Barışa son veren barış - Ibrahimtenekeci - 7. Sayfa
Barışa son veren barış...
|
İsrail, Filistin veya
Lübnan’a saldırıyor, vuruyor, kırıyor, öldürüyor, bazı stratejik yerleri
işgal ediyor. O ana kadar ses çıkarmayan büyük devletler ve onların bir
uzantısı olan malum örgütler, belli bir aşamadan sonra devreye giriyor ve
“tamam, artık öpüşüp barışın” diyorlar.
Ve İsrail, her barış anlaşmasından, mutlaka yeni kazanımlar elde ederek çıkıyor. Haliyle, kaybeden taraf da daima Müslümanlar oluyor. Mısır Akabe limanını ve Sina yarımadasını, Suriye Golan tepelerini, Ürdün Ölüdeniz kıyılarını böyle kaybetti. İsmet İnönü liderliğindeki Türk heyeti Lozan’da görüşmelere devam ederken, Büyük Millet Meclisi’nde Lozan’la ilgili birtakım tartışmalar olur. Kırklar grubuna* mensup bazı mebuslar, sert çıkışlar yaparak, verilen tavizlere itiraz ederler. Bu grubun ağır toplarından biri de Nurettin Topçu’nun da kayınpederi olan Erzurum mebusu Hüseyin Avni Ulaş’tır. Hüseyin Bey, İngilizlerle savaş pahasına, Musul vilayetinin alınmasını talep eder. Çünkü bu vilayet, Misak-ı Milli sınırları içerisindedir. Mustafa Kemal yanlısı mebuslar, “biz sulh istiyoruz” diye bağırırlar. Hüseyin Bey, bu sözlere şu şekilde karşılık verir: “Madem sulh istiyorduk, o halde niçin savaştık? Sevr anlaşması da bir sulh değil miydi?” Hüseyin Avni’ye göre, Türk milletinin düşmanı Yunanlılar falan değildir. Yunanlılar, bize düşman olamayacak kadar küçük bir kuvvettir. Gerisi Hüseyin Bey’den dinleyelim: “Şimdi karşımızda yegane düşmanımız İngiliz’dir. Bugün de, yarın da İngiliz dostluğuna inananlar aldanırlar. Memlekete bilmeyerek hıyanet ederler. İngilizler bu millete ebediyen dost olmaz. İngilizlerin gayesi Musul’da bir Kürt hükümeti teşkil edip senin memleketini parçalamaktır.” Hüseyin Avni Ulaş’ın büyüklüğünün herhalde farkındasınızdır. Şöyle ki... Bugün Musul vilayeti, yani Irak’ın üçte biri Türkiye sınırlarına dahil olsaydı, Amerika Irak’a saldırma cesaretini kendinde bulamazdı. Amerika, Irak’a, oradaki Kürtlere güvenerek saldırdı. Öyle ki, Bağdat ve Basra eyaleti, bir düzlükten ibaretti ve savunmaya müsait değildi. Irak ordusu, ancak, Kuzey Irak’taki (Musul eyaleti) dağlarda direniş gösterebilir, Amerika’ya ağır kayıplar verdirebilirdi. Amerika, o dağlarda savaşmayacağını bildiği için Irak’ı işgal etti. Nitekim hiç savaşmadı. Gelinen noktaya baktığımızda, Musul eyaletinde uydu bir Kürt devleti kuruldu, kurulacak. Ve bu oluşum, en çok Türkiye’ye zarar verecek. Haklı olarak, “İngilizlerle Amerika’nın Irak’ı işgali arasında ne bağ var” diye sorabilirsiniz. Açıklayayım: Amerika Birleşik Devletleri, İngiliz medeniyetinin bir uzantısıdır. Daha gelişmiş bir modelidir. Bugün Müslümanlara kan kusturan İsrail ise, İngiltere-Amerika ilişkisinden doğan bir çocuktur. Bu resmiyete rağmen, İsrail “gayrimeşru” olarak kabul edilir. İngiltere, önce Filistin’i işgal edip Yahudilerin oraya gelmesini sağlamış, sonra de çekilerek, yerini ve silahlarını Yahudilere bırakmıştır. Amerika da o tarihten (1948) itibaren bütün imkanlarını İsrail devletini yaşatmak için kullanmıştır. Zaten, İsrail’i ilk tanıyan devlet Amerika, ikinci tanıyan devlet ise İngiltere’dir. Bağımsızlık ilanından beş on saniye sonra... Demek ki ortada bir ekip çalışması var! (Buraya bir parantez açmak şart oldu: Türkiye’nin Kıbrıs’taki durumu da yazımızın kapsama alanına dahildir. İngiltere, Filistin ve Irak gibi, Kıbrıs’ı da elimizden almıştır. Ve oradan çekilirken (askeri üsleri hariç) ortaya karışık bir yapı bırakmıştır. Türk tarafı, barış görüşmeleri için Rum kesimiyle her masaya oturuşunda, yeni tavizler vermektedir. Filistinlilerin Yahudilere tavizler vermesi gibi...) Tekrar başa dönecek olursak, elbette bugün yarın İsrail’in bu saldırıları sona erecektir. İslam alemi sulh yanlısı olduğu, ateşkes istediği müddetçe, İsrail yeni tavizler ve topraklar elde etmeye devam edecektir. Yapılması gereken, yapmamız gerekendir! * Birinci Meclis’te fırtına gibi esen, Mustafa Kemal ve ekibine ciddi şekilde muhalefet eden Kırklar Grubu’yla ilgili geniş oylumlu bir yazı yazmayı düşünüyorum. Böylece Kırklar dergisinin isminin nereden geldiğini de söylemiş olduk. Nuray Mert’in deyimiyle; “Hep muhalif olmak!” |
|||||
|
|
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi