Müslüman her zaman güçlüdür - Ibrahimtenekeci - 58. Sayfa
Müslüman her zaman güçlüdür
|
Umutsuzca konuşanların sayısı her geçen gün artıyor. Haçlılarla baş etmek
mümkün değil, diyorlar. Onlarla İslam dünyası arasında büyük bir güç
dengesizliğinin olduğundan dem vuruyorlar. Onların binlerce tankı, topu,
savaş uçağı, gemisi ve zırhlı aracı varmış. Müslümanlar ise bun imkanların
çoğundan mahrummuş. Dolayısıyla, Müslümanların yenilgisi ve ülkelerinin
işgal edilmesi kaçınılmazmış. Güç dengesinin Haçlıların lehine olduğu doğrudur. Fakat bu, Müslümanların yenilgiye mahkum olduğu anlamına gelmez, gelmemelidir de. Batı dünyası, Türklere ve Araplara, boşu boşuna tarihlerini unutturmaya çalışmıyor. Mutlaka o tarihte, Batılıların işine gelmeyen, hafızalardan silinmesi istenen bir şeyler var. Bu “şey”lerin ne olduğunu öğrenmek için, C.W.C. Oman’ın Ortaçağ savaş sanatını anlattığı Ok, Balta ve Mancınık isimli eserine bakmamız gerekiyor. Kitapta, sadece Batılılara değil, Müslümanlara ait ciddi bilgiler de var. Şimdi, İslamiyet’in Arap yarımadasını aşıp Bizans ile komşu olduğu veya Haçlı Seferlerinin düzenlendiği yılları gözünüzde canlandırmaya çalışın. Düşman, kafadan topuğa kadar zırhlara bürünmüş. Bu da yetmemiş ve atlarına bile zırh giydirmişler. Yine, çağın en önemli, en öldürücü silahlarına sahipler. Özellikle şövalyeler, tam bir savaş makinesine dönüşmüşler. Müslümanlar, işte böyle orduların karşısına çıkıyorlar. Gerisini, kitabın 32. sayfasından okuyalım: “Araplar, zaferlerini ne silahlarının üstünlüğüne, ne de örgütlerinin mükemmelliğine borçluydular. Kadercilikten gelen fanatik cesaretleri sayesinde kendilerinden daha iyi silahlanmış, daha disiplinli askerlerin karşısına çıkabilmişlerdi…” Bu savaşların nasıl bittiğini herhalde bilmeyeniniz yoktur. Ve Türkler… Türklerin karşısındaki rakipler daha donanımlıydı. Kosova, Varna, Niğbolu ve Mohaç’ta, yeniçerilerin karşısına, Hıristiyan dünyasının en seçkin askerleri çıkmıştı. Dışarıdan bakıldığında, durum ümitsiz gibi görünüyordu. Bir yanda, tepeden tırnağı zırha bürünmüş, sağlam kalkanlara ve kargılara sahip düşman; bir yanda da yalın kılıç yeniçeriler. “Yeniçerilerin teçhizatı çok basitti. Savunma silahı taşımıyor, sadece sivri uçlu bir keçe başlık ve dizlerine kadar uzanan bol gri gömlek giyiyorlardı. Bir palası ve uzun bir kılıcı vardı. Sofuca bir disiplin, yakın dövüşte onu yenilmesi zor bir düşman haline getiriyordu.” Sayfa 122 Bu savaşların da nasıl bittiğini iyi biliyorsunuz. Üzerlerinde kuru bir gömlekten başka şey olmayan yeniçeriler; adeta yürüyen demir-döküm sobalara benzeyen düşmanı, ekin biçer gibi biçmiştir. Bütün bu satırları okuduktan sonra, anlam ve önemini yitiren şeylerin başında, herhalde “güç dengesi” geliyor. Ve bunun, Müslümanları ürkütmek, sindirmek, cesaretlerini kırmak için icat edildiğini de anlamakta zorlanmıyoruz. |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi