Sosyal Konular Türkiye Hakikaten İlginç Bir Yer - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 28. Sayfa
Sosyal konular
|
Türkiye hakikaten ilginç bir yer... Mesela, Türkçülüğün esaslarını
Diyarbakır doğumlu biri yazıyor; buna karşılık, soyadı Türk olan biri,
Kürtçülüğü ilke edinen bir partinin genel başkanlığını yapıyor... Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltabiliriz. Hadi, bir örnek daha verelim: Geçtiğimiz günlerde vefat eden Atıf Yılmaz’ı tanımayan yoktur. Kendisi, Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden... Yılmaz’ın vefatından sonra “dinci basın” diye adlandırılan gazetelerin yayınlarına baktım. Rahmetliye çok cömert davranmışlar ve tam sayfa haber bile yapmışlar. Övgü dolu satırlar. Neredeyse milli yas ilan edecekler. Gazetelerimizden biri, onun “sosyal konulara temas ettiğini” söylüyor. Bir başka gazetemiz, daha da ileri gidiyor ve “yerinin zor doldurulacağını, onun bir duayen olduğunu” iddia ediyor. Garip ama gerçek... Şimdi, şu “sosyal konulara” bir bakalım: Asiye Nasıl Kurtulur, Eğreti Gelin, Safiyedir Kızın Adı, Arkadaşım Şeytan, Kadının Adı Yok, Ah Belinda, Dul Bir Kadın, Dağınık Yatak, Çapkın Hırsız... Atıf Yılmaz’ın bütün filmleri kötü demiyorum. Fakat genele baktığımız zaman, hep belden aşağı çalıştığını görüyoruz. En ‘tutucu’ gazetemiz bile Atıf Yılmaz’a tam sayfa ayırdığına göre, demek ki bu iş bayağı prim yapıyor... Bakalım Zerrin Egeliler vefat edince, gazetelerimizde neler göreceğiz? Herhalde o da, Türk sinemasının en iyi oyuncusu seçilir ve ona göre muamele görür. Bunca şeyden sonra, Rilke’nin şu dizesini yazmak şart oldu: “Gül ey saf çelişki...” Rüşvet Celal Bayar, 25 Ocak 1954’te yaptığı bir konuşmada, “Türk milletinin satın alma gücünün artması için ellerinden geleni yapacaklarını” söylemiş. Nitekim halkımızın satın alma gücü, o tarihten sonra bir hayli arttı... Fakat birçok şey gibi, bunu da yanlış anladık ve uyguladık: Mal satın almayı, adam satın almaya dönüştürdük. Artık rüşvetin açamadığı kapı yok gibi: Sınır kapısını da açıyor, sivilinden üniformalısına kadar devlet memurlarını da... Büyümek bile ayağa düştü Galiba Dostoyevski idi... “Yaşlanmak, fakir fukaranın tek eğlencesidir” diye yazmıştı. Tabii artık devir değişti. İnsanlar, iki saat fazla yaşamak için neredeyse canlarını veriyor. Zengini de fakiri de yaşını küçültmenin, yaşından küçük göstermenin peşinde... Ona göre kıyafetler, ona göre imaj; ayrıca diyetler, estetik ameliyatlar, boyalar... Kapitalizm, yani dünyaya düşkünlük, herkesi bir noktaya çekiyor. Çocuklar ve gençler, o noktaya gelmek için yaşlarından büyük davranıyorlar. Büyükler o noktaya inmek için olmadık işlere girişiyorlar. Mesela anneler günü vesilesiyle gazetelerde yayınlanan reklamlara bir bakın: Bütün anneler manken gibi. Televizyonlarda da öyle... Falanca şarkıcıya bakın: Kırk yıldır sahnelerde, fakat gözünüzün içine baka baka, otuz beş yaşında olduğunu söylüyor. Ajda Pekkan’ın ağzından sular akan o üzücü fotoğrafını mutlaka göreniniz olmuştur. Ama hala genç kız gibi olmaya, davranmaya çalışıyor. Belki o da yaşadığı trajedinin farkında. Böyle olsun istemiyor. Artık şunu söylemenin zamanı geldi: Ayağa düştü büyümek bile... Kötü bir alışkanlık Kötü bir alışkanlığımız var: Güzeli ve iyiyi görmüyoruz da, hep kötü ve yanlış şeylere dikkat çekiyoruz. Bu, hayatımızın her alanında böyle... Mesela yüz tane doğru iş yaptığınız halde kimse sizi alkışlamaz; fakat bir tane yanlış iş yapınca herkes sizi yuhalar. Kuşkusuz, bu davranış biçimi, türlü şekillerde yorumlanabilir. Başkasının zor durumundan haz duymak gibi... Sözgelimi, benim sanatım hakkında Mustafa Kutlu, Süleyman Çobanoğlu, Hüsrev Hatemi, Ahmet Kekeç, Alaaddin Özdenören, Haydar Ergülen, Haşmet Babaoğlu, Arif Ay gibi birçok kalem erbabı, çok güzel yazılar yazdı. Bu yazıların kimi 300 bin satan gazetede, kimi 3 bin satan dergide yayınlandı. Bu yazılarla ilgili birkaç kişi beni ya aradı, ya aramadı. Fakat bir yerde, aleyhimde bir kelime bile çıksa, “biri sana şöyle şöyle yapmış” diye hemen telefona, klavyeye sarılıyorlar. On kişi, yirmi kişi... Bu bir yaşam biçimi olmuşsa, fena... |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi