Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Duruş Meselesi Her Şey Çok İyiydi - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 24. Sayfa

Duruş meselesi
 

Her şey çok iyiydi: Hatipler, afişler, içi dolu sloganlar... Rüzgar da bizden yanaydı. Nihayet bu kez olacak, emeğimizin karşılığını alacaktık.
Seçimler öncesinde öyle bir hava yakalandı ki, bu havanın vermiş olduğu güvenle, “Bu hareketin karşısında kimse duramaz” denildi.
Ve Refah Partisi iktidara geldi.
Benim için önemli olan, bu hareketin karşısında kimlerin duramayacağı değil, arkasında kimlerin duracağıydı. Mesele buydu.
Hüseyin Kazım Kadri’den bir hatıra okumuştum. Buraya da alayım:
1900’lü yıllar.
Şah Nasiruddin zamanında, Krupp fabrikasından ilk defa olarak Tahran’a dört beş batarya top getirilir. Bu toplar, Şah tarafından ziyaret edilmek için sarayın önündeki meydana dizilir. O zamana kadar beş on eski toptan başka böyle muntazam silahlar görmemiş olan Şah, bu manzaradan fazlasıyla memnun olur ve arkasından gelen sadrazama; “Artık bunların önünde duracak bir adam bulunmaz” der. Sadrazam ise şunu söyler: “Evet, eğer bu topların arkasında duracak adamlarımız var ise!”
Bu anekdotu birkaç dava mensubuna anlatmıştım da, anlamamışlardı. Nitekim bölünme olduğu zaman, malum partiye ilk geçen onlar oldu. 
Tabii ben, şuraya niye gittin, buraya niye gelmedin diye kimseyi kınayamam.
Ama camide (camiada) görünüp de camiyle (camiayla) ilgisi olmayanları kınarım, yadırgarım.
Hikayedir, Anadolu’da hâlâ anlatılır:
Yokluk yılları. Ağalar bile şeker bulamıyor.
Artık nasıl olduysa, adamın biri, biraz şeker bulmuş. Hayırlı bir iş yapayım diye düşünmüş olmalı ki, helva yapıp camii cemaatine dağıtmak istemiş.
Ve oğlunu mahallenin camisine göndermiş: “Helva ikram edeceğim, cemaate söyle, namaz bitince bize gelsinler.”
Çocuk biraz uyanık çıkmış. Namazın bitmesini beklememiş. Namazın orta yerinde, yanlış bir adres vererek, “falanca yerde bedava helva dağıtıyorlar” diye bağırmış.
Hemen bir hareketlilik başlamış. Namazı terk eden terk edene... Ve geriye, helva için namazını bozmayan dört kişi kalmış. Onlar namazlarını sonuna kadar kılmışlar. Tespihlerini çekip dualarını etmişler.
Çocuk onları beklemiş ve çıkışta, “babam sizlere helva ikram edecek” demiş. Beraberce, helva ikram edilen eve gitmişler.
Sadece dört kişiyi karşısında gören hayırsever vatandaş, şaşkınlık içinde oğluna dönüp “camide dört kişi mi vardı” diye sormuş. “Evet” demiş oğlu, “camide dört tane mümin vardı.”
Bizim hikayemiz de biraz buna benziyor.
Dünya nimetlerinin, siyasi istikbalin, mevki ve makamın cazibesine kapılanlar veya zorlukları göze alamayanlar, safları birer birer terk ettiler. Geriye, işte, yüzde şu kadar kişi kaldık.
Anlattığımız topçu bataryasını düşünün: Topların arkasında birçok insan vardı. Çok taarruz ettiler, olmadık silahlar kullandılar, belden aşağıya vurdular, her şeyimizi didik didik araştırdılar, parlak teklifler sunup bazılarımızı yanlarına çektiler; fakat topun arkasındaki insanları tamamen yok edemediler.
Topumuz (partimiz) duruyor.
Biz de duruyoruz. Kin sahipleri
Pazartesi günü, “İçimizdeki dış güçler” başlıklı bir yazı yazmış ve “Danıştay cinayeti vesilesiyle, dindar camiaya kin kusanlar acaba kimlerdir” diye sormuştum. Sorumun cevabını bulmakta gecikmedim. Şimdi, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bir taziye ilanını hep birlikte okuyoruz:
Bütün düşünce ve inançlara saygılı, hoşgörülü, sevgi dolu yürekleriyle bilimin aydınlattığı aklın yolunda yürüyen, laiklik, Atatürk ilke ve devrimlerini bütün içtenliği ile benimsemiş ve bunları yaşam biçimi olarak kabul etmiş, Derneğimiz Üyeleri; menfur saldırı sonucu vefat eden
Danıştay 2. Daire Üyesi Sayın
Mustafa Yücel Bilgin
Beyefendiye Tanrı’dan rahmet, yaralı olarak kurtarılanlara acil şifa ve tüm adalet camiası ile halkımıza başsağlığı dileklerini sunarlar.
HÜR VE KABUL EDİLMİŞ
MASONLAR BÜYÜK LOCASI DERNEĞİ
Sadece bir şey sormak istiyorum: “Atatürk ilke ve devrimlerini bütün içtenliği ile benimsemiş ve bunları yaşam biçimi olarak kabul etmiş” bir insan, masonluğu nasıl kabul eder? Mustafa Kemal Atatürk, masonların faaliyetlerini yasaklamamış mıydı?