|
Rasûlüllah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabından yukarıdakilere benzer olarak nakledilen fetva ve davranışlar büyük bir yekûn tutar.
Ashabdan
dışındakilere
(sonrakilere) gelince: onlarınkini saymak ve zaptetmek bile mümkün değildir, çünkü binleri aşmaktadır.
Bunlar ümmetin en âlim, fakih, muttaki ve üstün fazilet sahibi kişileridir. Kendilerinden sonra gelenler ise bütün bu vasıflarda onlardan eksik durumdadırlar. Bazı sünnetlerin bunlarca da bilinememesi
gayet tabiîdir.
Bu husus beyana muhtaç değildir.
Sahih olan her hadisin bütün
imamlara (müctehidlere) veya muayyen bir
imama (müctehide)
vasıl olduğunu
(ulaştığını)
iddia eden herkes büyük bir hata işlemiş olur.
Bir kimse çıkıp da:
"Hadisler toplandı ve kitaplara yerleştirildi. Bu durumda onların bir müctehide gizli kalması
(müctehitlerce bilinmemesi)
düşünülemez." iddiasında bulunamaz; Zira:
1. Meşhur hadis mecmuaları, mezhep imamlarından sonra meydana getirilmiştir.
(imamların vefatlarından sonra
toplanmıştır.)
2. Rasûlüllah
(sallallahu aleyhi ve sellem)'in bütün hadislerinin muayyen hadis kitaplarında toplanmış olduğunu iddia caiz ve doğru değildir.
3. Bu doğru olsa bile
(Rasûlullah'ın bütün hadislerinin muayyen hadis
mecmualarında toplanmış olduğu farzedilse bile)
kitaplarda olan
bu hadislerin hepsini bir âlim bilemez. Bu hemen hemen hiçbir kimse için hâsıl
(mümkün)
olmamıştır.
Bir âlimin yanında bazan birçok hadis mecmuaları oluyor da kendisi onların içindekileri bile tamamen ihata edemiyor. Hattâ bu hadis mecmualarının tedvini devrinden
(toplanmasından)
önce yaşamış olanlar, sonra gelenlerden daha geniş sünnet bilgisine sahip idiler.
(daha çok hadis
biliyorlardı.) Zira onlara sahih ve mevsuk vasıtalarla
(senetle) vâsil olan
(ulaşan)
bazı hadisler, bize ya hiç gelmemiş veya meçhul bir vasıtadan, yahut mûnkatı
bir senetle gelmiştir. Onların kitapları, zihin
(hafızaları) ve kalpleri
idi. Bu hafızalar kitaplardakilerin kat kat fazlasını ihtiva ederdi.
(Kitaplardakilerin kat kat fazlasını zihinlerine
yerleştirmişlerdi.)
Durumu bilenler bunda asla şüphe etmezler.
Bir kimse çıkıp da:
"Bütün hadisleri bilemeyen müctehid olamaz"
demesin. Zira:
"Müctehid, Rasûlüllah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ahkâmla
(hükümlerle) ilgili bütün iş ve sözlerini bilsin" dersek
o takdirde
İslâm ümmeti içinde tek müctehid yok
demektir.
Âlimin varabileceği,
erebileceği
derece
(bunların hepsini değil) bunların çoğunu bilmekten ibarettir. Öyle ki ahkâm
(hüküm) hadislerinden onun bilemediği, nihayet teferruat ve tafsilat ile ilgili az bir miktardır. İşte
müçtehitlerin
hadislere aykırı söz ve ictihadları bu kısımda
meydana gelmekte (vuku bulmakta) dır.
|