Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 39. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Lozan ve Montrö

Lozan, imzalandığı günden beri tartışılan bir antlaşma. Bugüne kadar Lozan’ı tartışanlar, genellikle milliyetçi ve muhafazakar kesimlerdi. Misak-ı Milli sınırlarından taviz verilmesi, Lozan’dan sonra hilafet müessesesinin kaldırılması, Batı yanlısı uygulamaların artması vs.
Lozan’ı kendi içimizde tartışmakta bir sorun, bir sakınca yoktu. Olamazdı da.
Fakat son birkaç yıldır, bazı Batı ülkelerinin de, “azınlık haklarıydı, Alevilerdi, Kürtlerdi” derken, Lozan’ı tartışmaya açtığını görüyoruz. İşte bu durum tehlikelidir, sakıncalıdır. Özellikle Amerika’nın bunu yapması, ülkemizi yeni maceralara sürükleyebilir. Çünkü Amerika, Lozan’ı hala imzalamamıştır.
Şurası bir gerçek ki, Lozan’a bizim itiraz etmemiz, ülkemizin iyiliğine; Batı dünyasının itiraz etmesi ise ülkemizin kötülüğünedir. Hüseyin Hatemi’nin uyarısını buraya alacak olursak; “Lozan taşı düşerse, Montrö taşı da düşer.”
Bu uyarının ne anlama geldiğini öğrenmek için, Montrö anlaşmasına ve günümüzdeki gelişmelere bakmamız gerekiyor.
Lozan Antlaşması’nın imzalandığı gün, bir de Boğazlar Sözleşmesi yapılmıştır. Sözleşmeye göre, Boğazların her iki kıyısı askersiz hale getirilecek ve Boğazları koruyan tahkimatlar yıkılacaktı.
Bu sözleşmenin yürütülmesi için, antlaşmaya imza atan devletlerin temsilcilerinden meydana gelen bir Boğazlar Komisyonu kuruldu.
Bu sözleşmenin amacı, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki hakimiyetini kısıtlamaktı.
Türkiye, 1933’ten sonra, Boğazlar Sözleşmesi’nin kaldırılması için diplomatik girişimlere başladı. İkinci Dünya Savaşı’nın yaklaştığı ve Avrupa’da kamplaşmanın başladığı yıllarda şartlar uygun hale gelince, 20 Temmuz 1936’da, Boğazları tam anlamıyla Türkiye’ye devreden Montrö Antlaşması imzalandı.
Bildiğim kadarıyla, Amerika, Lozan’a olduğu gibi, Montrö’ye de imza atmadı.
Yeni antlaşmaya göre, barış zamanında; Karadeniz’de kıyısı olmayan devletler, denizaltı, uçak gemisi ve 10 bin tondan büyük savaş gemilerini Boğazlardan Karadeniz’e geçiremezler. 10 bin tondan küçük gemileri ise iki hafta önceden haber vermek ve Karadeniz’de üç haftadan fazla kalmamak şartıyla geçirebilirler. Savaş zamanında veya savaş tehlikesinin çok olduğu zamanlarda ise, Türkiye savaşa katılsın veya katılmasın, Boğazları, bütün savaş gemilerine kapatmakla yükümlüdür.
Bu maddeler, en çok Amerika’yı ilgilendiriyor. Çünkü Amerika, Kafkaslar üzerinden Orta Asya ve İran’ı kontrol etmek, rakipleri olan Rusya ve Çin’i sıkıştırmak için Karadeniz’e açılmak, orada askeri üsler kurup donanma bulundurmak istiyor.
Trabzon’da üs kurmak isteyen de, Ukrayna ve Gürcistan’ı karıştıran da, Bulgaristan ve Romanya’da askeri üsler kuran da Amerika…
Amerika’nın Karadeniz’e açılıp projelerini gerçekleştirebilmesi için, bir şekilde, Montrö Antlaşması’nı saf dışı bırakması gerekiyor. Montrö Antlaşması olduğu sürece, Amerika, Karadeniz’e falan çıkamaz. Buna Türkiye müsaade etse, antlaşmaya imza atan diğer ülkeler, mesela Rusya etmez…
Bütün bunların anlamı şudur: Türkiye, Batılıların Lozan’ı tartışmaya açmasına müsaade etmemelidir.
Bizler, Lozan’dan daha fazlasını isteyebiliriz. Bu hakkımız. Fakat Lozan’dan daha azına asla razı olmayız…