Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 13. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Kim bunlar?

Bu ülkede, şu anda önemli mevkilerde olan birçok kişi, bulundukları yere, yaptıkları işlerle değil, kurdukları ilişkilerle veya kökenlerinin sağladığı avantajlarla gelmiştir. Sözgelimi, diksiyonu bozuk olan ve konuşma, derdini anlatma güçlüğü çeken biri, Türkiye’nin en büyük kanallarından birinde ana haber bültenini sunmaktadır. Harfleri, hatta kelimeleri yutan, vurguları tam olarak yapamayan, el kol hareketlerinden yardım alan, sık sık panikleyen birinin ana haber bülteni sunması, bence, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.

Bir insan iyi haberci olabilir, ama bu, onun spikerlik yapabileceği anlamına gelmez.

 

Bu ülkede, değerlerine bağlı biri, ne kadar kaliteli iş yaparsa yapsın, malum nedenlerden dolayı, çok dar bir çevrenin dışına çıkamaz. Dışarı çıkabilmesi için, taviz vermesi, onların yaptıklarından yapması gerekir. İzzet Altınmeşe bu konuya iyi bir örnektir. Bu çok kıymetli sanatçı, bazı konularda titiz olduğu ve her yere girip çıkmadığı için, bugün tam manasıyla sanatını icra edememektedir. “Yazımı kışa çevirdin / Bak gözümde yaşa Leylam / Mevlam ayrılık vermesin / Gökte uçan kuşa Leylam” gibi birbirinden güzel güfteler yazan Altınmeşe, ne yazık ki bugün, küstürülmüş, şevki kırılmış bir haldedir. Buna karşılık, kıvırtmaktan başka en ufak bir meziyeti olmayanlar “star” olarak vitrinlerde yerlerini almaktadır. (Konu açılmışken, iyi türkücülerden biri olan Şükriye Tutkun’un da kulağını çınlatalım. İlgisizlikten şikayetçi olan Tutkun, “gündeme gelmek için illa açılıp saçılmak, gece kulüplerine gitmek ve sık sık sevgili mi değiştirmek lazım” diye isyan etmişti.)

 


Tekrar spikerimize dönelim.

Bu kişi, sadece ana haber bülteni sunmuyor, aynı zamanda “Türkiye’nin en çok satan” gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor. Yani, bütün imkanlar ayağının altına serilmiş. Bu gazetenin bir diğer özelliği de, sayfalarında yer alan çıplak kadın sayısının, haber sayısından fazla olması. Okunacak değil, bakılacak bir gazete...

İşte bu kişi, dünkü köşesinde, “Rum kültürünü sadece Yunanlılara bırakmayalım” başlıklı bir yazı yazmış.

“Kültürün dini, ideolojisi olmaz” diyor ve ekliyor: “Birkaç fanatik yüzünden bu zenginliğe (yani Rum kültürüne) sırt mı döneceğiz? Avuç içi kadar küçük fanatik bazı grupların şirretliklerinden korkup susmamalıyız.” (“Kültürün dini, ideolojisi olmaz” sözünü isterseniz hiç tartışmayalım. Kültürün zaten din demek olduğunu hatırlatalım, yeter.)

Kuşkusuz, söz konusu yazıda, bu şekilde iktibas edilecek çok yer var. Fakat gereği yok.

Bu yazı bize birçok şeyin yanı sıra şunu da gösteriyor: Bu kişi, eğer “İslam kültürüne sahip çıkalım” gibi bir yazı yazsaydı, ne o kanala spiker, ne de bu gazeteye köşe yazarı olurdu. Böylece, hangi misyonun, projenin parçası olduğu da kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor...

Milletin kültürünü (dinini) kötüleyecek, yok sayacak, buna karşılık yabancıları övecek ve onlara sahip çıkacaksın ki, bulunduğun yerin ve aldığın şeyin karşılığını veresin.

Aynı yazının ikinci bölümünde, Başbakan Erdoğan da eleştiriliyor. Başbakan, “Biz Türkiye’deki kiliseleri tamir ettiriyor, vakıfları sahiplerine geri veriyoruz. Buna karşılık, Yunanistan, ülkesindeki Türk kökenli Müslümanlar için hiçbir şey yapmıyor” demişti. İşte bunu eleştiriyor. Diyor ki; “Yunanlılar böyle bir şey yapmayabilir, ama sen yap! Ve bunu bir pazarlık konusu olarak görme, kullanma...”

Biz Müslümanlar, Başbakan Erdoğan’ı, “kiliseleri niçin tamir ettiriyorsun” diye eleştirirken; o, “karşılık beklemeden yapmalısın” diye uyarıyor. Şu garipliğe bir bakın...

 

Sunuculuğunu yaptığı ana haber bülteninde de durum pek farklı değil. Nerede millete ters gelen bir durum var, hemen onu bültenine taşıyor. Çekinmese, ana haber bültenini bir plajdan sunacak. “Acun firarda” değil, “Acun ana haber bülteninde...”

(Bu satırları yazarken 3 Nisan 2006 günü aynı kanalla ilgili yazmış olduğum Burası Neresi başlıklı yazı aklıma geldi. Hatırlayalım.*)

Üzücü, kahredici olan şeylerden biri de, vatanına, milletine, değerlerine, kültürüne sahip çıkmanın, bunları yabancılara karşı korumaya çalışmanın “şirretlik” olarak adlandırılması...

İnsanın “Nerdesin şevketli Abdülhamit Han” diyesi geliyor. Ve diyorum...

 

*Burası neresi?

Flaş haber olarak geçtiler, alt yazılarla izleyicilerin merakını kamçıladılar. Ve ikinci haber olarak verdiler: “Amerika’da katliam! Son elli yılın en büyük katliamı!”

Adamın biri, birlikte eğlendiği altı arkadaşını pompalı tüfekle öldürmüş, kaçamayacağını anlayınca da intihar etmiş.

En ince ayrıntısına kadar ve tekrar tekrar, bu “katliam”ın haberini verdiler. Bu haber bitince, hemen peşinden, bir “katliam” haberi daha verdiler: Ankara’da itlaf edilip bir çukura atılmış yavru köpekler bulunmuş. “Böyle bir katliamı hangi vicdansız yapar?” Yine, üzüntülü ve şaşkın yüzler, öfkeli açıklamalar…

Aynı gün, Irak’ta bir patlama olmuş ve 14 Iraklı hayatını kaybetmişti. Bir sürü de yaralı. Bunu vermediler. Demek ki, Müslümanların öldürülmesinin artık haber değeri kalmadı…