Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kara kutulardan biri daha açıldı - Ibrahimtenekeci - 54. Sayfa

Kara kutulardan biri daha açıldı

Ali Cevat Borçbakan, Avrupa devletlerinin Osmanlı’dan alacaklarını tahsil etmek için kurulan Duyun-u Umumiye Teşkilatı’nın son genel müdürüdür.
Uludağ Üniversitesi yayınlarından çıkan hatıralarından öğrendiğimiz kadarıyla, çok hareketli bir hayatı olmuştur. Öğrencilik yıllarında Fizan’a sürülmüş; sonra sırasıyla Trablusgarp, Selanik, Üsküp, Yanya, Hayfa, Bursa, Afyon, Adana, Trabzon, Konya ve Ankara’da bulunmuştur.
Ali Cevat’ın, Osmanlı’nın en kritik yıllarında, 1897’den 1922’ye kadar çok geniş bir coğrafyayı gezmesi, yazdıklarını önemli kılmaktadır. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarını yaşamış, Birinci Dünya Savaşı’nı naklen izlemiş, Sevr’in yıkıcı sonuçlarını görmüş, İstiklal Harbi’ne şahit olmuştur. Bir anlamda, o dönemin kara kutularından birisidir.
Ali Cevat’ın bir diğer özelliği de öngörüsünün çok kuvvetli olmasıdır. Mesela, 20 Haziran 1919 tarihinde şu satırları yazmıştır: “Almanlar kayıtsız şartsız barış anlaşmasını kabul ettiklerini açıkladılar. Ama bunun intikamını bir gün alacakları kesindir. Belki ben görmeyeceğim, fakat torunlarım bu intikamın alındığını göreceklerdir ve yeni bir genel savaşa dünya karışacaktır.”
Nitekim yirmi yıl sonra İkinci Dünya Savaşı çıkmıştır.
Yine, Filistin’de nelerin olacağını önceden görmüştür. İşte, 19 Kasım 1918’de yazdığı satırlar: “Kurulacak Musevi Hükümeti, ihtimale göre, Kudüs’ü merkez yapacak, Beytüllahim, Halil-i rahman ve Yafa havalisini de içine alacaktır. Şayet bu havalide mevcut halkın sahip olduğu arazinin alım satımı kaldırılmazsa, yirmi seneye kalmaz bütün arazi ve mülkler Musevilerin eline geçecektir. Beş kuruşluk bir mala elli kuruş vererek satın alacaklardır.”
Nitekim otuz yıl sonra, Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmuştur.
Abdülhamid’e muhalefet ettiği gerekçesiyle sürgüne gönderilmesine rağmen, onun vefat ettiğini öğrenince, 25 Mart 1918’de şunu yazmıştır: “En büyük mağduru, en büyük düşmanı ben olduğum halde, zamanında savaşsız geçen günlerimiz için koca sultanı takdire başladım. Büyük adammış, tarih de bir gün bu fikrimi tasdik edecektir. Fakat aradan bir elli yıl geçmesi lazımdır. Ne mutlu, elli yıl sonra sağ kalıp da bu satırları okuyana…”
Nitekim 1960’lardan sonra Sultan Abdülhamid’in lehine olan ve onun önemini anlatan yayınlar artmıştır.

 

Borçbakan’ın hatıralarından, Osmanlı toplumunun yapısını, insanların savaş sırasındaki ruh halini, yapılan haksızlıkları, yaşanan çelişkileri ve bunlara benzer onlarca şeyi görmek mümkün. Mesela, Adana’da görevli iken, 15 Aralık 1917’de şu itirazı kaleme almıştır: “Burada maneviyatım bozuluyor, gelecekten ümidim azalıyor. Memurların bir kısmı ile halkın çoğunluğu, gece karanlıkta kalarak emzikteki çocuğuna süt sağlamaktan aciz, odunsuz, kömürsüz, yalnız alabildiği vesika ekmeği ile hayatını sürdürüyor. Bir yandan da, gündüz gibi aydınlıklar içinde sabahlara kadar cümbüş ve kumar partileri içinde eğlenenler var.”
26 Mayıs 1918’de İstanbul’da iken yazdığı şu satırlar da, bazı şeyleri göstermesi açısından önemlidir: “Trabzon’a gidecek Gülcemal vapurunda bin bir iltimas ve tavsiye ile yer buldum. Vapura binecekleri seyrediyorum. Her tarafta bir nöbetçi, bir yasaktır gidiyor. Kucağı çocuklu kadınlar, göçmenler, eli değnekli ihtiyarlar itilip kakılıyor; tango hanımlar ise izinsiz giriyorlar.”
Bu satırları günümüzle kıyasladığımız vakit, fazla bir şeyin değişmediğini göreceğiz.

Birinci Dünya Savaşı biter ve Türk kurtuluş savaşı başlar. Ali Cevat, bu kez Ankara’dadır. Direnişin merkezi olan Ankara’da birçok bilgiye ve gelişmeye birinci elden ulaşır. Dolayısıyla, Ankara’da iken hatıratına yazdıkları, Türk kurtuluş savaşının nasıl başladığını ve devam ettiğini göstermesi açısından da önemlidir.
Mesela, 21 Mayıs 1921’de şöyle yazmıştır: “Mısır, Arabistan ve Azerbaycan ile Kuzey Kafkasya’dan bize katılmak için başvurular oluyor. Fakat Misak-ı Milli sınırları içinde olmadığı için kabul edilmiyor.”
Bu iki cümlenin ne gibi anlamlar içerdiğini herhalde açıklamama gerek yok.
11 Temmuz 1921’de yazdıkları da, Kurtuluş Savaşı’nın yokluk ve ümitsizlik içinde yapılmadığını gösteriyor: “Genel olarak manevi kuvvetimiz fevkaladedir. Asker ve cephanemiz bol. Artık yardım Allah’tandır.”
Hatırat, birçok şeyin yanı sıra, Duyun-u Umumiye’nin iç yüzünü de gözler önüne seriyor: “28 Ağustos 1921. Duyun-u Umumiye’nin İstanbul teşkilatını gördüm. Bütün memurlar Ermeni ve Rum…”
Kuşkusuz, Ali Cevat Borçbakan’ın hatıralarında, altı çizilmesi gereken daha birçok bölüm var. Fakat bunun bir köşe yazısı olduğunu unutmamalıyız. Unutmamamız gereken bir şey daha var: Bu çok önemli kitabı, Doç. Dr. Saime Yüceer yayına hazırlamıştır.