Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, galip devletler, özellikle İslam coğrafyası
üzerinde uyduruk devletler kurdular. Mesela Ürdünlü diye bir millet yokken,
Ürdün diye bir devlet var edildi.
Ermenilere, Gürcülere, bazı emir ve ailelere devletler dağıtılırken,
Kürtlerin dışarıda bırakılması, bana hep anlamlı gelmiştir.
Okuyup araştırdıkça, bazı gelişmelere şahit oldukça, şimdi bu tercihin
nedenini daha iyi anlıyorum.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı’ya sadık kalan halklardan biri de
Kürtlerdi. Doğu cephesinde görev yapan birliklerdeki askerlerin çoğu Kürt
kökenliydi. Hamidiye alaylarının yerine kurulan Aşiret Hafif Süvari
alaylarını da unutmamak gerek. Kürtler, gerek Rus, gerekse Ermeni
saldırıları karşısında büyük can ve mal kaybına uğradılar. Yüz binlercesi,
topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Yine de bir yanlışa düşmediler,
hilafete ve saltanata bağlılıklarını sürdürdüler.
Savaş bittikten sonra, galip devletler, bir Kürt devletinin kurulmasını
gündeme getirdiler. Hatta bazı girişimler oldu, bağımsızlık yanlısı
cemiyetler kuruldu, kurulması sağlandı. Artık Kürdistan’ı gösteren haritalar
elden elde dolaşıyordu.
Sonra her şey birden bire kesildi. Kurulacak olan Kürt devleti için
düşünülen topraklar, Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında paylaştırıldı.
Bu ‘kesinti’nin nedeni ne olabilir, diye çok düşündüm.
Bence, Kürt devletinin kuruluşu, şartlar olgunlaşıncaya kadar askıya
alınmış, ileri bir tarihe ertelenmişti. Tabii Batılılar tarafından.
Çünkü denize kapısı olmayan ve hasımları arasına sıkışıp kalan bir Kürt
devletinin yaşama şansı pek yoktu. İsrail, eğer bugün yaşıyorsa, denize
kapısı olduğu içindi. Olmasaydı, büyük olasılıkla, tarih sahnesinden silinip
gidecekti.
Son yıllarda yaşanan olaylar bize gösteriyor ki, Batılılar, şartların
olgunlaştığını düşünmeye başladılar. Irak’ta yaşayan Kürtler, neredeyse
devletlerini kurdular. Suriye ve İran’ın Kürt nüfusu içten içe kaynıyor,
kaynatılıyor.
Türkiye’deki olaylar ise herkesin malumu.
Güneydoğu Anadolu’da, yasadışı örgütün militanları ile yabancı ajanlar, sayı
olarak neredeyse eşit.
Amerikalılar ve İsrailliler orada, İngilizler de orada… Diyarbakır başta
olmak üzere, bölgeye yabancı heyetler adeta akın düzenliyor. Yabancı
şirketler ve bazı karanlık kişiler, el altından toprak satın alıyor.
Özellikle genç nüfus, devletin de yardımıyla dinden soğutuluyor. Birçok Batı
ülkesi, yasadışı örgüte yardım ve yataklık yapıyor. Vs.
Eski Kürdistan haritaları, Güneydoğu bölgemizin beş altı vilayetini içine
alırken, şimdiki haritalar, İskenderun körfezine kadar uzanıyor. Bağımsızlık
talebini üstü örtülü şekilde dillendiren parti, Mersin, Adana gibi illerde
yarıya yakın oy alıyor.
Ve Batılılara göre, her şey yolunda görünüyor.
Türkiye her anlamda köşeye sıkıştırıldı.
Denize de kapı açıldı.
Burada, elbette Kürt kardeşlerimizi suçlamıyorum. İnsan kardeşini suçlamaz.
Onların yaptığı fedakarlığın yarısını devletimiz yapsaydı, yanlış ve yanlı
politikalarında ısrar etmeseydi, şimdi bu konuları konuşmuyor olurduk. Bu
gerçek…
Fakat şu da bir gerçek: Devletin başında, ileriyi gören kimseler olsaydı;
mesela, terör nedeniyle boşaltılan köylerdeki vatandaşlarımızı Mersin, Hatay
ve Adana’ya yönlendirmezdi.
Bu mesele, Diyarbakır sokaklarında polis yürüterek, Batman sokaklarından
zırhlı araç konvoyu geçirerek, Şırnak’a jetleri alçaktan uçurarak çözülmez.
Hele, “Başbakanımızı kullanın” diye yabancılara akıl veren bir zihniyetle
hiç çözülmez.
Bu büyük oyunu bozmak için yapılması gerekenler bellidir. Türkiye, dış
güçlere karşı tavrını net bir şekilde ortaya koymalı, büyük devlet gibi
davranmalıdır. Amerika, İsrail ve AB ile ilişkilerini gözden geçirmelidir.
Dışarıdan borç almayı kesmeli ve bir an önce borçlarını ödemenin hesabını
yapmalıdır. Bu kadar çok borcu olan bir devletin hür iradesi olamaz.
Avrupa Birliği’ne girmek uğruna, birlik ve beraberliğimizi tehlikeye atan
tavizler verilmemelidir.
Amerika, İngiltere ve İsrail’in hamlelerine karşı, yeni ve caydırıcı
taktikler geliştirilmelidir.
Unutmayalım ki, Türkleri ve Kürtleri bugüne kadar bir arada tutan ne ise,
bugünden sonra da odur.
Mesele ekonomik geri kalmışlık olsaydı, Kürtlerin maddi durumu, şimdiye
göre, Osmanlı zamanında daha kötüydü… |