Kulliyatlar - 35. Sayfa - Ibrahimtenekeci
Cuma yazısı
|
Eskimo’ya “ne düşünüyorsun” diye sormuşlar. “Düşünmüyorum, evde balık var”
demiş. (İsmet Özel’in Kalın Türk isimli kitabından, Şûle Yayınları) Durumumuz biraz buna benziyor. Özallı yıllarda, İslami kesimin parayı keşfetmesiyle, özellikle eli kalem tutanlar içinde, sadece evdeki balığın hesabını yapan bir topluluk oluştu. Mustafa Kutlu, Dergâh dergisinin son sayısının sunuş yazısında şöyle diyor: “Şair ve yazarların Irak işgalinden de ekmeğin kaç para olduğundan da bihaber yaşamaları, onları nasıl olur da toplumun vicdanı kılabilir? Bu vicdan meselesini dert etmeyenlerle işimiz yok.” Derdi olmayan bir topluluk… Ekmeğin kaç para olduğunu bilmeyen bir topluluk… Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu’nun birlikte hazırladıkları Şiir Defteri 2006 yıllığına bakıyorum. (Toroslu Kitaplığı) Başarılı bir çalışma. Hiçbir ideolojik ayrıma gitmeden, sadece şiiri ölçü almışlar. Dikkatimi ilk çeken, İslami hassasiyetleri olan şairlerin (buna ben de dahilim) Amerika’nın Irak’ı işgali gibi konularda hiç şiir yazmamaları, buna karşılık, “solcu” olarak tanımlanan şairlerin, bu meselelerde daha hassas olmaları… İsmini hatırlamadığım bir şair, “yanlış bir hayattan doğru şeyler çıkmaz” diyor. Bir yandan ekmeğin kaç para olduğunu veya asgari ücretin ne tuttuğunu bilmeyeceksin, bir yandan da yoksulluk üzerine yazılar yazacaksın. Bir yandan işgal altındaki Müslümanların durumuna çok üzüldüğünü söyleyeceksin, bir yandan da eserlerinde böyle bir üzüntüye yer vermeyip günlük güneşlik şeylerden bahsedeceksin. Rilke’nin dediği gibi: “Gül ey saf çelişki.” Evet, tuhaf bir mevsimde yaşıyoruz. Ahmet Erhan, “Beyim, gül olmaz ki bu mevsimde” diyor. Belki birkaç tane oluyor, açıyor, fakat onu da bizler soldurup kendimize benzetiyoruz. “Elinden iş gelip de üzerinde toplum baskısı denilen şeyi hissetmeyen ve bu baskıyı bir biçimde etkisiz kılma çabası göstermeyen insan yok gibidir. Bir toplum baskısı, yani bir ‘ortalamaya rıza’ dayatması her alanda kendini gösterir.” (İsmet Özel) Evet, bizi biz yapan özelliklerimizi hızla kaybediyoruz. Kirleniyoruz. Temizliğimiz için sabun imal edenler bile, malzemeden, kaliteden çalıyor. Bizi biz yapan şeylerin ne olduğu konusunda kafa yormaya bile, birçoğumuzun niyeti yok. Artık burada bile dürüstlük, yalan söylememek, haram yememek, bir meziyet olarak görülüyor. Evet, bizi biz yapan şeyler… Mesela: İbrahim Tatlıses’i meşhur eden Ayağında Kundura türküsünü hatırlayın. Bu türküyü Urfalı Tahir Oturan yazmıştır. Kendisi Kürt’tür. Ve bir Kürt olarak, “Ölürem ben ölürem / Nere gitsen gelirem / Ben bir Türk oğluyam / Mutlak seni alıram” demiştir. Urfalı Tahir Oturan, bir Kürt olarak kendisine Türk demekte ne bulduysa, bugün onu yitirmek üzereyiz. (Mesela ile başlayan paragraf, Merdivenşiir dergisinden alınmıştır.) Sadece milletimiz değil, devletimiz de kan kaybediyor. İşte Aydın Menderes’in tespiti: “AKP iktidarı için öncelikli konu kendi güvenliği ve kendi çıkarıdır. Türkiye’nin güvenliği ve çıkarları, bundan çok sonra gelmektedir. Bunun içindir ki, AKP’nın bir dış politikası yoktur. Sadece iç politikası vardır.” (Devletin Alınyazısı, sayfa 359) Yani, evdeki balıklar… Yazımıza İsmet Özel’le başlamıştık, yine onunla bitirelim: Kalın Türk, sayfa 37: “Londra’da gecenin geç bir vakti metroya binen sarhoş bir adam, yaşlı bir hanımla karşılaşır. İkisi vagonda yalnızdırlar. Adam yaşlı kadına “Hayatımda senin kadar çirkin bir kadın görmedim,” der. Sinirlenen kadın “Ben de hayatımda senin kadar sarhoş bir adam görmedim,” diye cevap verir. “Evet, ama” der bunun üzerine sarhoş, “ben sabahleyin ayılacağım.” Ayılalım diye bu fıkrayı anlattım. Çünkü sabah olduğu halde ayılmadık. Durumumuz çirkin kadından berbat. Eğer kadına çirkin olduğunu söylememiş olsaydık, böyle berbat bir duruma düşmeyecektik.” |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi