Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kötü alışkanlıklar - Ibrahimtenekeci - 15. Sayfa

Kötü alışkanlıklar

Ülkemizin yoksul ve orta halli kesimine aşılanan kötü alışkanlıklardan biri de ‘biriktirmek’ fikridir. Bankalar bile, o sevimli kumbaraları bunun için icat etmiştir. Yemeyip içmeyip biriktirirsen, ileride bir şey sahibi olabilirsin dediler. Hiçbir şey olmadığı gibi, bir şekilde, bütün birikimler de elden gitti. Sadece dert sahibi olduk.

Fakir fukaranın kuruş kuruş biriktirdiği paralar, birileri tarafından milyon milyon hortumlandı. Kah devalasyon, kah bunun gibi musibetler…

Oysa biriktirmek, bize ait bir şey değildi. Biz, daima biriktirdiği şeylerin altında kalmış bir milletiz. Bize biriktirmek değil, tutumlu ve dikkatli olmak düşer.

Bize yutturulan numaralardan biri de, ağustos böceği ile karıncanın o meşhur hikayesiydi. Bize hep karıncayı örnek gösterdiler. Ama karıncanın stokçu olduğunu hiç söylemediler.

Karınca, piyasadaki gıda maddelerini bol iken topluyor, stokluyor ve kıtlık zamanı, yani kışın, onları ortaya çıkarıyor, fahiş fiyatlarla satıyordu. Yoksa, küçük bir bakkal iken, kısa bir zaman sonra Türkiye’nin en zengini olan ve şimdi aramızda olmayan kişinin durumunu nasıl açıklayacağız?

Ama artık birçokları uyandı. Nihayet bizler de Batılılar gibi gerçek anlamda biriktirmeyi öğrendik ve bu, onların hiç işine gelmedi. Bunu bozmanın formülünü de kısa sürede buldular: Kredi kartları! Bugün, ülkemizde kişi başına birden fazla kredi kartı düşüyor. Kredi kartı mağdurları, ülkemizdeki en büyük “sivil toplum örgütü”nü oluşturuyor.

Eskiden, paramız varsa harcar, yoksa şükrederdik. Şimdi, parası olmayanlar da en lüks mağazalara giriyor, gönlünce alış veriş yapıyorlar. Dört yüz lira maaş alan biri, pekala bin liralık harcama yapıyor. Kimsenin insanla bir işi olmadığı için, bırakın suyun nereden geldiğini, değirmenimizin olup olmadığı bile sorulmuyor.

Kuşkusuz, halkımız kredi kartlarını gerçek anlamda kullanmayı öğrendiğinde, bu kez başka bir numara ile karşımıza çıkacaklar.

Başarılı olamayacaklarını kim garanti edebilir?


Gömleğin yakası

Hikayedir, anlatılır: Derviş’e “gömleğinin yakası kirlenmiş, yıkasana” demişler. “Yine kirlenir” demiş. “Yine yıkarsın” demişler. “Yine kirlenir” demiş. “Sen de tekrar yıkarsın” diye çıkıştıklarında, derviş dayanamamış, patlamış: “Bre erenler, biz bu dünyaya gömlek yakası yıkamaya mı geldik?”

Peşinen yanıldınız. Hikayeye konu olan gömlek yakası, bir gömleği değil; dünya malını, mevki ve makamı, şan ve şöhreti temsil etmektedir. Derviş, “biz bu dünyaya mevki ve makam için, mal ve mülk için gelmedik” demektedir...

“Gömleği çıkardığını” söyleyen kişi, dünya malına talip olduğunu da bir şekilde itiraf etmiş olur.


Uyku, fakir fukaranın tek eğlencesidir

Gençliğimde, “uyku israftır” diye yazmıştım. Alman filozof Niçe de “geceleri uyumayanların yolundan çekilin” diye yazmış.

Yaş ilerledikçe anlıyorum ki, uyku, fakir fukaranın tek eğlencesidir. Her ne kadar yatılan yerlerin kalitesi farklı olsa da, uyku, ölüm gibi, herkesi eşit kılar. Yatılan yer farklı, varılan yer aynıdır.

Ve Rabbimiz olmasa, uykudan uyanmaya kimsenin gücü yetmez. (Dostoyevski, biraz farklı düşünüyor. Ona göre; fakir fukaranın tek eğlencesi “yaşlanmak”tır. Ben bunu, bir şiirimde, yanılmıyorsam “ölmek” şeklinde kullanmıştım.)

Uyku, dünyanın ne kadar meşakkatli bir yer olduğunu göstermesi açısından da önemlidir. Bir düşünün; insan, uyurken bile bir emek harcıyor. Hele yazın; sağa dön, sola dön…

Cemal Süreya, bir şiirinde, “yoksuluz, gecelerimiz çok kısa” der. Evet, yoksul insan gece geç saatlere kadar çalışmak, sabah ise erken kalkmak zorundadır. Daima uykulu gözler… Dolayısıyla, fakir fukaranın Pazar günleri öğleye, hatta ikindiye kadar uyuması, anlaşılabilir bir durumdur. Uyku, onlar için adeta bir şölendir.

Şairlerin göz kapakları olmadığı söylenir. Bence, yoksulların göz kapakları yoktur.