Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Bu Ne Cüret - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 82. Sayfa

Bu ne cüret..
 

Haber şöyle: “Göztepe parkına cami yapılmasına karşı çıkan yaklaşık beş yüz kişilik grup, eylem sırasında kendilerine soru yönelten Vakit Gazetesi muhabiri Kenan Kıran’ı linç etmek istedi. Polis, kalabalığın arasından güçlükle çıkardığı muhabiri linç edilmekten kurtardı.”
Bu, çok önemli bir gelişmedir.
Belli ki; “Kadıköy’deki bir parka köpek barınma merkezi yapılırken ve yeşil alanlar yok edilirken neredeydiniz” sorusu, cami karşıtlarını fena kızdırmış. Çünkü Vakit muhabirinin sorduğu soru, “cami istemezük” diye slogan atanların niyetini ortaya çıkarıyor: Amaçları ağaçları, çimenleri korumak değil; semtlerini İslam’dan korumak...
Eski yazılarımın birinde; Türklerin hiçbir zaman Kadıköy’ü fethedemediklerini ve buranın Bizans olarak kaldığını; bunu dengelemek için de, buranın hemen yanındaki Üsküdar semtine ağırlık verildiğini yazmıştım.
Üsküdar, bunun için önemliydi. Dini hassasiyeti olan şairler, bunun için Üsküdar’ı öven şiirler yazıyorlardı. [Daha geniş bilgi için bakınız: Seyfettin Ünlü’nün hazırladığı Üsküdar Şiirleri Antolojisi.]
İtiraf etmem gerekirse, bu düşüncemden dolayı bir hayli tepki almıştım.
Kadıköy’de yaşayanların da Müslüman olduğu falan söylenmişti. Oysa, benim kastettiğim şey, din hanesinde yazan o kelime değildi. Zihniyetle ilgili bir durumdu.
Neyi işaret ettiğimi anlamak için, söz konusu haberi okumaya devam edelim: “Olayın ardından beş kişilik başka bir grup da Göztepe parkına gelerek eylemin yapıldığı yerde ‘cami hakkımız engellenemez’ yazılı pankart açtı.”
Hatırlarsanız; Kadıköy Belediye Başkanı da, ilçelerine yapılması planlanan Fatih Sultan Mehmet heykeline karşı çıkmıştı. Heykele ben de karşıyım. Fakat, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği için değil...
*
Yazının girişinde, bu haberin çok önemli bir gelişme olduğunu söyledim.
Bir İslam beldesinde, cami istemeyen bir avuç insanın, cami taraftarı olan bir Müslümanı linç etmeye çalışması, artık meselenin hangi noktalara geldiğini gösteriyor. Bu şaşkınlar güruhunun bu kadar cüretkâr olması, iyiye alamet değil.
Çünkü, 1071 yılından bu yana, ilk kez, “camiye hayır” yürüyüşü yapılıyor. İlk kez, cami karşıtı sloganlar atılıyor. İlk kez, “bedenimizi çiğnemeden cami yapamazsınız” deniliyor. Ve bunu “Yurtseverler Hareketi” adı altında, Lionscularla kol kola gerçekleştiriyorlar.
Galiba, bu toprakları hâlâ Bizans sanıyorlar.
Peki, bu şaşkınlar, bir Müslümanı linç etme ve bu şekilde kendilerini gösterme cesaretini kimden alıyorlar?
Kimden olacak?
Mekke’ye gitmek istemeyen Cumhurbaşkanı’ndan; dindarları “birinci tehdit” olarak gösterenlerden; malum zihniyetin elinde olan hakim medyadan... Ayrıca; Müslümanlara yönelik haksızlıklara ve İslam’a yönelik saygısızlıklara ses çıkarma cesareti gösteremeyen iktidar partisinden...
Bu linç girişimi, Hürriyet ya da Sabah gazetesinin muhabirine yapılmış olsaydı, Başbakan Erdoğan’ın esip gürlemesini çoktan duyardık.
Bu şaşkınlar bilmelidir ki, camiler, bu toprakların tapu senetleridir. Ve hiç birimiz, bu tapulardan vazgeçmek niyetinde değiliz. Hele, sahte “yurtseverlere” karşı, asla...

 

Tufandan sonra
Merdivenşiir dergisinin Aralık sayısında, Mehmet Sabri Genç’in “Öteki’nin çöküşü, şairin doğuşu” başlıklı yazısı şu cümlelerle başlıyor: “Nuh Peygamber’in, ‘tufan sona ermiş mi, git bak’ diye gönderdiği karga yolda giderken, bir dağın tepesinde bir leş görür ve hemen yemeğe koyulur. Bu arada, tekrar dönüp tufan hakkında haber vermeyi unutur. Sonra o karga, ‘ayrılık kargası’ diye anılır.”
Bu güzel yazıyı okuyunca aklıma şu geldi: 28 Şubat süreci, dindar insanlar için bir tufandı. “Tufan dinmiş mi, gidin, bakın” diye gönderilenler, karga ile aynı kaderi paylaştılar.