Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bir ibret vesikası olarak Abdüllatif Şener - Ibrahimtenekeci - 76. Sayfa

Bir ibret vesikası olarak Abdüllatif Şener

Hurma çekirdeğinin garip bir hikayesi vardır: Hurma çekirdeğini atmaya kıyamayız da; varsa bahçemizin, yoksa saksımızın bir köşesine iliştiririz onu.
Bir veya iki yaprak kendini gösterir. Sonra, kış mevsiminde kaybolur gider ve kendisinden bir daha haber alınamaz. Neredeyse her sene, bu işlem yenilenir. Milyonlarca hurma çekirdeği bahçeye veya saksıya dikilmesine rağmen, ortada bir tane hurma ağacı yoktur. Bu sonuca rağmen, kimse, hurma çekirdeğini dikmekten usanmaz.
Üç yıllık tecrübeden anladık ki, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yaptığı da, hurma çekirdeği dikmekten başka bir şey değil. Görünüşte, iş yapmış ya da yapıyor gibi oluyorlar; fakat sonuca baktığımızda, kocaman bir sıfırla karşılaşıyoruz.
Haliyle, iş, bireysel yeteneklere kalıyor. Bu başarısızlıklarını kapatmak için, değişik bir şeyler yapıp gündeme gelmeleri gerekiyor. Öyle şeyler yapmalılar ki; hep bu ‘şeyler’ konuşulsun, icraatların konuşulup tartışılmasına sıra gelmesin.
Bireysel yeteneklerden biri de Abdüllatif Şener.
Hatırlarsanız, kasım ayında, ‘şarap üretiminin sorunları’ başlıklı bir toplantıya konuşmacı olarak katılmıştı da, mahçup bir ses tonuyla; “Ben bu nesnenin her şeyini bilirim. Bir tek tadını bilmem” demişti. “Şarabın, milli içkimiz olan rakının baskısı altında olduğunu”da ilave etmeyi unutmamıştı.
Şener, “şarabın tadını bilmediğini” söylerken, gururlu ve ayrıcalıkla değil, “bir suçlu gibi ezik”ti. Sanki, içki içmemek, ona göre bir kusurdu. Ama ne yapsındı, içinde doğduğu/bulunduğu ortam, elini ayağını bağlıyordu.
Şener, konuşmasını, “Çağdaş dünyada içkinin yasaklanması mümkün değil” sözleriyle bitirdi.
İki hafta sonra, hükümetin içki tüketimiyle ilgili bazı kararlar alıyor görünmesi ile Şener’in “çağdaş dünyada içkinin yasaklanması mümkün değil” cümlesini yan yana koyduğumuz vakit, AKP’nin samimiyet sınavını bir kez daha kaybettiği ortaya çıkıyordu.
Abdüllatif Şener’i işlemeye devam edelim.
Bir hafta kadar önce, ana haber bültenlerinden birinde,  yine kendisini gördüm. Şiirle arası çok iyiymiş, şair ruhluymuş. Ahmet Muhip Dıranas’ın Fahriye Abla başlıklı şiirini okuyor. Adeta kendinden geçti.
Hele, “İçini gıdıklardı tüm erkeklerin” dizesini okurken, yüzüne öyle bir şekil verdi ki; gözleri kısıldı, kaşları değişik bir şekil aldı, dudakları ileriye doğru şehvetle uzandı ve bu manzara karşısında utanmadan edemedim. İster istemez, bu durum karşısında ailesinin ne düşündüğünü merak ettim.
İki gün önce, haber bültenlerinden birinde, yine kendisini gördüm. Evini, bir kez daha basına açmıştı. “İçki yasağına karşı olan Bakan” diye anons edildi. Ürgüp Belediye Başkanı, kendisine şarap hediye etmiş; onlar gösterildi. “En sevdiğim şairler Nazım Hikmet ve Necip Fazıl” diyerek, politikada ne kadar ustalaştığını gösterdi. Her kesimin kutsalına sahip çıkmalıydı ki, her kesimden oy alsın. Bugün sağcılar, solcular; yarın şunlar bunlar.
Özel haberin sonunda, oğlunun küpe takması gündeme geldi. Şener, “Oğlunun taktığı küpeyi anlayışla karşıladığını söyledi.”
Fakat, bizim kendisini anlayışla karşılamamız mümkün değildi. Ortaya, okumuş olduğunuz bu yazı çıktı.
Ne diyelim. Allah yardımcısı olsun.
*
Yabancı Damat dizisinde, oğullarını Türk kızıyla evlendiren Yunanlı aile, noel kutlamalarına hazırlanıyor. O sırada İstanbul’dalar. Damadın babası, Atina’daki annesini arıyor ve onu, İstanbul’da kutlayacakları noele davet ediyor. Türklere iyi gözle bakmayan ve başından beri torununun bir Türk kızıyla evlenmesine karşı çıkan yaşlı kadın; “Türk kızı noeli kutlamanıza kızmaz mı” diye soruyor.
“Hayır” diyor, “noeli kutlamamızı en çok o istiyor.”
Bu satırları da, yazımızın bir parçası olarak kabul edelim.

 

Pamuk üreticileri
Önce, büyük düşünür Nurettin Topçu’ya kulak verelim: “Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır. Biz onda şu vasıfları arıyoruz: Önce ömründe aynı kanaatin, aynı imanın sahibi olan adamdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez, muhitine uymaz; muhiti kendine uydurur, uydurmazsa çarpışır...”
Bu satırları pencere olarak kullanırsak, Orhan Pamuk’un “büyük adam” olmadığına karar veririz.
Onun gibiler, son ikiyüz yıldır daima var oldular. Batılılar, içimizden birilerini seçtiler, seçtikleri kişilerin önemli olduğuna inanmamız için gerekli hazırlıkları yaptılar ve herkesin o kişileri ciddiye aldığı günler geldiğinde; kendi düşüncelerini onların ağzından bizlere ilettiler. Nitekim, Orhan Pamuk davasına batılıların yoğun ilgi gösterip ona sahip çıkması; bir bakıma kendi düşüncelerine sahip çıkmaları anlamına geliyor.
Orhan Pamuk’un seceresine baktığımızda, Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın sponsoru olduğu bir kursa katıldığını ve üç sene Amerika’da kaldığını görüyoruz. Türkiye’de pek ödül alamamasına karşın, Avrupa ülkelerinden neredeyse ayda bir ödül alması da, oldukça anlamlıdır.
Ermeni tarihçilerinin bir kısmı bile, mesela Levon Panos Dabağyan, “soykırım diye bir şey yoktur” derken; Orhan Pamuk’un soykırımdan bahsetmesi; Batı politikaları ile bire bir uyuşuyor. Çünkü batı, bu tür meseleleri Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmakta usta.
Ayrıca, Orhan Pamuk’un tepkilerden şikayetçi olmaya hiç hakkı yok. Çünkü, tabağınıza ne doğrarsanız, kaşığınıza o gelir.