Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Mehmedim sevinin başlar yüksekte - Ibrahimtenekeci - 18. Sayfa

Mehmedim sevinin başlar yüksekte

Nüfus idaresinden verilen rakamlara göre, memleketimizde 1 milyon 537 bin 458 kişi Mehmet ismini taşıyormuş. Mehmet’i, 1 milyon 195 bin 232 kişiyle Mustafa izliyormuş. Sonra sırasıyla Ahmet, Ali ve Hüseyin...

Kadın isimlerinde birincilik Fatma’nın... 1 milyon 529 bin 170 kişi bu ismi taşıyor. Ayşelerimizin sayısı ise 1 milyon 161 bin 16. Sonra Emine, Hatice ve Zeynep.

Küçük bir deneme yapmak için telefon defterime bakıyorum. Hakikaten Mehmetler birinci geliyor: Mehmet Terzi, Mehmet Aycı, Mehmet Erdoğan, Mehmet Can Doğan, Mehmet Şahinkoç, Mehmet Öğütcü... Mehmet’i Mustafalar takip ediyor: Mustafa Kutlu, Mustafa Aydoğan, Mustafa Akar, Mustafa Uçurum... Üçüncülüğü Ahmet ve Ali paylaşıyor: Ahmet Kekeç, Ahmet Murat, Ahmet Edip Başaran; Ali Haydar Haksal, Ali Emre ve Ali Ural...

Sonra hanım isimlerine bakıyorum ve Fatma birinci çıkıyor: Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Fatma Şengil Süzer, Fatma Çolak...

Şöyle, aileme bir bakıyorum: Oğlumun ismi Mehmet, babamınki Ahmet, dedeminki Mustafa; büyük dedem de Abdullah. Demek ki nüfus idaresinin yayınladığı veriler doğru.

Aynı verilere göre, son beş yılda en çok tercih edilen erkek ismi Furkan imiş. Furkan, Kur’an-ı Kerim demek; Hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran demek... Ayrıca, Kur’an-ı Kerim’in 25. suresi.

1981 doğumlu Furkan Çalışkan anlatmıştı: Nüfus memuru, Furkan ismini ancak rüşveti aldıktan sonra kabul etmiş. Demesine göre, yasaklı isimler arasındaymış. Değişen bir şeyler var ki, artık rüşvet vermeden de bu ismi çocuğunuza koyabiliyorsunuz.

Tabii bütün bunların, bu isimlerin bir anlamı olmalı.

Halkımız ağırlıklı olarak, kültürümüzde, dinimizde karşılığı olan isimleri tercih ediyor.

Şehitliklerimize gidin ve bakın. Orada yatan isimlerin yarısına yakını Mehmet ismini taşıyor. Kalanların büyük kısmı da Ahmet, Mustafa, Abdullah, İbrahim, Ali ve Hüseyin...

Bu isimleri çocuklarımıza koymak, aynı zamanda tarihimize, geçmişimize sahip çıktığımız anlamına da geliyor. Onca engele, perdelemeye, yasağa ve yıkıcı uğraşa rağmen; bir devamlılık söz konusu. Yukarıdan değil de aşağıdan; yani devletten değil de halktan gelen bir devamlılık. (Meseleyi tam olarak kavrayabilmek için, lütfen, D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğünü açıp bu isimlerin anlamlarına bakalım. Mesela, Mehmet, Muhammed demek.)

Gerçi çocuklarına tuhaf tuhaf isimleri uygun görenler de yok değil, var. Onlarınki bir özentiden başka bir şey değil. Bir yandan Batılılara benzemeye çalışırken, bir yandan da başkalarına benzememenin gayreti içindeler: “Şöyle değişik bir isim olsun” gibi...

Evet, bir yandan değerlerimiz erozyona uğrarken, toplumumuz kan kaybederken, insanlar maneviyattan uzaklaşırken; bir yandan da çocuklarına gerçek isimler koymanın derdi içindeler.

Demek ki öz hala aynı öz...



Cenneti görememek...

Pazar günü, Konya’nın Seydişehir ilçesindeydik. Torosların bir uzantısı olan Küpe Dağının eteklerinde... Piknik vardı.

Dağın zirvesine baktım ve kaba bir hesapla, ‘iki saatte oraya çıkabilirim’ dedim. Tabii bu tırmanış için iyi bir nedenim vardı.

Kalabalıktan şık bir çalımla sıyrılıp dere yatağını takip ederek yola çıktım. Bir saat kadar yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. Başımı kaldırıp baktıkça, dağın benden uzaklaştığını görüyordum. Dağ sanki benden kaçıyordu. Böyle işlerde hesabın kabaca yapılamayacağını öğrenip geri dönmeye karar verdim.

Dağın öbür yüzünde Beyşehir vardı. Hem ilçesi, hem gölü... Gerçi Beyşehir’i görmek için bu kadar meşakkate, kendini parçalamaya falan gerek yoktu. Ben, kısa yoldan halledeyim demiştim. Olmadı tabii.

Amacım, çok yüksek bir yerden, yani zirveden, Beyşehir’i görmekti. Şunun için: Beyşehir’de Anamas dağı, dağın eteklerinde ise Malanda yaylası ve Kurucuova beldesi var. Buranın özelliği şu: Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat, Anamas dağının eteklerindeki Malanda yaylasına gelir ve buraya o kadar hayran olur ki, “Cennet ya burası, ya da buranın altı” der. Bir yandan orman, bir yandan nefis bir göl manzarası... Ve buraya yazlık bir köşk yaptırır. Bu köşkün kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır.

Neyse... Cenneti göremedim, ama o kadar yoruldum ki, günümü gördüm...