Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Dün: Paris ve Berlin Bugün - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 67. Sayfa

Dün: Paris ve Berlin Bugün: Brüksel ve Kopenhang

  Paris Barış Kongresi, 25 Şubat 1856’da başlar ve 30 Mart’ta anlaşma ile sona erer. Anlaşmaya göre, “Osmanlı, Avrupa devletler topluluğuna alınacak ve Avrupalı diğer devletlerin yararlandığı haklardan yararlanacaktı. İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve Avusturya-Macaristan’dan oluşan taraflar, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını kabul ediyordu.” Siyasal Tarih, Toktamış Ateş
“Paris Antlaşmasını imzalayan taraflar, Osmanlı İmparatorluğu’nun bağımsızlığına ve bütünlüğüne saygı duyma ve garanti verme konusunda anlaştılar. Ancak bu garantilerin değersiz olduğu kısa sürede ortaya çıkacaktı.” Osmanlı’nın Son Yılları, A. L. Macfie
Sonuç: Paris Barış Kongresinden kısa bir süre sonra, batılılar hangi anlaşmaya imza attıklarını unutmuş, yani sözlerini tutmamış ve Osmanlı Devleti’ni parçalamak için tekrar atağa geçmişlerdir.
“Yeryüzü adeletinin ilginç bir belgesi olan Berlin Anlaşması 13 Temmuz 1878’de imzalanmıştır ve bütün büyük Avrupa devletlerinin, birinin hepsini, hepsinin birini destekleyeceğini, Türkiye’ye kalan topraklara dokunulmayacağını ve Türkiye’nin Avrupa koruması altında olacağını garanti etmektedir. Anlaşma şartlarına ne kadar uyulduğunu ise herkes bilmektedir.” Türkiye 1915, Paul R. Krause
Sonuç: Paris Barış Kongresinden sonra yapılanlar, Berlin Anlaşması için de geçerlidir.
Avrupa Birliği’ne girmek için yoğun bir çaba sarfettiğimiz şu günlerde, bu tarihi gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum.

Yaş ilerledikçe...
İnsanın yaşı ilerledikçe, kendi kültürüne, medeniyetine, gelenek ve göreneklerine olan bağı artıyor.
Ağaçlar, bu konu için ideal bir örnek. Fidanı ilk diktiğinizde, kökü derinlerde olmadığı için, toprağıyla olan bağı kuvvetli değildir. Büyüdükçe, toprağa kök salar. Ve belli bir yaşa geldiğinde, toprakla arasındaki bağ o kadar güçlü olmuştur ki, onu yerinden etmek neredeyse imkansız hale gelir.
Gençlerin yenilikçi olması, belli bir yaşın üstündekilerin ise genellikle gelenekçi olması da, yine bununla ilgilidir.
Evet, insanın yaşı ilerledikçe, toprağına olan bağı artıyor. Sözgelimi, gençliğimde Paris’e gitmeyi çok isterdim. Çünkü o şehirde Arthur Rimbaud, Baudelaire, Paul Valery gibi büyük şairler; Victor Hugo, Balzac gibi romancılar yaşamıştı. Onların soluduğu havayı solumak, onların gezdiği yerlerde, mesela Seine nehrinin kıyılarında veya kafelerin olduğu sokaklarda gezmek isterdim. Şimdi ise Paris’i değil; Gümüşhacıköy’ü, Şarkikaraağaç’ı, Kadınhanı’nı merak ediyor ve ilk fırsatta oralara gitme planları yapıyorum.
Ahmet Hamdi Tanpınar Narmanlı Han’da oda kiralayıp kalmış diyerek, sık sık oraya uğruyorum. Yolumu uzatmak pahasına, bir zamanlar Şeyh Galip’in evinin olduğu rivayet edilen Sütlüce’deki arsanın önünden geçiyorum.
Yine, Endülüs denilince aklıma Borges’in bir hikayesi gelirdi. Şimdi ise, Salih Bin Şerif’in Endülüs Mersiyesi aklıma geliyor.
Cezayir denilince aklıma Albert Camus’nün Yaz isimli roman/günce karışımı eseri gelirdi. Oran şehrinin sokaklarında gezmek, Akdeniz’e bakan üçüncü sınıf bir otelde gecelemek, Camus’ye ait "yağmur o kadar çok yağdı ki, deniz bile sırılsıklam oldu" cümlesini yaşamak isterdim. Şimdi, Cezayir deyince, Fransızların katliamı, Cezayir halkının şanlı direnişi ve Abbas Medeni aklıma geliyor.
Gençken, Andre Gide, Jean Paul Sartre, Cesare Pavese, John Steinbeck, Eliot, James Joyce gibi yazarları okumadan bu iş olmaz derdim. Nitekim okudum da.
Şimdi, adı geçen bu kişilerin önemini kabul etmekle beraber; önce Abasıyanık, Tanpınar, Sabahattin Ali, Esendal, Behçet Necatigil, Ahmet Muhip Dıranas, Ziya Osman Saba, Mehmet Akif Ersoy, İsmet Özel gibi edebiyatçıların okunması gerektiğini düşünüyorum.
Gençlik döneminde yapılan, hayal edilen şeyleri özenti veya batı hayranlığı olarak da düşünmediğimi belirtmeliyim. Sadece, sıralamayı şaşırmıştım, o  kadar.
Aynı evde, apartmanda, sokakta oturduğumuz insanları es geçip diğer mahallelere gitmiştim. Durum buydu.
Peki, tekrar sokağıma dönmeseydim ne olurdu? Kimileri gibi, gövdem burada, köklerim başka yerde olurdu.
Tabii kökünüzün olması, sizin köksüz olmadığınız anlamına da gelmezdi.