Milli Meseleler - Külliyat - Ibrahimtenekeci - 86. Sayfa
Milli meseleler...
|
“Milli mesele” olarak gördüğümüz ya da böyle bir kimliğe büründürdüğümüz her
şeyi elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. Ondan sonra, olacağı varsa da olmuyor.
[Milli mesele eşittir milli dava] Türkiye-İsviçre maçından sonra ortaya çıkan tabloya bir bakın. Bu maçı “milli mesele” haline getirmeseydik, sonuç bizim için daha olumlu olurdu. En azından, ceza almak durumuyla karşı karşıya kalmazdık. Özellikle yakın tarihimiz bu tür örneklerle dolu. Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesini milli mesele haline getirmiştik. Peki sonuç ne oldu? O tarihten sonra, Amerikalılarla ilişkilerimiz daha samimi bir hal aldı. Üstelik, bırakın suçluları cezalandırmayı, bir özür bile dilememelerine rağmen. Abdullah Öcalan’ın İtalya’da barındırılmasını da milli mesele haline getirmiştik. Bugün, İtalya Başbakanı Berlisconi ile Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan, aile dostu. Kerkük’ü milli mesele olarak dillendirmeseydik, belki de oradaki nüfus yapısı, Türkmenlerin aleyhine değiştirilmeyecekti. Şimdi, işin içinden çıkabilen çıksın. Kuzey Irak’taki “istenmeyen oluşumlar”ı milli mesele haline getirmeseydik, Barzani, Beyaz Saray’ın kapısına bile yaklaşamazdı. Şimdi Kuzey Irak’a, ancak konser versin diye İbrahim Tatlıses’i gönderebiliyoruz. Neyse ki, onun ve saz arkadaşlarının başına çuval geçirmediler. Sovyet yapımı SS füzelerinin Kıbrıs Rum Kesimi’ne konuşlandırılmasını da milli mesele haline getirmiş, hatta bu durumu savaş sebebi falan saymıştık. Şimdi, Rum Kesimi, o füzelerle geçit töreni düzenleyip gövde gösterisi yapıyor. Batı Trakya da “milli mesele” azizliğine uğrayanlardan. Milli meseleler konusunda ne kadar iddialı(!) olduğumuzu anlamakta zorlanmayan Yunanistan, hemen gerekli işlemleri başlattı: Bölgeye Yunanlıların yerleştirilip nüfus yapısının bozulması, oradaki Türklerin eğitim hakkının kısıtlanması vs. Dış politikada durum bu. Peki, içerideki durum nasıl? Bir bakalım: “Milli şairimiz” Mehmet Akif Ersoy’un oğlu, yokluk içinde yaşadı, trajik bir şekilde vefat etti. Pekala, kendisine iyi bir iş bulunabilirdi. Her yıl adına törenler düzenlediğimiz “Devrim şehidi” Kubilay’ın oğlu, sefalet içinde bir yaşam sürmeye dayanamayıp intihar etti. Arkasında bir sürü borç bırakarak. Oysa, Menemen Olayları, cumhuriyet için milli bir mesele idi. 215 kiloluk topu tek başına kaldırıp İngilizlerin Ocean zırhlısını batırdı diye destanlaştırıp kendisine “milli bir kimlik” verdiğimiz Seyit Onbaşı, hamallık yaparken vefat etti. Aslında bütün bunlar, milli meseleleri ne kadar ciddiye aldığımızı ya da milli mesele kavramından ne anladığımızı ortaya koyuyor. Yukarıdaki örneklere gerçekten “milli mesele” gözüyle baksaydık, sonuçlar bu kadar olumsuz olmazdı. Milli meselelerin hep aleyhimize sonuçlanması, iki gerçeği ortaya çıkarıyor: Birincisi, milletimizin yumuşak lokma haline getirilmesi. Hem maddi, hem manevi olarak olarak içi boşaltılan halkımız, ya kendi derdinin ya da nefsini eğlendirmenin peşinde. Fakirler, “benim derdim bana yeter” diyor; zenginler ise “niçin rahatımı bozayım” diye soruyor. İkincisi ise, apartman yöneticisi bile olamayacak kişilerin, “yönetici” olarak devlet kademelerine seçiliyor veya atanıyor olması.
Olmak ya da olmamak Fıkra mı, değil mi? |
|||||
İslami Okul Okulların En Önemlisi