Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Türkiye gerçekleri - Ibrahimtenekeci - 34. Sayfa

Türkiye gerçekleri

  Tahsin Banguoğlu, Türk edebiyatının da Türk siyasi tarihinin de önemli bir ismi. Halk Partisi’nden Bingöl milletvekilliği, Edirne’den senatörlük, Milli Eğitim Bakanlığı, sonra CHP’den ihraç edilmesi ve Yeni Türkiye Partisi’ne girip bu partinin genel başkanlığına kadar yükselmesi…
Ayrıca, Türk Dil Kurumu’nda ve Halkevleri’nde başkanlık… (Türk dili üzerine uzman olan ve üniversitede dersler de veren Banguoğlu’nun bazı eserleri: Dil Bahisleri, Ses Bilgisi, Türkçenin Grameri, Kendimize Geleceğiz.)
İsmail Kara’nın Sözü Dilde Hayali Gözde isimli eserini (Dergah Yayınları) okurken, Tahsin Banguoğlu bölümü özellikle dikkatimi çekti. Hocanın vefatından bir süre önce, İsmail Kara ve birkaç arkadaşı, kendisini ziyaret ederler. Sorular sorulur, cevaplar alınır, ayrıca bazı konular kendiliğinden gündeme gelir. Rahmetli Banguoğlu, mesela şu olayı anlatır:  “O yıllarda Sivas’ta 5 bin kadar Ermeni vardı, kiliseleri kapalı idi. Duyduk ki, bunlar Müslüman olmak istemişler, fakat her ne sebepten ise müftü efendi ‘olmaz’ demiş. Din dersleri ihtiyari olarak ilkokullara konunca Ermeniler de çocuklarının bu derse girmesini istemişler. Vali beni telefonla aradı, ne yapması gerektiğini benden soruyordu. Girsinler, dedim ve ilave ettim: O çocuklara benim adıma bir de şeker dağıtın. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti milletvekilleri buradaki Ermeni vatandaşlarımıza gittiler ve oylarını DP’ye verirlerse, kiliselerini açacaklarını vaat ettiler.”
Bence, Sivas’ta yaşanan bu olay, Adnan Menderes’li Demokrat Parti’nin nasıl bir şey olduğunu da ortaya koyuyor. CHP’yi savunmam söz konusu bile olamaz. Ayrıca, DP’nin Müslümanlar lehine bazı olumlu icraatları da olmuştur. Fakat bu, Topkapı’dan Aksaray’a uzanan Vatan caddesi örneğine benziyor: Adnan Menderes, o yolu açarken, onlarca camiyi yıkmaktan çekinmemiştir.
Elimizde bir yol vardı, fakat yoldaki otomobiller de, otomobilleri hareket ettiren yakıt da yabancılara aitti. Üstelik birbirinden güzel, birbirinden önemli camilerimizi kaybetmiştik.
Türkiye’nin bir uydu olduğunu düşünürsek, uyduyu Amerika’nın yörüngesine oturtan rahmetli Menderes’ti. Kapıları sonuna kadar açtı. Ve Amerikan kültürü, Edirne’den Kars’a her yeri işgal etti.
Adnan Menderes gibi Turgut Özal’ın ve partisinin de muhafazakâr olduğu, Müslümanların yararına işler yaptığı yazılıp çiziliyor.
Şu an neyden şikayetçi isek, onu ülkemize sokan Özal değilmiş gibi…
Doğrudur, Özal, Müslümanların eline bir iki çiçek vermiştir. Fakat hemen akabinde, yüzlerce yaban arısını o çiçeklerin peşine takmıştır. Biz, elimizdeki çiçeklere sevinirken, gözümüzü hastanede açtık.
Gözümüzü açtığımızda, çürüme ve ahlaksızlık her yerimizi sarmıştı. Değerler yıkılmış, onun yerine fiyatlar gelmişti. Artık paranın satın alamayacağı şey yoktu. Davalar bile sektöre dönüşmüştü.
İnsanlar, yaptıkları işlerle değil, kurdukları ilişkilerle bir yerlere geliyordu.
Bugün, bağımsızlığımızı elimizden almak üzere olan borçların da Özal sayesinde olduğunu hatırlatalım. Özelleştirme de öyle.
Rahmetli Özal, rahmetli Menderes ve rahmetsiz Demirel’in yolunu izlemiş, onların yaptığını yapmış, hatta bir iki adım ileri gitmiş ve Amerikan varlığını Türkiye’de pekiştirmiştir. 
Böylece, “muhafazakârlık” denilen şey, Komünizm’den korunma adına, Amerikan menfaatlerine hizmet eden, değerlerimizi erozyona uğratan bir misyona dönüşmüştür. (Küçük bir hatırlatma: AKP de muhafazakâr olduğunu ve Özal’ın misyonunu devam ettirdiğini söylüyor.)
Dikkat ederseniz, milli değerlerimizi öne çıkaran, İslam dünyasını ve Müslümanları önceleyen, Avrupa ve Amerika’ya hoş bakmayan partilerin, oluşumların karşısına, ilk olarak muhafazakârlar çıkmıştır, çıkıyor. Milliciler, solcuları bile ikna etmiş, fakat muhafazakâr kesimi ikna edememiştir.
Özetlersek; Menderes, Demirel ve Özal, Müslümanlara selam vermişlerdir. Fakat bu selamın karşılığında, onlardan çok şey almışlardır. Verdikleri selamın gayesi de zaten buydu…
Tek Parti döneminde, Müslümanlara yönelik ciddi baskılar olmuştur. Fakat aradaki fark şu idi: O dönemde, insanların inandığı gibi yaşamalarına engel olmuşlardır. Sonrasında ise, yaşamalarına izin verilmiş, fakat inançları dumura uğratılmıştır…