Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bize lazım gelen - Ibrahimtenekeci - 43. Sayfa

Bize lazım gelen.

Osmanlı’da nüfus, milletler halinde sınıflandırılmıştır. Bu şekilde ayırt edilen milletler, Ortodoks milleti, Yahudi milleti ve Müslüman milletidir. Bir Türk kendini öncelikle Müslüman milletinin bir parçası olarak görür ve bu anlamda, onu gayrimüslimlerden ayıran dindir. Demek ki Hıristiyan / Müslüman zıtlığı, Türk kimliğinin temel unsurudur.
Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın bir süredir devam eden ulusal ve Batıcı propaganda, bu boyutu tamamen silmeyi başaramamıştır.”
Bu önemli satırları François Georgeon’un Osmanlı-Türk Modernleşmesi isimli kitabından aldım. Kitap, 1900 ile 1930 yıllarını kapsıyor. Yani, Osmanlı’nın yıkılış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemini...
Kitabın yazılış nedeni, Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkış ve yükseliş serüvenini anlatmak. Fakat beni bu serüvenden çok, başka şeyler ilgilendiriyor.
Bu kitabı benim için önemli kılan, dün ile bugünü kıyaslayacak bilgilerle dolu olması.
Mesela, Birinci Dünya Savaşı öncesinde yapılan sanayi sayımını görünce, aklıma o günler değil, bu günler geldi. Evet, 1913 yılında, sanayi sermayesinin % 50’si Rumların, % 20’si Ermenilerin, % 5’i Yahudilerin, % 10’u da diğer gayrimüslimlerin elinde imiş.
Yazar, siyasi iktidarın Müslümanlarda, ekonomik iktidarın ise gayrimüslimlerde olduğunu söylüyor. Doğrudur.
Bugüne gelirsek, özellikle “Türkiye’yi pazarlayanların” sayesinde, tekrar başa dönüyor gibi görünüyoruz.
Küçük esnaf birer birer kepenkleri indirirken, atölyeler kapanırken; “özelleştirme” ve “yabancı sermayeyi teşvik” adı altında, birçok büyük fabrika, tesis, sektör… gayrimüslimlerin eline geçiyor. Bu da yetmiyor ve özelleştirme ile bazı kazanımlar elde eden Türk şirketleri, bir müddet sonra, hisselerini yabancılara devrediyorlar. Bir nevi, taşeronluk yapmış oluyorlar. [Petrol Ofisi olayı buna örnektir.]
Yüz yıl öncesine göre aradaki tek fark, Rumların yerine Amerikalıların, Ermenilerin yerine İngilizlerin, Süryanilerin yerine Fransızların falan olması.
Bugün, her ne kadar ekonomiyle ilgili devlet kurumlarının başında Müslümanlar olsa da, ekonomik iktidarın Müslümanların elinde olduğunu söyleyebilir miyiz? Bence, söyleyemeyiz.
François Georgeon, kitabının bir bölümünü, Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye’nin sanayileşme sorununa ayırmış.
Ankara hükümetinin maliye vekili Ferid Bey, 1921 yılında şu konuşmayı yapar: “Bize en lazım şey fabrika, yine fabrikadır. Türkiye çalışıyor, fakat ürünlerinden başkaları yararlanıyor. Alın teri dökerek elde ettiğimiz iptidai maddeleri yok pahasına dışarıya satıyoruz. Sonra yabancılar bu maddelerin şeklini değiştirerek bize iade ediyorlar. Kırk kuruşa bir okka yün veriyoruz, aynı yünü, 1200 kuruşa bir metre kumaş halinde yalvararak geri alıyoruz.”
Bize lazım gelen şey, hâlâ fabrikadır. Ağır sanayidir. Ama görüyoruz ki, yeni fabrikalar açmak bir yana, olanları da elimizden çıkarıyoruz.
Yapılan tek şey, duble yol inşa etmek, yeni kavşakları hizmete sokmak vs.
Yolda insanlar değil, arabalar çalışır.
Bir anlamda, ulaşımı hızlandırarak, ülkemizin daha hızlı soyulmasına aracılık ediyoruz. [Bildiğim kadarıyla, dünyanın ilk otobanını Fransızlar yapmıştır. Fakat Fransa’da değil, sömürgeleri olan Madagaskar’da! Otobanın yapılış nedeni, o ülkeyi daha hızlı sömürmek içindir.] Bir parantez daha açalım: [Osmanlı’da da demiryollarını ilk inşa edenler İngiliz, Fransız ve Almanlar’dır. Mesela Ege bölgesindeki demiryollarının inşası, bölge insanının ulaşımını rahatlatmak için değil, Osmanlı’nın gelirlerine el koyan Duyuyu Umumiye’nin işlerini kolaylaştırmak içindir. Mesela, Reji İdaresi’nin topladığı tütünü veya inciri, İzmir limanına hızlı ve güvenli bir şekilde taşımak...]
Şimdi, “bu adam yola bile karşı” diyenler olabilir. Karşı olduğum yol değil, yoldan kimlerin yolunu bulduğudur. Şunları da bir kenara yazın: Kullanılan otomobillerin ezici çoğunluğu İtalyan, Alman, Amerikan, Japon veya Kore malı. Petrol şirketleri de öyle.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nden daha az borcu olduğunu söyleyebilir miyiz? Dün demiryolu, bugün otoban(!)
Değil mi? İnsanlar işsizlikten perişan olurken, ülkenin yarısına yakını sefalet ücreti ile yaşarken, birçok ilimizde doğru dürüst bir fabrika bile yokken, çiftçiler mahsulünü tarlada bırakırken, insanlar geçinmek için organlarını satarken; her yer duble yol ile donatılsa ne olur?
 “Bize en lazım şey fabrika, yine fabrikadır.”
Şunu da hatırlatalım: Hükümetin tek görevi, trafiği açık tutmak değildir.
Konuyu toparlarsak; Osmanlı’nın çöküş yılları ile yaşadığımız şu günlerin birebir örtüştüğünü söylemek, sanırım abartı olmaz.