Kulliyatlar - 33. Sayfa - Ibrahimtenekeci
Askeri yığınak
| Bir
noktaya asker yığmak, birilerinin sınırı aştığını veya asker yığan tarafın
yakın zamanda sınırı aşacağını gösterir. Türkiye’de işler tersinden yürüdüğü için, sınıra asker yığmakla, kime gözdağı verilmek istendiğini tam olarak bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, malum medyanın estirdiği savaş rüzgarları. Sanki savaşa giriyoruz. Gözdağı verilmek istenen taraf bölücü örgüt ise eğer, 250 bin asker çok fazla. Amerika ise, aklıma Sovyetler örneği geliyor. Rivayete göre, Sovyetlerin lideri, 1960 yılında, dışişleri bakanımız İhsan Sabri Çağlayangil’e şunu söylemiş: “Bu kadar askeri ne yapacaksınız? Bize karşı ise az, kendiniz içinse çok…” Evet, bu kadar asker sınır boylarında ne yapacak? Olası bir sınır ötesi operasyonu günlerdir gündemde olduğundan, PKK militanları, Türk ordusunun ulaşamayacağı yerlere çoktan çekildi bile. Dolayısıyla, yapılacak bir operasyonun amacına ulaşması mümkün görünmüyor. Türkiye’de birçok şey başladığı gibi bitmediğinden, daha açık konuşmak gerekirse, doğru başlayıp yanlış bittiğinden; bir gelişmenin sonunu tutturmak, sayısal loto tutturmaktan daha zor… Hükümetimizin Amerika’nın taşeronluğunu yaptığı şu günlerde, özellikle Rice’ın ziyareti sonrasında, bugün Kuzey Irak’a dönük olan namlular, İran’a bile dönebilir. Her ne kadar İran’la birlikte PKK’ya yönelik operasyon yapıyor olsak da… Yakın tarihimiz böyle yüz kızartıcı örneklerle doludur. Bilemiyoruz, belki de bu yığınak, ne PKK ve Amerika, ne de İran içindir. Amaç, bir yandan milli menfaatleri ters yüz eden, bir yandan da seçmenlerine ara sıra elma şekeri dağıtıp birilerinin canını sıkan iktidara gözdağı vermek bile olabilir. Bana kalırsa, bu askeri yığınak vesilesiyle, şunu tartışmak gerekiyor: Türkiye’nin nüfusu arttıkça, asker sayısı da artıyor. Tam olarak bilmiyorum ama herhalde 1 milyonun üzerinde askerimiz vardır. Çok fazla… Bir anlamda, ciddi bir yığınak bu… Bu arada, son 15 yılda çok şey değişti. Rusya ve Bulgaristan tehdit olmaktan çıktı. Kıbrıs’tan zaten asker çekiyoruz. Suriye, Hatay meselesinde geri adım attı. Yunanistan’la aramızda dostluk havası esiyor. Hele, biricik amacımız Avrupa Birliği’ne girmek olunca, mecburen, bu ülke ile iyi geçineceğiz. Ki AB’ye girersek, Yunanistan ile aynı bayrak altında olmuş olacağız. Gürcistan henüz ülke bile değil. Ermenistan’la da nasıl olsa barışacağız. Avrupa ve Amerika, bu süreci her geçen gün hızlandırıyor. Dolayısıyla, geriye kardeş ülkeler olan İran ve Irak kalıyor. Bir de irtica ve bölücülük… Şimdi sormak gerekiyor: Bu kadar asker, kime karşı kullanılacak? Mesele iç güvenlikse eğer, polis mensuplarının sayısı bu iş için yeterli. Yetmezse, jandarma var. Aslına bakarsanız; ‘1 milyon askerin kime karşı kullanılacağı’ sorusu ile ‘sınırdaki yığınak kimin için yapıldı’ sorusunun cevabı aynı kapıya çıkıyor. Bekleyip göreceğiz… Hele, Amerika dışişleri bakanı Rice, Ankara ziyaretini tamamlayıp bir gitsin… Dünyanın hafızası Herkes kalıcı olmaktan bahsediyor. İki şiir yazan, kalıcı olmak hayalleri kuruyor. Böyle arkadaşlara üzücü bir haberim var: Dünyanın hafızası, her şeyi ve herkesi aklında tutacak kadar kuvvetli değil. Birinin gündeme gelmesi için, birinin gündemden düşmesi gerekiyor. Kar gibi. Karın yağması için, bir önceki karın erimesi şart. Her yağan karın erimeyip kaldığını düşünün. Herhalde, yüzlerce metrelik kar kalınlığının altında veya üstünde yaşıyor olurduk. Fakat böyle bir şey yok… Edebiyat da böyle… Mesela şiir… Yetmiş kuşağı eriyecek ki, seksen kuşağı olsun. Seksen kuşağı yıkılacak ki, doksan kuşağı olsun… Bu arada, elbette her kuşaktan bir iki şair kalacak. Her on yılda bir ya da iki şair… Sonra on yıllar toplanıp yüzyıl olacak. Ve geriye kalan şairler de kendi aralarında elenip o yüzyıldan bir ya da iki şair kalacak… İşte: 13. yüzyıl deyince Yunus Emre, 15. yüzyıl deyince Fuzuli, 16. yüzyıl deyince Baki, 17. yüzyıl deyince Şeyh Galip akla geliyor. Kuşkusuz, o dönemlerde şiir yazmış birçok kıymetli şair var. Kimi tamamen unutulmuş, kimi araştırmacıların insafına kalmış, kimi de unutulmak üzere… Sonra bin yıllar devreye girecek… Mücadele daha kızışacak, şanslar azalacak… Aranızda müzeye gitmiş olanlar görmüştür: Çamurdan yapılmış bir kap. Altında şöyle bir not: Milattan önce 2 bin ile 3 bin arası… Rakam büyüdükçe, küsuratın hesabı tutulmaz. Böyle olmuş… Kabul ediyorum; “kalıcı olmak” kulağa hoş geliyor. Fakat bunun için ya çok özel bir yeteneğinizin bulunması ya da Allah’ın sevgili kulu olmanız gerekiyor. Zaten ikisi de aynı şey… |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi