Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 41. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Anadolu’nun alınyazısı

  Bize, “Edirne’den Kars’a, vatan burasıdır. Gerisi sizi ilgilendirmez” diye öğrettiler, tembihlediler. Gerisi… Yani, geride kalanlar, bırakılanlar.
Ben, vatan kavramını, kireçle boyanmış taşlarla sınırlayanlardan değilim. Daha doğrusu, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen sınırlara inanmıyorum. Bu sınırlar, beni sinir ediyor. Mesela bana, Üsküp Bomonti’den, Mostar Nişantaşı’ndan daha yakın geliyor, gelmiştir. Bodrum ve Marmaris çok uzaktır bana, fakat Şam ve Kudüs yakındır, hemen şurasıdır. Etiler’e gitmem, fakat Yanya ve İşkodra’ya gitmek isterim.
Bizler, gitmek istediğimiz bir yere gidemezsek, oranın buraya gelmesine gayret ederiz. (Bosna’ya gidemedik, fakat Yenibosna’yı kurduk.)
Bükemediğimiz bileği öpmeyiz, ısırırız.
Mesela; devletli büyüklerimiz, malum coğrafyaları alarak Turan ülküsünü gerçekleştirecekti. Olmadı. Ordumuz, 1918 yılında Bakü’ye kadar gitmişti, geriye döndü, dönmek zorunda kaldı.
Devletimiz; Balkanlardan Kafkaslara, Orta Asya’dan Afganistan’a, Uygur’dan Kırım’a kadar, geniş bir coğrafyadan göç kabul ederek, bir anlamda, Turan ülküsünü Anadolu’da gerçekleştirmiş oldu. Toprak olarak değil, insan olarak…
Milliyetçi olmamama ve Turancılıkla ilgilenmeme rağmen, bu örneği önemsiyorum. Çünkü bu örnek, Türkiye’nin ne anlama geldiğini ifade ediyor, ortaya koyuyor.
Burası, yani Anadolu, vatanın kalbidir. Kutsalımızdır. Kan kalpte toplanır, tekrar oradan vücuda pompalanır. Fakat vücut sadece kalpten oluşmaz.
Enver Paşa’yı işte bunun için önemsiyorum. Çünkü o, Türkiye’nin tam ve bağımsız bir devlet olabilme mücadelesini, Anadolu’nun dışına uzanan bir coğrafyayla mümkün görüyordu. Sadece Anadolu ve Rumeli’nin küçük bir kısmına razı olanlar, ne yazık ki, bağımsızlığımızın tehlikede olduğunu görecek kadar uzun yaşamadılar.
Dedelerimiz “Sofya İslam’dır, İslam kalacaktır” diye miting düzenlemişti. Şimdi biz, artık nasıl bir hale gelmişsek, getirilmişsek, “Kıbrıs’ı verelim de kurtulalım” diyoruz.
Evet, bütün organlarımızı kesip aldılar, geriye sadece kalbimizi bıraktılar. En ufak bir olayda, en küçük bir kıvılcımda canımızın yanması bundan dolayıdır. Her hamle, her vuruş, direkt kalbimize geliyor.
Doğu illerimizde yaşanan olaylar da böyle. Olan biteni seyrettikçe üzülüyoruz. Canımız yanıyor.
Üstelik bu olaylar, çok talihsiz bir zamanda meydana geldi. Bu, üzüntümüzü daha da arttırıyor.
Talihsiz zaman… İktidarın, kutsal devlet anlayışını bir kenara bırakıp pazarlamacılığa soyunduğu bir zaman…
Kuşkusuz, Süleyman Demirel hükümetleri nasıl geçtiyse, bunlar da geçecektir. Fakat bu coğrafyada açılan yaralar, ne hikmetse, kolay kolay kapanmıyor. İşte Arnavutluk… Aradan yüz yıl geçmesine rağmen, iki ülkenin, iki halkın arası hâlâ soğuk…
İsmail Kara, bir makalesinde, “Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarını düşünerek, talepkar bir dış politika izlemelidir” demişti. Bu “talep”, komşularımızın huzurunu bozmak için değildir. Anadolu’ya ve İslam dünyasına huzur getirmek içindir.
Son bir kaç yıldır, Kürt kardeşlerimizin yaşadığı coğrafyada oynanan oyunlara bir bakalım: ABD ve AB, küresel güç olmak için dünya çapında mücadele ediyorlar. Rekabet içindeler. ABD’nin parası ve ordusu, AB’nin ise parası ve yüzlerce yıllık fitne tecrübesi var. Gerisini Aydın Menderes’ten dinleyelim: “Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü en fazla tehdit eden konulardan bir tanesi Kürt meselesidir. Dünyadaki Kürt nüfusu İran, Türkiye, Suriye ve Irak’ta yaşamaktadır. Özellikle Türkiye ve Irak’ta yoğundur. AB’nin de, ABD’nin de Kürtlerle çok yakından ilgilendiklerini biliyoruz. Bugün için bu konuda karşımıza çok ilginç bir durum çıkıyor. Irak’taki Kürtler Amerika’yla silah arkadaşı oldular. Özellikle son zamanlarda, Türkiye’deki Kürtlerle AB en yakın bir şekilde ilgilenmektedir. Sanki Irak’taki ve Türkiye’deki Kürtler Amerika ve Avrupa arasında paylaşılmış gibidir.
Eğer böyle bir paylaşım olmuşsa, Amerika ve Avrupa Kürtlerin geleceği konusunda anlaşmış demektirler. Böyle bir anlaşma ise sadece Kürtlerle sınırlı olmaz. Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya’nın geleceği için de Amerika ile Avrupa’nın anlaştığı anlamına gelir.” (Devletin Alınyazısı, Kızılelma yayınları)
Demek ki, sadece Diyarbakır, Şırnak ve Batman’da değil; Erbil, Süleymaniye ve Musul’da oynanan oyunları da bozmalıyız.
İsmail Kara’nın sözleri, işte burada karşılığını buluyor.
Kuzey Irak’ı içine alan Musul vilayeti, Misak-ı Milli sınırları içerisindeydi. Türkiye, Misak-ı Milli sınırlarında ısrarcı olsaydı, bugün, Amerika Kuzey Irak’taki Kürtleri, Avrupa da Doğu illerimizdeki Kürtleri kullanamazdı. Her ikisi de, Kürt kardeşlerimizin üzerinden, kendi kozlarını paylaşamazdı.
“Dikkatli olalım, oyunlara gelmeyelim” deniliyor. Amerika ve Avrupa’nın ağzına bakan, Türkiye’nin misyonuna göre davranmayan bir yönetim varken, halkın dikkatli olması yetmiyor. İşte, onca olaya, tahrike rağmen, vatandaş sağduyulu davrandı, emniyet mensupları soğukkanlılığını elden bırakmadı vs. Fakat bütün bunlar, oyunu bozmaya yetti mi, yeter mi?
Oyunu bozmak için, hükümetin dikkatli davranması gerekiyor.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nin tekrar İslam’la barışması şart… Müslümanları “tehdit” olarak gördüğü müddetçe, gerçek tehditlerden başını kaldıramayacaktır…