Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hilkatin İlk Günleri - Ibrahimtenekeci - 23. Sayfa

Hilkatin İlk Günleri

Günümüz Türk şiirinin önemli isimlerinden Cevdet Karal, sekiz yıl aradan sonra ikinci şiir kitabını yayımladı: Hilkatin İlk Günleri. (Kaknüs yayınları)
Horozlu Ayna ve Ölüm’de gerilimi yüksek şiirlere imza atan Karal, bu kitabında daha sakin görünüyor. Masumiyet Defteri başlıklı şiirinde yer alan “daha önce gösterseydin ey sevgili / bela zanneder geçerdim mucizeni” dizeleri, bir anlamda bu sakinliği ve olgunluğu işaret ediyor.
Kitabın ilk bölümünde yer alan kar şiirlerini okuyunca, Ahmet Muhip Dıranas’ın Kar şiirinde geçen “Beyaz dokusunda bu saf rüyanın” dizesi aklıma geldi. İyi şiirlerin bir özelliği de, başka iyi şiirleri hatırlatmasıdır, denilebilir.
Cevdet Karal, yıllar önce yazdığı Sanatı Savunmak başlıklı yazısında; şiirin bir arınma olduğunu, eksile eksile varlık bulduğunu söylüyordu. Yine, Karal’a göre, şiir, dua saflığında olmalıydı.
Hilkatin İlk Günleri’ndeki şiirleri okurken, fazlalıklarından arınmış, eksile eksile son biçimini bulmuş şiirler görüyoruz. Dua saflığında şiirler bunlar. Bir örnek: “her seferinde beni niçin / karanlıkta bırakıp gidişin / güller gibi kat kat giydirişin.”
Cevdet Karal, yalın, kısa ve duru şiirler yazıyor. Şiirleri o kadar berrak ki, dibi görünüyor. Ve bu, ilk bakışta, derin olmadığı hissini uyandırıyor. Fakat içine girince, hiç de böyle olmadığını, boyumuzu fazlasıyla aştığını görüyoruz. Özellikle İlhamla Vehim ve Son Minyatürler bölümünde yer alan şiirler, şairin, halk edebiyatıyla da arasının iyi olduğunu gösteriyor.
Türk şiirinin en güzel söyleyişlerinden biri olan “Beyaz dokusunda bu saf rüyanın” dizesini hatırlatmamın bir diğer nedeni de, Cevdet Karal’ın yazdığı şiirlerin, en iyi bu dizeyle açıklanıyor oluşu. Şiirinde kar, kış ve buz kelimelerini 45 kez kullanan Karal, bir anlamda, “beyaz dokuyu” zemin olarak kullanıp “saf bir rüyanın” peşine düşüyor. Belki de bu yüzden, sis, uyku, düş, duman, ruh, tül, rüya, gölge, koku gibi kelimeleri severek kullanıyor. “Kar yüzünün kızarmasından eriyordu” dizesi, sözünü ettiğimiz saflığa en iyi örnektir.
İsmet Özel, “dünyaya alışan adam şiir yazamaz” diyor. Bu sözün bir anlamı da şudur:
Dünyaya bakıp da Hazreti Adem’in o ilk şaşkınlığını yaşamayan kişi şair olamaz. Cevdet Karal’ın birçok şiirinde kendini gösteren şaşkınlık (buna ‘hayranlık’ da diyebiliriz) hali, İsmet Özel’i haklı çıkarıyor. Karal, mesela Masumiyet Defteri başlıklı şiirinde, “her şey nasıl bu kadar yeni” diye soruyor. Yine, şairin bir arayış içinde olduğunu söyleyebiliriz. Adeta, bir sarkaç gibi iki nokta arasında gidip geliyor. Sözgelimi, serinlik ifade eden kar, kış ve buz kelimelerini 45 kez kullanmışken; buna karşılık, sıcaklık ifade eden alev, ateş, yangın, kor ve güneşi de 43 kez kullanıyor.
Hiç kuşkusuz, Cevdet Karal’ın şiirleri, büyümenin bile ayağa düştüğü bir devirde, yaşadığımız yıkıma bir itiraz olarak da okunabilir. Sakin ama kuvvetli bir itiraz… Öyle ki, neredeyse her insan, küçük bir kıyamet alametine dönüştü. Hüseyin Kazım Kadri, İmparatorluğun Tasfiyesi isimli eserinde; “Başımıza gelenlerden korkmadığımız için, bütün korktuklarımız başımıza geldi” diyor. Aynen böyle oldu. Cevdet Karal, insanın fıtratı ile inatlaşmasını ve dünyaya olan düşkünlüğünü, “musalla taşında bilek güreşi” olarak görüyor. ‘Şair bakışı’ dediğimiz şey, işte bu.
Hilkatin İlk Günleri’ni okumadan evvel, aklımda, Yozgatlı bir hocadan öğrendiğim “kader büyüktür, fakat Allah kaderden de büyüktür” sözü vardı. Karal’ın şiirlerini okuyup ‘varlık karşısında duyulan lirik hayranlığa’ şahit olduktan sonra, bu sözü şu şekilde kullandım: “Dünya büyüktür, fakat şiir dünyadan da büyüktür.”
Hüseyin Akın’ın son kitabı
Hüseyin Akın, hem şiir, hem nesir alanında başarılı eserler ortaya koyan ender edebiyatçılardan biri. Gerçek bir edebiyatçı: Hem ne yazdığını, hem de niye yazdığını iyi biliyor.
Akın’ın şiirleri gibi, yazıları da beni heyecanlandırıyor. Ne de olsa, bir şairin kaleminden çıkma yazılar bunlar. “Şiir gibi” denilir ya, öyle.
Akın’ın yazılarının bir kısmını topladığı Deneme Yanılma isimli kitabını severek okumuştum. Şimdi de Kitabım Çıktı Alınmayın ile karşımızda. (Lamure Yayınları) Bu kitap da seçme yazılardan oluşuyor. Güzel bir seçme…
Kitapta ilk dikkat çeken şey, yazıların su gibi akıp gitmesi. Okurken, sıkılmak nedir bilmiyorsunuz. Şair dikkati ve rikkati her cümleye sinmiş. Orijinal fikirler, parlak düşünceler, gerekli bilgiler… Hepsi mevcut.
Hüseyin Akın, bizlere, sadece neyi kaybettiğimizi değil, nasıl kaybettiğimizi de hatırlatıyor. Adeta, “hiçbir şey saklı kalmaz derinde / benzer bir gün daldaki meyveye” diyor.
Hüseyin Akın, bazı şeylerin altını çizdiği gibi, bazı şeylerin de üstünü çiziyor. ‘Tecrübe’ dedikleri bu olsa gerek. Mesela, “Biz İhya okuduk, onlar ihya oldular” diyerek, camiamızdaki çarpık yapılaşmaya işaret ediyor.
Kitabın özünü teşkil eden yazılar ise gezmek ve güzellik üzerine yazılmış olanlar. Adeta, “gezmek” eylemine ve “güzellik” kavramına yeni bir bakış getiriyor.
Bana düşen, “getiren kalır” demek. Evet, Hüseyin Akın, kalıcı bir eser daha ortaya koymuştur.
İnsanların kendilerini yanlış anlamaya programlayıp alınganlık zırhına büründüğü bir devirde, “Kitabım Çıktı Alınmayın” demek, oldukça derin anlamlar ifade ediyor