Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Başkasının sesiyle konuşmak - Ibrahimtenekeci - 80. Sayfa

Başkasının sesiyle konuşmak.

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’da önemli bir toplantı yapıldı. Toplantıya Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün yanı sıra, Iraklı Sünnilerin temsilcileri ve ABD’nin Türkiye Büyükelçisi de katıldı.
Sayın Gül’ün, Amerikan büyükelçisinin yanında, gözü önünde, Iraklı Sünnilerin temsilcilerine söylediği şu söz, toplantının amacını özetler mahiyetteydi: “Şiddete başvurmak yerine, seçimlere katılın, haklarınızı siyasi yollardan arayın.”
Demek öyle...
Şimdi, Kurtuluş Savaşı yıllarına geri dönelim.
Düşman, dört bir yandan Anadolu’yu işgal etmiş: Yunanlılar, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar... Irak’taki çok uluslu işgal gücü gibi, Anadolu’nun her yerine doluşmuşlar.
Anadolu’nun birçok yerinde, irili ufaklı direniş grupları kurulmaya başlamış. Yer yer çatışmalar çıkıyor, düşmana zayiat verdiriliyor. Sonra, biri çıkıp Türk halkına şunu diyor: “Ey ahali! İşgalcilere karşı direnmek, vatanınızı düşmandan korumak yerine, haklarınızı siyasi yollardan arayın.”
Sayın Gül’ün Iraklı Sünnilerin temsilcilerine söylediği, işte böyle bir şey. Yani, öldürene değil, ölene nasihat ediyor: “Bırak öldürsün. Senden sonra gelenler onu mahkemeye verir, hakkını ararlar...”
Bu tavsiyenin, Irak’ta Amerikan kayıplarının artarak devam ettiği bir döneme denk gelmesi, hem kafalarda soru işaretleri oluşturuyor, hem de kime hizmet edildiği konusunda bir fikir veriyor.
Sayın Gül’e sormak lazım: Filistinliler haklarını siyasi yollardan aradılar da ne oldu? Siyonistler daha da azgınlaşmadı mı? Toprak kayıpları artarak devam etmedi mi? Bebekler bile şehit edilmedi mi?
Şunu da sormak lazım: Irak’ta şiddetin sorumlusu kim?
Galiba birilerine, Batıl ile aynı safta yer almanın ne kadar sakıncalı olduğunu hatırlatmak; Hak ile Batıl arasında ne gibi farkların bulunduğunu bir güzel izah etmek gerekiyor.
Büyülenmenin verdiği sarhoşlukla, unutmuş olabilirler.
Mesela, Müslümanlar, yenildikleri zaman kusurları kendilerinde ararlar. Sözgelimi, Balkan Harbi’ni kaybettiğimiz zaman, kendimizi suçladık. Askerler arasındaki fikri ayrılıktan, disiplinsizlikten, emir komuta zincirinin bozuk, subayların yetersiz olduğundan bahsettik.
Irak işgal edildiğinde, Iraklıların doğru dürüst savaşmadıklarını söyledik. Şimdiki manzaraya bakıp, vatanını hakkıyla savunmayanın sonu böyle olur diye ibret aldık.
Yeniliyorsak, kendi kusurumuzdan dolayı dedik. Mutlaka bir yerde yanlış yapmışızdır, diye de ilave ettik. Dinimize daha sıkı sarılmalıyız, daha çok dua etmeliyiz diye bir birimize nasihatta bulunduk.
Fakat Batıl böyle mi? Değil.
Bir örnek: Hıristiyan dünyası, Haçlı Seferleri esnasında, peşpeşe ağır mağlubiyetler alınca, birçok hıristiyan din adamı Allah’a isyan etmiş ve “Allah’ı, Müslümanların zaferine göz yummakla suçlamıştı.”
Dolayısıyla, karşımızda, gerektiği zaman Allah’ı bile suçlama cüreti gösterecek bir topluluk var. Bir küstahlar topluluğu... Ve böyle bir topluluğun kaybetmesi, hüsrana uğraması yakındır.
Unutmayalım ki, Allah’ın isimlerinden biri de Es Sabır’dır. Yani, asileri, zalimleri, din düşmanlarını hemen cezalandırmayıp çok sabreden.
Ve bu topluluk kaybettiği zaman, kendilerine yardım edenleri de, gittikleri yere beraberinde götürürler. Artık orası neresi ise...

“Gelişmiş ülke” edebiyatı
Bozuk kaldırımda yürümek zorunda kalsak, bir otomobil üzerimize çamur sıçratsa, elektrikler kesilse, sular akmasa, hastahanede sıra beklesek, buna benzer şeyler olsa, hemen şu tepkiyi veriyoruz: “Gelişmiş ülkelerde böyle mi?”
Elbette, düzgün bir yaşam sürmek hepimizin hakkı. Fakat, dünya hayatı, sadece kaldırımdan, trafikten, kesilmeyen elektrikten ibaret değil.
Öncelikle, “gelişmiş ülke”lerin, tıkır tıkır işleyen bir sistem kurmak için neleri feda ettiklerine bakmak gerekir. Malum: İnsanlar, dünyalıklarını kazanmak konusunda aşırıyı gittikleri zaman, genellikle bazı şeylerini kaybederler. Ve, İsmet Özel’in deyimiyle, “neyi kaybettiklerini de hatırlamazlar.”
Mesela, Avrupa’da, evlenen çiftlerin yüzde altmışı, bir iki seneye kalmadan boşanıyor. Gençlik, uyuşturucu ve alkolün pençesine düşmüş. Aynı cinsten insanların kendi aralarında yaptıkları evlilikler her geçen gün artıyor. Çocuk yapmak yerine, kedi-köpek besliyorlar. Birbirlerine güvenmedikleri için, her yeri güvenlik cihazlarıyla, kameralarla donatıyorlar. [Oysa, ülkemizin birçok yerinde, kapı kitlemenin ne olduğu bile bilinmez.] İçlerini dökecek bir dostları olmadıkları için, psikologlara dünya kadar para veriyorlar.
Ne yapacaklarını şaşırmışlar. Önce, kurşun geçirmeyen zırh icat ediyorlar, sonra da o zırhı delecek kurşunu... Her alanda böyleler.
Ayrıca, maddi zenginliklerinin devam etmesi için, her yola başvurmaktan çekinmiyorlar. Daha geniş bilgi için, Avrupalıların son iki yüz yılda ne gibi savaşlara giriştiklerine, nereleri işgal edip sömürgeleştirdiklerine bakmak yeter. [Yok edilen uygarlıklar, talan edilen zenginlikler, köle olarak pazarlarda satılan insanlar...]
Bu şekilde gelişmiş ülke olacaksak, geliştikten sonra onlara benzeyeceksek, ben bu halimize razıyım. Varsın, ara sıra elektrikler kesilsin, sular akmasın...