Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Durumun vehameti - Ibrahimtenekeci - 37. Sayfa

Durumun vehameti

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, galip devletler, özellikle İslam coğrafyası üzerinde uyduruk devletler kurdular. Mesela Ürdünlü diye bir millet yokken, Ürdün diye bir devlet var edildi.
Ermenilere, Gürcülere, bazı emir ve ailelere devletler dağıtılırken, Kürtlerin dışarıda bırakılması, bana hep anlamlı gelmiştir.
Okuyup araştırdıkça, bazı gelişmelere şahit oldukça, şimdi bu tercihin nedenini daha iyi anlıyorum.

 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı’ya sadık kalan halklardan biri de Kürtlerdi. Doğu cephesinde görev yapan birliklerdeki askerlerin çoğu Kürt kökenliydi. Hamidiye alaylarının yerine kurulan Aşiret Hafif Süvari alaylarını da unutmamak gerek. Kürtler, gerek Rus, gerekse Ermeni saldırıları karşısında büyük can ve mal kaybına uğradılar. Yüz binlercesi, topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Yine de bir yanlışa düşmediler, hilafete ve saltanata bağlılıklarını sürdürdüler.
Savaş bittikten sonra, galip devletler, bir Kürt devletinin kurulmasını gündeme getirdiler. Hatta bazı girişimler oldu, bağımsızlık yanlısı cemiyetler kuruldu, kurulması sağlandı. Artık Kürdistan’ı gösteren haritalar elden elde dolaşıyordu.
Sonra her şey birden bire kesildi. Kurulacak olan Kürt devleti için düşünülen topraklar, Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında paylaştırıldı.
Bu ‘kesinti’nin nedeni ne olabilir, diye çok düşündüm.
Bence, Kürt devletinin kuruluşu, şartlar olgunlaşıncaya kadar askıya alınmış, ileri bir tarihe ertelenmişti. Tabii Batılılar tarafından.
Çünkü denize kapısı olmayan ve hasımları arasına sıkışıp kalan bir Kürt devletinin yaşama şansı pek yoktu. İsrail, eğer bugün yaşıyorsa, denize kapısı olduğu içindi. Olmasaydı, büyük olasılıkla, tarih sahnesinden silinip gidecekti.

Son yıllarda yaşanan olaylar bize gösteriyor ki, Batılılar, şartların olgunlaştığını düşünmeye başladılar. Irak’ta yaşayan Kürtler, neredeyse devletlerini kurdular. Suriye ve İran’ın Kürt nüfusu içten içe kaynıyor, kaynatılıyor.
Türkiye’deki olaylar ise herkesin malumu.
Güneydoğu Anadolu’da, yasadışı örgütün militanları ile yabancı ajanlar, sayı olarak neredeyse eşit.
Amerikalılar ve İsrailliler orada, İngilizler de orada… Diyarbakır başta olmak üzere, bölgeye yabancı heyetler adeta akın düzenliyor. Yabancı şirketler ve bazı karanlık kişiler, el altından toprak satın alıyor. Özellikle genç nüfus, devletin de yardımıyla dinden soğutuluyor. Birçok Batı ülkesi, yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapıyor. Vs.
Eski Kürdistan haritaları, Güneydoğu bölgemizin beş altı vilayetini içine alırken, şimdiki haritalar, İskenderun körfezine kadar uzanıyor. Bağımsızlık talebini üstü örtülü şekilde dillendiren parti, Mersin, Adana gibi illerde yarıya yakın oy alıyor.
Ve Batılılara göre, her şey yolunda görünüyor.
Türkiye her anlamda köşeye sıkıştırıldı.
Denize de kapı açıldı.
Burada, elbette Kürt kardeşlerimizi suçlamıyorum. İnsan kardeşini suçlamaz. Onların yaptığı fedakarlığın yarısını devletimiz yapsaydı, yanlış ve yanlı politikalarında ısrar etmeseydi, şimdi bu konuları konuşmuyor olurduk. Bu gerçek…
Fakat şu da bir gerçek: Devletin başında, ileriyi gören kimseler olsaydı; mesela, terör nedeniyle boşaltılan köylerdeki vatandaşlarımızı Mersin, Hatay ve Adana’ya yönlendirmezdi.
Bu mesele, Diyarbakır sokaklarında polis yürüterek, Batman sokaklarından zırhlı araç konvoyu geçirerek, Şırnak’a jetleri alçaktan uçurarak çözülmez.
Hele, “Başbakanımızı kullanın” diye yabancılara akıl veren bir zihniyetle hiç çözülmez.
Bu büyük oyunu bozmak için yapılması gerekenler bellidir. Türkiye, dış güçlere karşı tavrını net bir şekilde ortaya koymalı, büyük devlet gibi davranmalıdır. Amerika, İsrail ve AB ile ilişkilerini gözden geçirmelidir.
Dışarıdan borç almayı kesmeli ve bir an önce borçlarını ödemenin hesabını yapmalıdır.  Bu kadar çok borcu olan bir devletin hür iradesi olamaz.
Avrupa Birliği’ne girmek uğruna, birlik ve beraberliğimizi tehlikeye atan tavizler verilmemelidir.
Amerika, İngiltere ve İsrail’in hamlelerine karşı, yeni ve caydırıcı taktikler geliştirilmelidir.
Unutmayalım ki, Türkleri ve Kürtleri bugüne kadar bir arada tutan ne ise, bugünden sonra da odur.
Mesele ekonomik geri kalmışlık olsaydı, Kürtlerin maddi durumu, şimdiye göre, Osmanlı zamanında daha kötüydü…