Kulliyatlar - 53. Sayfa - Ibrahimtenekeci
Benzemek, benzetmek…
|
Radyoda acayip havadisler sunan yılışık bir DJ, beyaz bir koyunun siyah bir
kuzu doğurduğunu söyleyince, “artık bu kadarı da fazla” dedim. Koyun doğurmaz. İnsan doğurur. Koyun kuzular, inek buzağılar, tavuk yumurtlar, köpek kunlar. DJ’in bu yaptığını “bilgisizlik işte” deyip geçiştirebiliriz. Fakat mesele bu kadar basit değil. Hayatın her alanında, bilinçli ya da bilinçsiz, tam bir tek tipleşmeye doğru gidiyoruz. Kültür sanatta, politikada, eğitimde, ticarette, velhasıl hayatımızın her alanında, sanki her şey tek kalıp, tek başlık altında toplanmaya çalışılıyor. Böylece, herkes herkese, her şey her şeye benzemiş olacak. Olayı, bütün meyveler bir ağaçta toplanmak isteniyor gibi düşünün. Bu ilk bakışta iyi gibi görünebilir. Fakat biz bu ağaca ne diyeceğiz? Evet, tam bir tek tip haline getirme durumu söz konusu. Başörtüsü bu yüzden istenmiyor. İmam Hatip okullarına bu yüzden karşı çıkılıyor. İsmail Kara veya Hasan Aycın’a bu yüzden mikrofon uzatılmıyor. Farklı seslere, mesela İdris Küçükömer veya Nurettin Şirin’e bu yüzden tahammül edilmiyor. Bazı subaylar, bu yüzden ordudan atılıyor. Kürtler, bu yüzden sıkıntı yaşıyor. Özgün bir duruş sergileyen, orijinal işler yapmak isteyen, bu yüzden meczup damgası yiyor. Sadece bu kadarla kalmıyor. Kalsa, yine iyi… Çevrenize bir bakın. Ne erkekler erkeğe, ne kadınlar kadına benziyor. Sanki hepsi, orta yerde buluşmuş gibi. (Bu satırları yazarken, bıyıklı olduğumu hatırlatırım.) Belki de bunun için, ne erkek ne de kadın olan Zeki Müren “sanat güneşi”, Bülent Ersoy “diva” olarak takdim ediliyor. Erkek arkadaşıyla evlilik hazırlığı yapan bir erkek, yani Cemil İpekçi, büyük modacı olarak sunuluyor. Bazı büyük gazete ve dergilerin ısrarla öne çıkardığı edebiyatçılar da maalesef böyle. Mimaride de durum farklı değil. Eski evlere, camilere bir bakın. Her biri başka güzel... Her biri, bazı özellikleriyle diğerlerinden ayrılıyor. Şimdi ise camiler birbirinin fotokopisi gibi. Evler de öyle: Dört direk dik, üstüne beton at… Bütün bu “benzerlikler” ve gelişmeler üst üste gelince, haliyle insanın kafası karışıyor, refleks göstermeye başlıyor. Ve işin altında başka şeyler arayıp peş peşe soru sormaya başlıyor. Mesela, “ortak akıl” safsatası ile iki farklı kutbu “ortak bir noktada” buluşturmak da neyin nesi? Bir Müslüman, bir ateistle niye ortak bir noktada buluşsun ki? Onların ortak neyi olabilir? Müslüman Türk milletinin milli değerleri söz konusu olduğunda, niçin “milli mutabakat” şartı aranıyor. Bu ne demek? Madem bu milletin yüzde doksan dokuzu Müslüman, o halde kiminle mutabakat aranıyor? “Ortak değerler” kavramının içinde, niye dinimize ait bir şey yok? İnsanları ve ortamları birbirine benzeterek, kim, ne kazanç elde edecek? Müslüman Türk milleti, kocaman bir sürü mü yapılmak isteniyor? DJ örneğinde göründüğü gibi, dilimiz budanarak, birkaç yüz kelimeye indirilerek, uzaktan kumandalı bir robota mı benzetilmeye çalışıyoruz? Sadece komutları algılayan ve emir tekrarı yapan… Unutmayın ki, “benzetmek” kelimesinin bir diğer anlamı da dayak atmaktır. Dolayısıyla, birileri bizi fena benzetiyor... |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi