 |
Milli Görüş hareketini bugüne kadar doğru değerlendirenlerin sayısı çok az.
Bu harekete gönül vermiş birçok kişinin bile, sağlıklı bir değerlendirme
yaptığını söyleyemeyiz.
Her şeyden önce, Milli Görüş hareketi, Türk siyasi tarihinde bir ilktir.
Akışı tersine çeviren ilk siyasi yapılanma da odur.
Cumhuriyet’ten sonra, dindar insanların devlet yönetiminden tasfiye edilme
süreci başlamıştır. Yine de dindar camia pes etmemiş; üstü örtülü ve
çekingen bir şekilde, bazı partilere “adam” sokmaya çalışmıştır. “Demokrat
Parti’ye bir adamımızı sokarsak, bu bizim için büyük bir kazançtır”
denilmiştir. Veya Adalet Partisine… Hele bu “adam” bir de bakan falan
olursa, mücadele büyük bir zaferle sonuçlanmış olur.
Ne CHP’nin karşısına dikilen DP, ne de onun devamı olan AP, itiraz ettiği
şeyden farklı değildir. Dindar insanların bu iki partiye yönelmesi, onların
aklına bir “şey” getirmiştir, o kadar. Menderes bu potansiyeli erken fark
etmiş ve milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakar gibi ‘sihirli’ kavramlarla
dindarları kendine çekmiş, daha doğrusu onları kullanmıştır.
Demirel de bu taktiği ustaca kullananlar arasındadır. Özal da öyledir.
Adnan Menderes’ten Demirel’e kadar, dindar insanların oy verdiği
liderlerin hayatlarını incelersek, bu kişilerin dindar insanlarda olan
hassasiyetlerin bir gramını bile taşımadıkları görülecektir. Sadece
Demirel’in “Türbanlılar Arabistan’a gitsin” sözü bile, bunun ispatı için
yeterlidir.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ortaya çıkmasından önce, dindarlar mevzi
kapmanın peşindeydi. Sonrasında ise bir cepheden bahsedilmiştir.
Evet, sahneye biri çıkmış ve çekinmeden, korkmadan, “İnananlar buraya
gelsin” demiştir. Bu, muhteşem bir çağrıdır. Benzeri, Cumhuriyet’ten bu yana
hiç görülmemiştir.
Daha düne kadar falanca partiye bir adam sokmayı başarı olarak gören
dindarlar, bugün parti sahibi olmuştur. Böylece, akış tersine çevrilmiştir:
Bir veya birkaç partiye adam sokmak yerine, doğrudan iktidara gelmek…
Bu, aynı zamanda, Alafranga-Alaturka mücadelesidir. Medyayı ve birçok ciddi
imkanı elinde tutan alafranga zihniyetin yıllardır Erbakan Hoca ile
uğraşması boşuna değildir. (Şimdi Beyaz Türkler, Siyah Türkler diyorlar. Bu
ayrımı yapmakla, bir anlamda, alafranga olduklarını da gizlemiş oluyorlar.
Mason veya Dönme olduklarını gizledikleri gibi...)
Kuşkusuz, Milli Görüş’ün tarihi yazıldığında, daha kapsamlı bir
değerlendirme yapılacaktır. Bizimkisi, işaret etmekle yetinmek…
Milli Nizam’la başlayan süreçte, inançlı kesimin büyük kazanımları olmuştur.
Fakat her kazanç, beraberinde bazı sıkıntıları ve imtihanları getirir.
(Mesela: Müslümanlar, önceden kolejlere iyi gözle bakmıyor ve oraları
misyoner yetiştiren ecnebi okulları olarak görüyordu. Kolejlere, alafranga
aileler çocuklarını veriyordu. Bugün ise, birçok dindar aile çocuklarını
koleje gönderiyor. Hatta yurt içindeki kolejler dar geliyor da, Avrupa ve
Amerika’daki kolejlere gönderiyorlar.)
Milli Görüş’ün hesaba katılması gereken bir güç olmasından sonra,
Türkiye’de Müslümanlar lehine çok olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bunu kimse
inkar edemez. Her şeyden önce, inançlı insanlar kurum çatısı altında
toplanmış; gazeteler, dergiler çıkarılmış, televizyon kurulmuş, dernek ve
vakıfların sayısı artmıştır. Toplumsal anlamda da ciddi düzelmeler
yaşanmıştır. Mesela, 1970’lerde mini etek modası varken, bugün o mini
etekler sadece podyumlarda ve birkaç semtte ancak giyilebiliyor.
Aynı dönemde porno film furyası her yeri sarmıştı, dönemin en önemli
oyuncuları bile bu filmlerde görülebiliyordu; şimdi ise böyle filmlerde
oynamak, utanç vesilesi oluyor. O dönemde, başını örten talebeler parmakla
gösterilirken, bugün, binlerden bahsediyoruz. O yıllarda genç olanlar hızla
dinden uzaklaşıyordu, şimdi ise tam tersi. O yıllarda Amerika ve İsrail dost
olarak biliniyordu, şimdi, halk onları en büyük tehlike olarak görüyor. (Hüsrev
Hatemi’den bir anı: “Bir arkadaşımla İnci sinemasına gitmiştik. O yıllarda,
film başlamadan önce ‘Dünya haberleri’ gösterilirdi. Bu haberler sırasında,
İsrail askerlerinin bir Mısır tankını, içindeki ölü Mısırlılarla birlikte
ele geçirdikleri ve ellerindeki İsrail bayrağını açarak tank üzerine
çıktıkları gösterildi. Salondaki alkış gürültüsü kulaklarımdan hala
gitmiyor.”)
Kuşkusuz, Milli Görüş’ün Türkiye’ye ve inançlı insanlara hizmetleri bunlarla
sınırlı değil. Fakat bizim yerimiz bu kadarla sınırlı…
Evet, Türkiye’de Müslümanlardan bahsedildiği sürece, Prof. Dr. Necmettin
Erbakan’dan da bahsedilecektir. Bu da, Allah izin verirse bin yıldan fazla
sürecektir... |