Kulliyatlar - 40. Sayfa - Ibrahimtenekeci
Kısaca, İslamcılık
|
Murat Erol arkadaşımız, “Eskileri izlemenin sıkıcılığı” başlığı altında
güzel bir yazı yazdı. Eminim okumuşsunuzdur. Yazıda, bazı “eski
İslamcıların” ve “eski solcuların” bugün geldiği nokta anlatılıyordu. Bu yazıdan birkaç gün önce, yine bir yazarımız, köşesinde, “İslamcı olmadığını” yazmıştı. İslamcılık konusunda ciddi bir kafa karışıklığının yaşandığı doğrudur. Bu, “İslamsız bir İslamcılık” yapanların yüzünden olabilir. Fakat bu kişiler bizi ilgilendirmiyor. Bizi, hakiki İslamcılar ilgilendiriyor. Kafa karışıklığına da bir örnek verelim ki, kafanız karışmasın: Bu topraklarda İslamcılığın tarihinin İkinci Mahmut’la, yani Batılılaşma hareketi ile başladığını söylemek, yanlış olmaz. İslamcılık, bir anlamda, batı karşıtlığıdır. Batıya ve Hıristiyan medeniyetine karşı, Doğuyu ve İslam medeniyetini öne çıkarmaktır. Batının “böl, parçala ve yut” siyasetine karşı, “gelin canlar bir olalım” demektir. İkinci Abdülhamit de batılılaşmayı tüm hızıyla devam ettiren padişahlardan biridir. Bugünkü eğitim sistemimizin temeli bile, onun zamanında atılmıştır. Bugün, İslami camia, İkinci Abdülhamit’i göklere çıkarıyor. Her ölüm yıldönümünde onunla ilgili sayfalar, özel sayılar hazırlanıyor. Yine, hakkında en çok kitap yazılan padişahların başında o geliyor. Evet, bugünün İslamcıları Abdülhamit’i bayrak haline getirirken; onun padişah olduğu yıllarda, kendisine en büyük muhalefeti yapan, yine İslamcılardır. Üstelik Mehmet Akif Ersoy ve Said Nursi gibi “sağlam” İslamcılar… Bu, ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Hilafetlik makamını tekrar işlevsel hale getiren, İslam vurgusunu öne çıkaran, Müslümanlarla daha çok ilgilenen bir padişaha, nasıl olur da İslamcılar muhalefet edebilir? Normalde, memnun olmaları ve onu desteklemeleri gerekmez mi? Bu sorunun cevabı, ancak “batılılaşmaya tepki”yle verilebilir. Evet, İslamcılık; batılılaşma, bir anlamda “onlardan olma” durumuna muhalefet etmektir. Bunu, sadece bağırıp çağırarak değil, İslam’ı yaşayarak ve İslamiyet’in değerlerine sahip çıkarak yapmaktır. Osmanlı tarihe karışıp Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, bilindiği gibi, Batılılaşma hareketi de hız kazanmıştır. Ve batılılaşma arttıkça, İslami muhalefet de artmıştır. Devlet batıya yaklaştıkça, itirazlar da yükselmiştir. Günümüze gelene kadar, İslamcılık müessesesini bazen bir veya birkaç kişi, bazen de bir kurum temsil etmiştir. Şapka devrimine karşı çıkan İskilipli Atıf Efendi İslamcıdır. Filibeli Ahmet Hilmi, Babanzade Ahmet Naim, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Eşref Edip, Şeyh Musa Kazım, Ömer Ferit Kam, Manastırlı İsmail Hakkı İslamcıdır. Said Halim Paşa da İslamcıydı. “Büyük Doğu” diyen Necip Fazıl Kısakürek ve “Diriliş” diyen Sezai Karakoç’un da İslamcı olduğunu söyleyebiliriz. Bana göre, İslamcılığı, son otuz yıldır Milli Görüş temsil etmektedir. Çünkü Milli Görüş, Avrupa Birliği değil, İslam Birliği demektedir. Kendi medeniyetimize, özümüze dönmeyi öncelemektedir. Batıdan gelen tehlikelerin farkındadır. Milli Görüş’ün ilgi alanı öncelikle İslam coğrafyasıdır. Müslümanlardır. Dolayısıyla, bir kişi, “ben İslamcı değilim” diyorsa, bu, “Milli Görüşçü değilim” anlamına da gelir. Nitekim, Cumhurbaşkanı’ndan veto yiyen Adnan Büyükdeniz, “ne İslamcıyım, ne de Milli Görüşçüyüm” diye açıklama yapmıştır. Özetlersek: Bu topraklardaki İslamcılık, bir ideoloji olarak değil, bir tepki olarak doğmuştur. İslamcılığı ideoloji haline getiren ise, Abduh ve Reşit Rıza gibi Arap aydınlarıdır. Ve bu da ayrı bir yazı konusudur. Dikkat kesilmek Akdeniz mutfağının ne kadar zengin olduğu beni ilgilendirmez. Fakat bu mutfağın beş on kilometre ötesinde, insanların açlıktan ölmesi beni ilgilendirir. Kumar oynayan insanlar, bir noktadan sonra beni ilgilendirmez. Fakat hayatında hiç kumar oynamamış birinin, mübarek Ramazan ayında, tombalaydı, şuydu buydu diyerek kumara bulaşması, beni ilgilendirir. Oruç tutmayan insanlar beni ilgilendirmez, fakat oruç tutturmayan insanlar ilgilendirir. İnsanların, “manzara olsun” diye evlerinin önüne fidan dikmeleri beni ilgilendirmez. Fakat ‘manzarayı engelliyor’ gerekçesiyle evlerinin önündeki ağaçları kesmeleri beni ilgilendirir. Bunun gibi birçok örnek… Bir anlamda, ilgilendiğimiz şeyler ölçüsünde insanız. Kime ve neye dikkat kesilmişsek, ilgiliysek, hayatımız ona göre şekillenir. Ona göre insan oluruz veya olmayız… Civciv ve devlet Civcivlerin ilginç bir alışkanlığı vardır. Diyelim ki beş tavuğunuz, on civciviniz var. Bunların ortasına bir tabak haşlanmış bulgur koydunuz. Civcivlerden biri, bir bulgur tanesini alıp kaçmaya başlar. Amacı, onu bir köşede yemektir. Onun bulgur tanesini alıp kaçtığını gören diğer civcivler, bir tabak bulguru bırakıp hemen onun peşine düşerler. Ve bir kovalamaca başlar. Geriye döndüklerinde ise, bir tabak bulgurun tavuklar tarafından bitirildiğini görürler. Küçük devlet ile büyük devlet arasındaki fark da böyledir. Küçük devletler, bir bulgur tanesini elde etmek için birbirleriyle uğraşırken; büyük devletler, bir tabak bulguru midelerine indirirler. Mesela: Türkiye ile Yunanistan, karasuların 12 mile çıkarılıp çıkarılmaması konusunda birbirini kovalarken; işte, Amerika dünyayı ele geçiriyor! |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi