Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kulliyatlar - 61. Sayfa - Ibrahimtenekeci

Bu sayfaya dair

Bir yıldır bu sayfanın editörlüğünü yapıyorum. Bu zaman zarfında, dikkat çeken ilk şey, genç isimlerin gazeteye kazandırılması oldu. Artık Osman Toprak, Fatih Sertyüz, Ayhan Demir, Yusuf Genç gibi genç ve yetenekli isimlerden söz edebiliyoruz.
Düşünce sayfasında, kendi adıma yapmaya çalıştığım şey, gerek yazılarımla, gerek iktibaslarla, okuyuculara sağlam bir duruş ve yüksek bir tarih şuuru kazandırmak oldu, oluyor. Bir yandan Avrupa Birliği’ne girmeyi istemek, bir yandan da "kahrolsun Batı" diye slogan atmak, takdir edersiniz ki, tutarlı bir davranış biçimi değildir.
Tarihini öğrenen insanlar, yaşadıkları topluma ve topraklara derin bir bağlılık duyarlar. Vatan ve millet sevgisinin ne demek olduğunu bilirler. Vefa duyguları gelişir.
Bugüne kadar, bazı şeylerin hakkını tam anlamıyla verdiğimizi söyleyemeyiz. Mesela İstanbul’un fethini muhteşem şölenlerle kutluyor; fakat fetihle ilgili yayınlara gereken ilgiyi göstermiyoruz.
Sadece heyecanın yetmediği, bu heyecanın bilgiyle takviye edilmedikçe geçici olduğu, bilinen bir gerçektir.
Türkiye’de, doksanlı yıllardan itibaren ciddi bir çürümenin olduğu, artık her kesim tarafından kabul edilmektedir. Öyle ki, bu çürümenin tetikleyicilerinden olan bazı kişiler bile, gelinen noktadan duydukları rahatsızlığı sık sık dile getirmektedir.
Bu çürümeden, sağcısıyla solcusuyla herkes, az veya çok nasibini almıştır. "Almadım" diyenin de nesli tükenmek üzeredir.
Sözgelimi, artık, yapılan işlere değil, kurulan ilişkilere dikkat ediliyor. İlişkileriniz sağlamsa eğer, işinizi iyi yapıp yapmadığınızla ilgilenen pek yok. Durum bu olunca, işinin hakkını verenler, hakkını alamaz oluyor. Mesela, hakiki şairlerin üstü örtülmeye çalışılırken; en kakavan şiir yazıcısı, "büyük şair" olarak takdim ediliyor. Ödül mekanizması da, onun için çalışıyor. (Örnekler çoğaltılabilir.)
Yine, "titizlik ahlakın ta kendisidir" sözünü ilke edinip işinizi titiz yapmak istediğiniz vakit, "yavaş olmakla" suçlanabiliyorsunuz.
Doksanlı yıllardan itibaren başımıza gelen bir diğer olumsuzluk da, söz söyleme kanallarının, hakiki edebiyatçılara ve yerli düşünceye kapatılmasıdır. Söz, yerli düşünürlerin, edebiyatçıların elinden alınıp yersiz yurtsuz ve yeteneksiz kişilere verilmiştir. Bu kişilerden sağlıklı fikirler, parlak çözümler, merhem olacak çareler beklemek, Godot’yu Beklemek gibidir.
Mesela, "Türkiye’nin Suriye ile ilgili politikası ne olmalıdır" sorusunun cevabını almak için, mikrofonlar İsmet Özel veya Sezai Karakoç’a değil; İsrail ve Amerika’ya özel bir muhabbet besleyen kişilere uzatılıyor. Dini bir mesele söz konusu olduğunda, Burhan Bozgeyik veya Mevlüt Özcan dururken; kameralar, sözde din adamlarına odaklanıyor. Bu adamların görevi de belli: Dini sulandırmak…
Birçok üniversite, konuşmacı olarak Süleyman Çobanoğlu veya Haydar Ergülen’i değil; Hülya Avşar veya buna benzer birini davet ediyor. Verdikleri ödüller de bu şekilde.
Şair ve yazarların geri çekilmesi, fikir ve irfanın da geri çekilmesi anlamına geliyor. Ortalık, Batının sözlerini çoğaltan fotokopi makinelerinden geçilmiyor.
Düşünce sayfamıza katkıda bulunan yazarlar, işte bunun için önemli. Yazarlarımızın çoğu edebiyat dünyasından geliyor. Sağlam referanslara, önemli bir birikime sahipler. Yerli düşüncenin, milli bir duruşun derdini taşıyorlar. Suni gündemlere takılmak yerine, halkımızı ilgilendiren gerçek konulara değiniyorlar.
Evet, güzel ve önemli işler yapıyoruz. Ve biliyoruz ki, güzelliğin üstünü kimse örtemez. Bilakis, güzellik her tür kötülüğün ve çirkinliğin üstünü örter.               Şimdi olmasa bile, bir gün mutlaka örter...

Zalimin zulmü varsa...
Zalimlerin zulüm taktikleri hep aynıdır. Dün Nemrut veya Firavun ne yapıyor, hangi yolları takip ediyorsa; bugün de Amerika veya İsrail aynı şeyleri yapıyor.
1800’lü yıllarda, dönemin süper gücü (süper zalimi) İngiltere idi. Ve bu yıllara ait İngiliz dış politikasını anlatan bir kitapta, şu cümle ile karşılaştım: “Yanımızda yer almayan, bize karşıdır.”
Bugün, süper güç (süper zalim) unvanını, İngiltere’nin bir üst modeli olan Amerika taşıyor. Dikkat ederseniz, yöntemde en ufak bir değişiklik yok. İşte Bush’un sözleri: “Ya bizimlesiniz ya da karşımızdasınız.”
Bugün Amerika güçlü kuvvetli olabilir, fakat adına “güç” dediğimiz şey, kimsenin elinde sonsuza denk kalmaz. Çünkü dünyanın ne getireceğini kimse bilemez.
Mesela; kudretli Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun savaş gemileri, daha yüz yıl önce, Adriyatik Denizi’nde gururla dolaşıyordu. Bugün ise, her iki ülkenin de denize kıyısı yok!
Üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu, bugün nasıl sisli bir ada parçasına sıkışıp kalmışsa; gün gelir, Amerika Birleşik Devletleri de böyle olur…