim şu cehennem de sîzin için hak değil midir?"
Onlar: "Evet, Rabbimize yemin ederiz ki, bizim için belirlediğin ceza haktır"
(En'am: 6/31)
İşte cehennem ehli de,
kevnî hakikatleri (varlık
aleminin gerçeklerini) olduğu gibi kabul ve ikrar etmektedir.
Bir kimse bu "kevnî hakikati"
(varlıklar aleminin
gerçeklerinden bir gerçeği) müşahede ederek durur ve Allah
(c.c)'ın
ulûhiyetine ait ibadetten, Allah
(c.c)'ın ve Rasûlünün
(s.a.v) emirlerine itaatten
ibaret olan "dînî hakikati" yerine getirmez ve ibadetten ve emre itaatten
geri durursa, iblis'in ve cehennem ehlinin fiili cinsinden
(yaptığı işlerden)
bir iş yapmış olur.
Bununla beraber "bunlar (Allah'ın kevnî
hakikatini müşahede edip, dînî hakikatten ve kulluktan geri duranlar) Allah
(c.c)'ın
has evliyası, hakikat ve marifet ehlidir, bunlar şer'i emir ve yasaklardan muafdır" diye itikat edilirse, bu itikat sahipleri küfür ve ilhad
ehlinin zümresine dahil olurlar
(iblis ve cehennem ehli
zümresinden olurlar.),onların
sapıklığına ortak olmuş olurlar.
(kevnî hakikati) Varlık aleminin bazı
gerçeklerini keşfetmek, kavramak başka, itaat ve kul olmak (dînî
hakikat) gene
başkadır.
Her kim, "Hızır ve diğer benzerlerini müşahede ettiğinden dolayı kendilerinden ilâhî emir ve nehiyler düştü" derse, bu sözleri Allah
(c.c)'a ve O'nun Rasûlüne küfreden kâfirlerin sapık sözlerinden olur.
Ta ki, "Abd" kelimesinin manasının ikinci
(özel kulluk) nevine girinceye kadar.