Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Başımıza gelenler - Ibrahimtenekeci - 17. Sayfa

Başımıza gelenler

İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası* isimli kitapta; 1912-1918 yılları arasında, Anadolu’da nüfusun üçte birinin yer değiştirdiği belirtiliyor. Buna bir de Kurtuluş Savaşını ekleyin. Dile kolay; milyonlarca insan, her şeyini geride bırakarak doğup büyüdüğü topraklardan kopuyor, başka bir yere yerleşiyor. Mesela Rus işgalinden, Ermeni katliamından veya Yunan mezaliminden kurtulmak/korunmak isteyenler, daha içerilere kaçıyorlar. Ayrıca, Kafkasya, Rumeli, Afrika ve Arap coğrafyasından gelenler de daha içerilere yerleştiriliyor. “Daha içeri”ye; yani daha güvenli, daha sağlam, kolay ulaşılmayan ve kötülüklerden daha iyi korunan yerlere...

Tam burada, “içeri” kavramını biraz açmak gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti haritasına dikkatlice baktığımızda, içerisinin, Adapazarı, Bolu, Kayseri, Ankara, Konya, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Yozgat, Amasya, Tokat, Sivas olduğunu görüyoruz. Bir anlamda, içerisi, İç Anadolu bölgesi demek.

Buradan yola çıkarak, İç Anadolu’nun bizim içimiz olduğunu söyleyebiliriz. Tekrar edelim: İç Anadolu bölgesi, hem bu vatanın, hem de Müslüman Türk milletinin içidir... (Burada bir parantez açalım: Milli Görüş’ün iyi oy aldığı yerlerin haritasını gözünüzde bir canlandırın. Her iki haritanın birbirine cuk diye oturduğunu göreceksiniz. İşte bu durumu çok anlamlı buluyorum.)

 

Aslında konumuz ‘içerisi’ meselesi değildi. Söz nasıl buraya geldi, doğrusu anlamış değilim.

Konumuz, Justin McCarthy’nin Osmanlı’ya Veda** kitabından yola çıkarak, bu milletin neler çektiğini az buçuk gözler önüne sermek... Öncelikle, bu kişinin, Balkanlar ve İslam coğrafyası konularında uzman olduğunu belirtmek gerekiyor. Üstelik tarafsız olduğu bile söylenebilir. Belki de tarafsız olduğu için “Türk dostu” olarak biliniyor, anılıyor. Demek ki o kadar zor günler geçirmiş, o kadar haksızlıklara maruz kalmış, o kadar saldırıya uğramışız ki; yardım etmeyip veya saldırmayıp seyredenlere, yani tarafsız kalanlara (zulme seyirci kalanlara) bile “dost” gözüyle bakar olmuşuz. (Justin McCarthy halen hayattadır; Amerika’da akademik çalışmalarına devam etmekte ve Ermenilerin soykırım iddialarına karşı gelmektedir.)

Justin McCarthy’nin araştırıp ortaya koyduğu rakamlara göre, ki bu rakamların bir çoğu resmi rakamdır; Balkan Harbi ile başlayıp Birinci Dünya Savaşıyla biten o korkunç dönemde, Osmanlı Avrupasında yaşayan Müslüman nüfusun yüzde 27’si hayatını kaybetmiş. Kabaca söyleyecek olursak, çoluk çocuk demeden, her dört Müslüman’dan biri düşman tarafından şehit edilmiş.

Anadolu’nun birçok yerinde can kayıplarının durumu, Balkanlara nazaran daha da kötü. Mesela 1912-22 yılları arasında, Erzurum vilayeti nüfusunun yüzde 31’ini kaybetmiş. Diyarbakır ise yüzde 26’sını... İlerilere gittikçe durum iyice kötüleşiyor: Kayıp oranı Van’da yüzde 62, Bitlis’te ise yüzde 42. Bu iki vilayetin ortalamasıyla söyleyecek olursak, her iki kişiden biri hayatından olmuş.

İşgal yüzü görmeyen Konya vilayeti bile, nüfusunun yüzde 27’sini kaybetmiş. Demek ki buradaki erkeklerin büyük bölümü askere gitmiş ve bir daha dönmemiş.

Savaşlar, kadın erkek nüfusu arasındaki dengeyi de ciddi şekilde bozmuş. Mesela 1927 nüfus sayımına göre, Erzurum’da 100 erkeğe karşılık 140 kadın var. Bu oran, Rumeli’den yoğun göç alan Bursa’da 130.

Kuşkusuz, bu büyük felaketten, sadece insanlar nasibini almamış. Hayvanlardan binalara kadar her şey bu yıkımdan nasibini almış.

Sözgelimi Yunanlılar Manisa ve Kasaba’nın yüzde 90’ını, Alaşehir ve Salihli’nin yüzde 70’ini yok etmişler. Yunan birlikleri, resmi rakamlara göre, Batı Anadolu’da Müslümanlara ait 142 bin binayı yerle bir etmişler. Bazı ilçelerde, ayakta kalabilen bina sayısı yüzde 10’dan daha az...

Bu arada, Justin McCarthy’nin 1912 ile 1922 yılları arasını toplu olarak değerlendirmesini, bölmemesini, çok anlamlı buluyorum. Biz bazı şeyleri tam olarak tartışmıyoruz. Mesela Kurtuluş Savaşının 1919’da, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla başladığını yazıyor, söylüyoruz. Bana kalırsa, bu milletin kurtuluş savaşı, Balkan Harbiyle başlamış, Birinci Dünya Savaşıyla devam etmiş, İstiklal Mücadelesiyle nihayete ermiştir. Dolayısıyla, 1912 ile 1922 yılları bir bütündür, topluca değerlendirilmelidir.

Dünyada bu kadar yıkıma ve zulme uğramış başka bir millet var mıdır, bilmiyorum. “Japonya” diyeceksiniz. Japonya’ya atılan iki atom bombası, bize, tam 1912’den 1922’ye kadar her üç ayda bir atılmıştır. Zaten rakamlar da böyle söylüyor...

İsterseniz, bu konuya yarın da devam edelim.

* İletişim yayınları, ** Etkileşim yayınları