Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Özentinin sınırları - Ibrahimtenekeci - 22. Sayfa

Özentinin sınırları

Özentimiz sınır tanımıyor. Kime/neye özenmişsek, bir zaman sonra, onun kötü bir kopyası/taklidi oluruz. Bu gerçek...
Mesela Amerika’ya özendik ve Küçük Amerika olduk. Bu durum, onlardan daha aşağıda olduğumuzu kabul ettiğimiz anlamına da geliyor.
Haberleri izliyorum. Bir at çiftliğini gösteriyorlar. Çiftlikte, ata binme dersleri veriyorlarmış. Spiker, “artık siz de kovboylar gibi ata binebilirsiniz” diyor. “At bağladım nergise” diye şiirler yazmış bir milletin mensubu söylüyor bunu.
Kovboy, sığır çobanı demek...
Kovboy, o diyarın sakinlerine zulmeden, onları katleden demek...
Eğer özenti denilen illet bütün hücrelerimizi sarmamış olsaydı, spiker hanım, “siz de akıncılar gibi ata binebilirsiniz” diye sunacaktı haberini.
Eli kanlı kovboylardan değil, o anlı şanlı Mızraklı Süvari Alayımızdan bahsedecekti. Ekrana da cirit oynayan o yaman, o becerikli adamları getirecekti.
Şurası gerçek ki, cirit oyunlarını seyreden biri, Türklerin Amerikalılardan daha iyi ata bindiğini görmekte zorlanmaz. (Cirit demişken, Bayburt cirit takımını tuttuğumu da hatırlatırım.)
Evet, kime/neye özenmişsek, bir zaman sonra, onun kötü bir kopyası/taklidi olup çıkarız.
Şu sıralar İstiklal Caddesine (Beyoğlu) yolu düşenler, bu sözün ne anlama geldiğini daha iyi anlayacaktır. Caddenin adına uygun olarak her on bayandan sekizi istiklalini ilan etmiş. Daha anlaşılır bir ifadeyle söyleyecek olursak; evlerinden çıkarken giyinmeyi unutmuşlar.
Yetmiş senede buraya gelen bir toplum, yetmiş sene sonra, acaba buradan nereye gider? Bence, bu sorunun acilen cevaplanması gerekiyor.
Sözgelimi, bu kötü gidişatı, Refah partisinin veya AKP’nin Beyoğlu Belediye Başkanlığını kazanması da değiştirmiyor. Size sadece, onların işini kolaylaştırma görevi düşüyor. Kaldırımları yeniliyor, sokakları temiz tutuyor, loş yerleri aydınlatıyor, ağaç dikiyorsunuz falan.
İnsanların ahlak kurallarını yerle bir ederek sokağa çıkmasına, batıdan/batıldan gelen her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmesine, nü resimler çizen Kenan Evren bile itiraz ediyorsa, durum hakikaten vahim demektir.

Davranış biçimleri
Arayan, hanım okuyuculardan biri. Bir şeyler söylüyor, bazı sorular soruyor ve “kendinize iyi davranın” temennisiyle konuşmasını tamamlayıp telefonu kapatıyor.
Konuşma bittikten sonra, “kendinize iyi davranın” temennisiyle baş başa kalıyorum.
Eğer tinerci, jiletçi gibi bir şey olsaydım, bu sözün bir karşılığı olurdu. Olmadığıma göre, oturup düşünmek gerekiyor.
Mesela “kendine iyi bak” diyenlere, “aynaya bakmak terk-i edeptir” karşılığını veriyorum. Bilenler bilir: Aynaya Bakarken Okunacak Dua vardır.
Bir insanın kendine iyi davranması elindi midir? Sözgelimi, çok dikkatli bir hayat yaşayan, her şeyin en iyisine kendini layık gören, moda ifadeyle kendisiyle barışık bir hayat süren Ercan Arıklı, işte, ömründe bir kez olsun binmediği Halk Otobüsü’nün altında kalarak can verdi.
Okuyoruz, seyrediyoruz: İnsanlar, kendine iyi davranmak adına, hayatlarını gönüllü olarak cehenneme çeviriyorlar. Kimi, “kibarlık budalası” olup çıkıyor, kimi de yirmisinde görünmek için yirmi yılını gözden çıkarıyor.
Mesela “doymadan kalkınız” nasihatini ihmal ediyorlar, sonra da zayıflamak için olmadık yollara başvuruyorlar. Şimdi, biri bana “diyet” dese, aklıma sadece Ömer Seyfettin’in Diyet’i gelir. Hani, hikayenin kahramanı bir kolunu kesip veriyor ya, o Diyet...
Kendine iyi davranmak, beden sağlığıyla ilgili bir şeydir. Haşmet Babaoğlu geçenlerde, böylelerine esaslı bir cevap verdi: “Uzun bir yaşama değil, anlamlı bir yaşama inanıyorum. Bedenin sağlığı üzerine odaklanmış ve onu yaşam sevgisinden koparıp çileci bir ‘sağlık sevgisi’ne odaklandıran anlayışları sağlıkçı olsalar bile sağlıklı bulmuyorum. Alttan alta ‘hiçbir şeyi fazla dert etme, yoksa bedenin dert üretir’ tezine dayalı tuzu kuru yaklaşımlara gelince, fena halde huylanıyorum.”
Söz uzuyor, uzamasın. “Kendinize iyi davranın” temennisi bize ait değildir. Bize ait olan, “Allah’a emanet ol”dur.
Ayrıca, insanın ara sıra kendisiyle küs gezmesi de iyidir. Şöyle ki:
Açıyor çiçekleri fani dünyanın
Elimden çok çektin, değil mi canım?

Nereye gidiyoruz?
Bazı kesimler, her fırsatta şu tekerlemeyi söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti hedefine doğru emin adımlarla ilerlemektedir ve bu ilerleyişi kimse engelleyemeyecektir.”
Özentinin Sınırları başlıklı yazımızı okuyanlar, nereye doğru ilerlediğimizi herhalde görmüşlerdir.
Görmemişler ise, kendimiz soralım, kendimiz cevaplayalım: Acaba cumhuriyetimizin hedefi ne ola?
Dış politikada iflas ettik. Ülkemizi ABD’nin uydusu haline getirdik. Büyük fedakarlıklarla kurulan fabrikalarımızı yabancılara sattık. Çiftçileri ve işçileri neredeyse açlığa mahkum ettik. Toplumsal şiddet ilkokullara kadar indi. Her yer sapık, hırsız ve cani kaynıyor. Vs.
Bu konularda “emin adımlarla” ilerleyemediğimize göre, “emin adımlarla” ilerlenen şeyler nelerdir, bir bakalım: Eğer hedef, en çok borçlanan, en çok yolsuzluğun olduğu, en çok rüşvetin döndüğü ülkeler sıralamasına girmek ise, bunu gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Eğer hedef, kendi insanını tehlike gören veya bölünme tehlikesi yaşayan bir devlet olmak ise, maalesef bunu da başarmış bulunuyoruz.
Eğer hedef, dindar insanlara eziyet etmek, çimlere gösterilen hassasiyeti gençlerimize göstermemek, ülkenin her yerini Bodrum’a çevirmek ise; evet, emin adımlarla ilerliyorlar.
Ama bu, bizden birinin isteyeceği, arzu edeceği bir şey değildir.